Salı, Ekim 26, 2010

Hastalık

Ateş'in iki gün önce başlayan hastalığı bütün hızıyla devam ediyor. Dün geceyarısına kadar düşmeyen yüksek ateşle başladı, bugün şiddetli boğaz ağrısı, ağız burun çevresinde yaralar ve el-ayak civarında döküntülerle devam etti. Boğaz ağrısı nedeniyle pek birşey yiyemiyor. "Su bile içemiyorum anne" diyor. Viral bir hastalık, yapacak birşey yok. Geçmesini bekliyoruz. Umarım biran önce geçer.
Hasta olduğu için dün okula gidemeyeceğini söylediğimde ağlayarak eksi almak istemediğini, okula gitmek istediğini söyledi. Öğretmeniyle konuştuk, keyfi yetmediği için gelmeyen çocuklar yoklamada eksi alıyorlarmış. Ateş hasta olduğu için böyle birşey tabi ki yokmuş. Hatta öğretmeni hasta olduğu halde okula gelmek istediği için takdir etti Ateş'i. Aferin dedi, bizimki çok mutlu oldu. Şimdiye kadar yine okulunu sevmesine rağmen hastalandığı zaman evde kalacağına seviniyordu, bu sene zaten her fırsatta okulu ne kadar sevdiğini söylüyor. Gidemiyor olmasından rahatsız.
Bir başka konu ise, önümüzdeki kurban bayramı tatilinin bir kısmında Pelin'i ziyarete İzmir'e gidecek olmamız. Ateş gideceğimizi duyunca "oleeyyy" dedi. Pelin teyzesi ona güzel programlar hazırlamış.

Pazar, Ekim 24, 2010

Tarihi Geziler

Bugün itibariyle yakın çevremizde tarihi eser gezilerimize başladık arkadaşlarımızla beraber. İlk gezi için yakın bir yer seçtik. Ben önceden o bölgeyle ilgili derleme yaptım. Yani çooook bilinçli gezdik. Hangi kalıntının ne olduğunu bilerek dolaştık. Bol bol yürüdük, tırmandık, indik, dolaştık. Yani çocuklar dahil herkes yoruldu. Ama herkes memnun ayrıldı gezimizden. Ben zaten çok çok severim tarihi bölgeleri gezmeyi. Gezinin üzerine hep birlikte bir balık lokantasına gittik. Bugün abi de bizimleydi. Akşam dönerken çocukların ikisi de geziyi çok beğendiklerini söylediler. Ateş eve varmak üzereyken arabada uyudu. Yalnız lokantada biraz ateşi çıktı, halen antibiyotik kullanıyor. Bunun haricinde güzel bir pazar günü geçirdik.

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Gezi

Geçen hafta salı-cuma günleri arasında Cengiz'in peşine takılarak bir gezi yaptık. Baba toplantılarına katılırken Ateş'le ben tatil köyünde eğlendik. Yolculuktan başlamalıyım. Ateş hem giderken, hem de dönerken 7-8 saatlik araba yolculuğunu çok iyi geçirdi. Bazen birşeyler seyretti, bazen oyuncaklarıyla oynadık birlikte, oyun hamurları ve bakuganlarıyla. "Nesi var" oynadık. Sonuçta süper bir yolculuk yaptı. Orda ortam zaten çok güzeldi. Etraf havuzlar ve su parklarıyla doluydu. Ama havuzların suyu buzzz gibiydi. Ben ayağımı bile sokamadım soğuktan, ama Ateş kaydıraklardan kaya kaya sulara atladı. Kapalı sıcak havuz vardı, ama o da Ateş'i pek çekmedi. Neyse ilk gün yüzme dersine katıldı. Sahilde trambolinde, sırtını incitecek kadar zıpladı. Ertesi gün judo dersine katıldı. Başta itiraz etti, katılmak istemedi. Sonra bizim biraz iteklememizle katıldı. Çooook eğlendi. Özel kıyafet giydi. Dersin sonunda judo öğretmenini yere serdi, madalya aldı. Çok sevindi. Biz de izlerken bayıldık tabi. Videosunu gönderdik teyzesine, amcasına. O günün gecesinde çocuklara yönelik bir diskoda dans ettik birlikte. Sonra da Çin akrobasi grubunun gösterini izledik. Çok güzeldi, Ateş yorgunluktan esneyerek de olsa bayılarak izledi. Cuma akşamı eve, daha doğrusu deniz kenarına gittik. Cumartesi denize bile girdik. Ateş bol bol kumda oynadı. Dün akşam da evimize döndük. Ateş bu arada okulunu ne kadar sevdiğini anlattı bize sık sık.

