Geçen nisan tatilinde 3-7 Nisan tarihleri arasında, hazır Ateş'e İngiltere vizesi alıyorken hep birlikte gidelim niyetiyle gittiğimiz Londra gezisinde neler olduğunu, çooook uzun bir zaman sonra anlatmaya çalışacağım.
Gezinin öncesinde vize işleri için epey bir süre uğraşıp, dördümüz için neredeyse doçentlik dosyası gibi bir vize başvuru dosyası hazırladım. İstenen her belgeyi büyük bir titizlikle tek tek dosyaya koydum. Vize başvurumuz sorunsuz geçti böylece.
Sonra yine titiz bir otel seçme süreci yaşadım. 4 kişi kalacağımız için yeterli büyüklükte ve banyo sayısında bir odası olan ve merkezi yerleşimli bir otel bulmam gerekiyordu. Gerçi gidince gördük ki; Londra'da toplu ulaşım ağı o kadar gelişmiş ki, nerdeyse her otelin çok yakınında mutlaka bir metro durağı var. Bu aramalar sonucunda bulduğum otelde çok rahat ettik ve mutlu ayrıldık.
3 Nisan günü öğlen Londra'ya Heathrow havaalanına indik. Hemen, önceden belirlediğim metro hatlarını kullanarak otele vardık. Eşyaları otele bırakır bırakmaz çevre keşfine yemek yiyerek başladık. İlk durak Burger and Lobster oldu. Sonra yürümeye başladık. Otel zaten oldukça merkezi olan Oxford ve Regent caddelerine çok yakın olduğu için otelden çıkar çıkmaz kendimizi Londra'nın göbeğinde bulduk. Booool bol yürüdük, gezdik. Her yerde bol bol şubesi olan Ben's Cookies'ten çeşit çeşit kurabiye yedik. Bunu ilerleyen günlerde de tekrarladık. Sonra otele dönüp, eşyaları odamıza yerleştirip hemen geri çıktık ve daha önceden o saat için biletlerini aldığım Madame Tussauds müzesine gittik. Yürüyerek gittik, çünkü otele çok yakındı. Çok beğenerek, ve bazı heykellere hayran olarak, birçoğuyla fotoğraf çektirerek gezdik. Sonra hemen karşıdaki Regents Park'ta biraz dolaşıp yine şehirde yürüyüşe çıktık. Geceden yola çıktığımız için yorgunluktan perişan bir şekilde odamıza dönüp uyuduk.
Ertesi gün, yine yürüyüşle başladık. Trafalgar meydanından geçerek, o gün seyirlik nöbetçi değişiminin yapılacağı Buckhingam Sarayı'na gittik. Nöbetçi değişimini kalabalık arasında izledik biraz. Sonra yine çok güzel parklardan yürüyerek geçtik, Westminster Abbey'nin önünden geçtik. Ateş'in çok görmek istediği Big Ben ve parlamento binasına geldik. Big Ben restorasyonda olduğu için, sadece saat kısmı açıktaydı. Tabi ki, yine de fotoğraflarını çektik, hemen önündeki köprüden Thames nehrini geçip, yine -iyi ki- daha önceden biletlerini aldığım London Eye'a geldik. Bu sayede epey bir kuyruk beklemekten kurtulduk. London Eye, bir dönüşünü yaklaşık yarım saatte tamamlayan ve bütün Londra'nın tepeden izlenebildiği bir dönmedolap. Çok keyifliydi. En tepede biraz sallanarak da olsa keyifle manzara izledik. Ordan çıkıp iki katlı otobüslere binerek klasik fish and chips yedik. Ordan çıkıp Çin Mahallesi ve Soho bölgelerinde dolaştık. Tabi ki M&M dükkanını gezdik. Lego mağazasına ise, önündeki upuzun kuyruktan dolayı girmedik. Gece Yauatcha isimli güzel bir restoranda çin yemeği yedik. Yorgunluktan bayılıp uyuduk.
Bir sonraki sabah, otelden kahvaltı yapmadan çıktık, Breakfast Club'ta ünlü İngiliz kahvaltısını yerinde test etmeye gittik. Çok da beğendik. Ama buranın kapısında da kuyrukta beklememiz gerekti. Ordan çıkıp Londra Doğa Tarihi Müzesi'ne gittik. Farklı konulara göre bölümlere ayrılmış, oldukça büyük ve çok güzel bir müzeydi. Her bölüme şöyle bir bakmamız bile saatlerimizi aldı. Ordan çıktıktan sonra hemen karşısındaki Victoria ve Albert Müzesi'ne de girmek istiyordum, ama çok yorulduğumuz için giremedik. Onun yerine Covent Garden'a gittik. Burası açık bir pazar yeri gibi. Birşeyler yedik, biraz oturup dinlendik, ve hatırladığım kadarıyla bir Ben's Cookies turu daha yaptık. Sonrasında yürüyerek King's College'a doğru yürüdük. Thames nehri kıyısında biraz gezdik. Akşam ise yine çok önceden biletlerini aldığım Mamma Mia müzikaline biletimiz vardı, Novello tiyatrosunda. Benim için rüya gibiydi, çok çok beğendim. Ayrıca çocuklar da çok beğendiler. Tek problem Novello tiyatrosunun eski bir yapı olmasından dolayı, koltuk aralarının aşırı dar olmasıydı. Rahatsız bir oturumu vardı, özellikle diğer aile üyeleri için. Ama kesinlikle gösteri efsaneydi.
Son tam günümüzde önce King's Cross metro durağına gidip, anı olsun diye Harry Potter filmindeki peron 9.3/4'te fotoğraf çektirdik, tabi ki bunun için de sıra bekledik. Sonra yine bir açık hava pazarı olan Camden Town'da gezip, sonrasında Tower Bridge, London Towers, Shakespeare Global Theatre'ı gördük. Sonrasında da bir başka açık hava pazarı olan Borough Market'i gezdik, birşeyler yedik. Millenium Köprüsü'nden karşıya geçip, bu sefer de değişiklik olsun diye ünlü Londra taksilerinden birine binip otele döndük. Gece, artık son gecemiz olduğu için tekrar çıktık ve yine Oxford ve Regent's caddelerinde gezdik. Çocuklar suşi yediler ve nihayet otelimize geri döndük.
Ertesi gün tabi ki yolculukla geçti. Çok eğlenceli ve çok keyifli bir geziydi. Ama dönüp Nicky'ye kavuşmak da çok iyi geldi :))
Pazartesi, Eylül 10, 2018
Geçen Dönem
Ateş'in geçen dönemde çok okul gezisi oldu. 7. sınıfın 2. yarısını sürekli okulla gezerek geçirdi. Aslında gezerek demeyim, çünkü hepsinde okul olarak bir aktiviteye katıldılar tabi ki. 7. sınıfın başında İzmir'e uzay kampına gittiler dönem olarak, bir önceki yazıda onu yazmamışım. Çok eğlenmiş ve iyi vakit geçirmiş olarak döndü. Geçen sene katıldığı kulüple WSC (World Scholar Cup) ve ISTA (International Schools Theatre Association) gezilerine katıldı.
WSC için İstanbul'a gittiler. Cuma sabahından gidip pazar gecesi döndüler, ordan da bir sürü madalyayla ve eğlenmiş olarak geldiler.
ISTA gezisi, İngiltere'nin Eden şehrindeydi. Tabi önce vize hazırlıkları yaptık. Biz vize için bu kadar hazırlık yapmışken, kendimize de vize çıkartalım, ayrıca ailece de Londra'ya gidelim istedik. Tabi bunun için aylar önceden hazırlıklar yaptım. Vize almak için günübirlik ......'e gittik. O da ayrıca keyifli bir gezi oldu. Çok güzel bir gezi yaptık, Londra gezimizi ayrıca bir yazıda anlatacağım.
Ateş öğretmeni ve 8 arkadaşı ile birlikte, bizim Londra gezimizden sonra Eden'a gitti ve tiyatro festivaline katıldı. Özellikle Eden'ı çok beğenmiş. Gördüğüm en güzel yerdi, diyor. Sınıf arkadaşı Albert ile birlikte küçücük bir bağımsız odada kaldı. Orda da çok iyi vakit geçirdiler. Mutlu geldi. Sadece; İngiltere'ye vardıklarında Ateş'in ve bir başka çocuğun valizi İstanbul'da kaldığı için uzun süre beklemek ve ertesi gün tekrar havaalanına gidip bavullarını geç de olsa teslim almak zorunda kaldılar. Londra'da 1 gece kalabildiler, pek bir yer de gezemediler. İyi ki biz öncesinde Londra'ya gidip gezmişiz, dedi. Pek çok farklı ülkeden çocukla aynı ortamda oldukları için, tanıştılar, bazılarıyla arkadaş oldular. Ancak belli bir tiyatro oyunu hazırlayarak gitmediler. Orda eğitmenler, bütün çocuklara bazı eğitimler vererek, farklı bir çalışma yaptırdılar.