Cuma, Ekim 08, 2010

L-ego S-tars W-ars

Ateş'le babasının son 10 gündür deli gibi oynadıkları bilgisayar oyunu bu. O kadar heyecanla oynuyorlar ki inanılmaz. Ya Ateş babasını, ya da babası onu çağırıyor. Kuruluyorlar bilgisayarın başına. Ateş'in klavye ile büyük bir hızla tıkır tıkır oynamasına bayılıyorum. Benim oyunlar konusunda pek bir iddiam yok. Yani bazı oyunları çok severek ve iyi oynarım (oynardım), ama bu tip savaş ya da strateji oyunları hiç bana göre değil. Zaten oynayamıyorum, Ateş beni ayıplıyor. Bu oyun sayesinde Skywalker, Dart Vader gibi karakterler girdi Ateş'in hayatına. Şimdi filmlerini de merak ediyor.

Pazartesi, Ekim 04, 2010

Savaşlı Çizgifilmler ve Servis

Daha önce Ateş küçükken ara ara sevdiği çizgifilmleri yazmıştım. Dora, Caillou, Tom ve Jerry gibi. Ancak ben ne kadar sakin, gözü yormayan, konusu çok güzel çizgifilmler izletmek istesem de, artık kendisi istediklerini çok net olarak ifade ediyor. Cartoon Network'teki savaşlı çizgifilmleri çok seviyormuş. Reklamlarını izlemiş, robotlarla insanların savaşı varmış, çok güzelmiş, ondan izleyecekmiş. Bakugan, Ben10 çok güzelmiş. Ben de yasak getirip yoksunluğa yol açmak istemediğimden televizyon izlediği zamanlarda bunlardan izlemesine izin veriyorum. Ama kendiliğimden o tip çizgifilmleri asla açmıyorum. Kazara görürse izliyor (yani birşeyler izlemesi için TV açmışsak ve tesadüfen öyle çizgifilmler varsa). Ben açıyorsam Pembe Panter, Garfield, Uzun Kuyruk ya da animasyon filmler izliyoruz. TV izlemesinin bir şartı var, birbirimize sarılarak izlemek.
Geçen cumadan beri Ateş'in okul servisi değişti, daha büyük bir servis geldi. Artık Ramazan Amcası gelmiyor. Ben 2 seneden beri onu tanıdığım ve yeni servis şöförünü hiç tanımadığım için bayağı tedirgin oldum açıkçası. Bir de erken alıyor servis ve yaklaşık 1 saat servisle dolaşıp ancak okula gidiyor. Sabahları da kendim mi bıraksam diye çok ikilemde kaldım. Aslında ikilemde kalacak birşey yok, rahatlıkla bırakabilirim. Ama servisle gitmekten memnun Ateş. Çok sordum, servisle gitsinmiş, arada arabayla ben bırakacakmışım. Herhalde bunu da beni üzmemek için söylüyor. Okul daha uzak olduğu için çoğu arkadaşı servisle gidiyor. O da dışarda kalmak istemiyor belli ki. Ben oğlumun iyiliğini isterken bu sefer onu, her çocuğun bir şekilde maruz kaldığı servis dünyasından mahrum edeceğim diye düşündüm. Cengiz de yolda geçirdiği 1 saatte aslında çok eğleneceğini, benim hiç servise binmediğim için anlayamayacağımı söyledi. Neyse razı oldum. Servisle gidiyor. Ama belli ki, okul hayatı boyunca ben bu servislere hep takık olacağım.
Lilypie Kids Birthday tickers