Eden'dan gelir gelmez, bu sefer de günübirlik İstanbul gezisi yaptı Ateş. Bir kardeş okuldaki fen fuarına, proje hazırlayarak katıldılar. Ateş, yere düşen farklı yiyeceklerin belirli sürelerde ne kadar mikroorganizma ile kaplandığını gösteren bir proje hazırladı babasının yardımıyla. Öğretmenleriyle birlikte giderek çok da güzel sunmuşlar projelerini.
Hatırladığım kadarıyla sonrasında başka bir gezi olmadan okulu kapattı. Sırada önce ailece yaptığımız Londra gezisi, sonra yaz tatili, en sonunda da 8. sınıfa başlama maceraları olacak. Umarım fazla ara vermeden o yazıları da yazar eklerim :))
WSC için İstanbul'a gittiler. Cuma sabahından gidip pazar gecesi döndüler, ordan da bir sürü madalyayla ve eğlenmiş olarak geldiler.
ISTA gezisi, İngiltere'nin Eden şehrindeydi. Tabi önce vize hazırlıkları yaptık. Biz vize için bu kadar hazırlık yapmışken, kendimize de vize çıkartalım, ayrıca ailece de Londra'ya gidelim istedik. Tabi bunun için aylar önceden hazırlıklar yaptım. Vize almak için günübirlik ......'e gittik. O da ayrıca keyifli bir gezi oldu. Çok güzel bir gezi yaptık, Londra gezimizi ayrıca bir yazıda anlatacağım.
Ateş öğretmeni ve 8 arkadaşı ile birlikte, bizim Londra gezimizden sonra Eden'a gitti ve tiyatro festivaline katıldı. Özellikle Eden'ı çok beğenmiş. Gördüğüm en güzel yerdi, diyor. Sınıf arkadaşı Albert ile birlikte küçücük bir bağımsız odada kaldı. Orda da çok iyi vakit geçirdiler. Mutlu geldi. Sadece; İngiltere'ye vardıklarında Ateş'in ve bir başka çocuğun valizi İstanbul'da kaldığı için uzun süre beklemek ve ertesi gün tekrar havaalanına gidip bavullarını geç de olsa teslim almak zorunda kaldılar. Londra'da 1 gece kalabildiler, pek bir yer de gezemediler. İyi ki biz öncesinde Londra'ya gidip gezmişiz, dedi. Pek çok farklı ülkeden çocukla aynı ortamda oldukları için, tanıştılar, bazılarıyla arkadaş oldular. Ancak belli bir tiyatro oyunu hazırlayarak gitmediler. Orda eğitmenler, bütün çocuklara bazı eğitimler vererek, farklı bir çalışma yaptırdılar.
Eden'dan gelir gelmez, bu sefer de günübirlik İstanbul gezisi yaptı Ateş. Bir kardeş okuldaki fen fuarına, proje hazırlayarak katıldılar. Ateş, yere düşen farklı yiyeceklerin belirli sürelerde ne kadar mikroorganizma ile kaplandığını gösteren bir proje hazırladı babasının yardımıyla. Öğretmenleriyle birlikte giderek çok da güzel sunmuşlar projelerini.
Hatırladığım kadarıyla sonrasında başka bir gezi olmadan okulu kapattı. Sırada önce ailece yaptığımız Londra gezisi, sonra yaz tatili, en sonunda da 8. sınıfa başlama maceraları olacak. Umarım fazla ara vermeden o yazıları da yazar eklerim :))
Pazartesi, Şubat 05, 2018
Yarıyıl tatili
Taaa İzmir gezisinden beri birşey yazamamışım. Olsun, nerden devam etsek kardır. Ateş bu arada 7. sınıfın ilk yarısını bitirdi. Çok samimi arkadaşlarıyla aynı sınıfta ve keyfi gayet yerinde. Bu dönemin iki veli toplantısı güzel geçti. Dersi derste dinleyip öğrendiği ve ödevlerini aksatmadan yaptığı için bir sıkıntısı yok çok şükür. Ama gelecek seneki sınav için şimdiden kara kara düşünüyoruz.
Neyse, yarıyıl tatilinden bahsedeyim. Karne aldığı gün arkadaşlarıyla buluşup gezip eğlendiler. Gece 10'da eve döndük ancak. O haftasonu Arda bize geldi, pazar akşama kadar kaldı. Oyun oynadılar tabi ki. Bir sonraki gün boş geçti sadece. Sonra bir başka arkadaşı Efe geldi, bizde kaldı. Onunla da çok eğlendiler. İlk hafta böylece geçti.
İkinci hafta ise Ateş'in sınıf arkadaşları ve anneleriyle düzenli olarak yaptığımız gezilerden bir tanesine gittik yine, Kars'a. Umduğumdan çok güzel bir yerle karşılaştık. Hem çocuklar, hem de anneler için harika bir gezi oldu. Kars kent içi, Ani antik kenti, Çıldır gölü muhteşemdi. İlk gün şehir içinde gezdik. Zaten kar gören çocuklar çıldırdılar. 2. gün yaklaşık 3 saatte Ani antik kentini gezdik. Çok güzeldi. Ermenistan sınırında ve Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde muhteşem eserlerin olduğu bir kentti. Öğleden sonra tamamen donmuş Çıldır Gölü'ne gittik. Göl üzerinde çok kısa fayton gezisi yaptık, yürüdük. Gölde tutulan balıklardan oluşan öğle yemeğimiz de çok güzeldi. İki günün de akşamında özel Kars yemekleri yedik ve sonrasında çok güzel Kafkas Halk Oyunları gösterileri izledik. Evelik otu çorbası, kaz eti, piti, helva gibi yöresel birçok yemek yedik. 3. gün yeni açılan Kanlı Tabya müzesini gezdikten sonra Sarıkamış'a gittik. Orda şehitliği ziyaret ettikten sonra kayak merkezine gittik. Telesiyejle 2634 m yüksekliğe çıktık ve kelimenin gerçek anlamıyla donduk. Dönüşte biz ısınmaya çalışırken çocuklar bir de kızak keyfi yaptılar. Sonrasında ancak otelde kendimize gelebildik.
Dördüncü gün Doğu Ekspresi ile Kars'tan yola çıktık. Erzurum (cağ kebabı ile tabi ki), Erzincan, Sivas, Kayseri ve Kırıkkale üzerinden Ankara'ya ancak 26 saatte vardık. Keyifli bir yolculuktu. Hazırlıklıydık, çok iyi vakit geçirdik. Sonraki gün de evimize döndük. Nicky'ye kavuştuk.
Bir yarıyıl tatili de böylece geçti. Bugün 2. dönem başladı.
Neyse, yarıyıl tatilinden bahsedeyim. Karne aldığı gün arkadaşlarıyla buluşup gezip eğlendiler. Gece 10'da eve döndük ancak. O haftasonu Arda bize geldi, pazar akşama kadar kaldı. Oyun oynadılar tabi ki. Bir sonraki gün boş geçti sadece. Sonra bir başka arkadaşı Efe geldi, bizde kaldı. Onunla da çok eğlendiler. İlk hafta böylece geçti.
İkinci hafta ise Ateş'in sınıf arkadaşları ve anneleriyle düzenli olarak yaptığımız gezilerden bir tanesine gittik yine, Kars'a. Umduğumdan çok güzel bir yerle karşılaştık. Hem çocuklar, hem de anneler için harika bir gezi oldu. Kars kent içi, Ani antik kenti, Çıldır gölü muhteşemdi. İlk gün şehir içinde gezdik. Zaten kar gören çocuklar çıldırdılar. 2. gün yaklaşık 3 saatte Ani antik kentini gezdik. Çok güzeldi. Ermenistan sınırında ve Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde muhteşem eserlerin olduğu bir kentti. Öğleden sonra tamamen donmuş Çıldır Gölü'ne gittik. Göl üzerinde çok kısa fayton gezisi yaptık, yürüdük. Gölde tutulan balıklardan oluşan öğle yemeğimiz de çok güzeldi. İki günün de akşamında özel Kars yemekleri yedik ve sonrasında çok güzel Kafkas Halk Oyunları gösterileri izledik. Evelik otu çorbası, kaz eti, piti, helva gibi yöresel birçok yemek yedik. 3. gün yeni açılan Kanlı Tabya müzesini gezdikten sonra Sarıkamış'a gittik. Orda şehitliği ziyaret ettikten sonra kayak merkezine gittik. Telesiyejle 2634 m yüksekliğe çıktık ve kelimenin gerçek anlamıyla donduk. Dönüşte biz ısınmaya çalışırken çocuklar bir de kızak keyfi yaptılar. Sonrasında ancak otelde kendimize gelebildik.
Dördüncü gün Doğu Ekspresi ile Kars'tan yola çıktık. Erzurum (cağ kebabı ile tabi ki), Erzincan, Sivas, Kayseri ve Kırıkkale üzerinden Ankara'ya ancak 26 saatte vardık. Keyifli bir yolculuktu. Hazırlıklıydık, çok iyi vakit geçirdik. Sonraki gün de evimize döndük. Nicky'ye kavuştuk.
Bir yarıyıl tatili de böylece geçti. Bugün 2. dönem başladı.
