Perşembe, Aralık 13, 2018

Londra

Geçen nisan tatilinde 3-7 Nisan tarihleri arasında, hazır Ateş'e İngiltere vizesi alıyorken hep birlikte gidelim niyetiyle gittiğimiz Londra gezisinde neler olduğunu, çooook uzun bir zaman sonra anlatmaya çalışacağım. 

Gezinin öncesinde vize işleri için epey bir süre uğraşıp, dördümüz için neredeyse doçentlik dosyası gibi bir vize başvuru dosyası hazırladım. İstenen her belgeyi büyük bir titizlikle tek tek dosyaya koydum. Vize başvurumuz sorunsuz geçti böylece.

Sonra yine titiz bir otel seçme süreci yaşadım. 4 kişi kalacağımız için yeterli büyüklükte ve banyo sayısında bir odası olan ve merkezi yerleşimli bir otel bulmam gerekiyordu. Gerçi gidince gördük ki; Londra'da toplu ulaşım ağı o kadar gelişmiş ki, nerdeyse her otelin çok yakınında mutlaka bir metro durağı var. Bu aramalar sonucunda bulduğum otelde çok rahat ettik ve mutlu ayrıldık.

3 Nisan günü öğlen Londra'ya Heathrow havaalanına indik. Hemen, önceden belirlediğim metro hatlarını kullanarak otele vardık. Eşyaları otele bırakır bırakmaz çevre keşfine yemek yiyerek başladık. İlk durak Burger and Lobster oldu. Sonra yürümeye başladık. Otel zaten oldukça merkezi olan Oxford ve Regent caddelerine çok yakın olduğu için otelden çıkar çıkmaz kendimizi Londra'nın göbeğinde bulduk. Booool bol yürüdük, gezdik. Her yerde bol bol şubesi olan Ben's Cookies'ten çeşit çeşit kurabiye yedik. Bunu ilerleyen günlerde de tekrarladık. Sonra otele dönüp, eşyaları odamıza yerleştirip hemen geri çıktık ve daha önceden o saat için biletlerini aldığım Madame Tussauds müzesine gittik. Yürüyerek gittik, çünkü otele çok yakındı. Çok beğenerek, ve bazı heykellere hayran olarak, birçoğuyla fotoğraf çektirerek gezdik. Sonra hemen karşıdaki Regents Park'ta biraz dolaşıp yine şehirde yürüyüşe çıktık. Geceden yola çıktığımız için yorgunluktan perişan bir şekilde odamıza dönüp uyuduk.

Ertesi gün, yine yürüyüşle başladık. Trafalgar meydanından geçerek, o gün seyirlik nöbetçi değişiminin yapılacağı Buckhingam Sarayı'na gittik. Nöbetçi değişimini kalabalık arasında izledik biraz. Sonra yine çok güzel parklardan yürüyerek geçtik, Westminster Abbey'nin önünden geçtik. Ateş'in çok görmek istediği Big Ben ve parlamento binasına geldik. Big Ben restorasyonda olduğu için, sadece saat kısmı açıktaydı. Tabi ki, yine de fotoğraflarını çektik, hemen önündeki köprüden Thames nehrini geçip, yine -iyi ki- daha önceden biletlerini aldığım London Eye'a geldik. Bu sayede epey bir kuyruk beklemekten kurtulduk. London Eye, bir dönüşünü yaklaşık yarım saatte tamamlayan ve bütün Londra'nın tepeden izlenebildiği bir dönmedolap. Çok keyifliydi. En tepede biraz sallanarak da olsa keyifle manzara izledik. Ordan çıkıp iki katlı otobüslere binerek klasik fish and chips yedik. Ordan çıkıp Çin Mahallesi ve Soho bölgelerinde dolaştık. Tabi ki M&M dükkanını gezdik. Lego mağazasına ise, önündeki upuzun kuyruktan dolayı girmedik. Gece Yauatcha isimli güzel bir restoranda çin yemeği yedik. Yorgunluktan bayılıp uyuduk.

Bir sonraki sabah, otelden kahvaltı yapmadan çıktık, Breakfast Club'ta ünlü İngiliz kahvaltısını yerinde test etmeye gittik. Çok da beğendik. Ama buranın kapısında da kuyrukta beklememiz gerekti.  Ordan çıkıp Londra Doğa Tarihi Müzesi'ne gittik. Farklı konulara göre bölümlere ayrılmış, oldukça büyük ve çok güzel bir müzeydi. Her bölüme şöyle bir bakmamız bile saatlerimizi aldı. Ordan çıktıktan sonra hemen karşısındaki Victoria ve Albert Müzesi'ne de girmek istiyordum, ama çok yorulduğumuz için giremedik. Onun yerine Covent Garden'a gittik. Burası açık bir pazar yeri gibi. Birşeyler yedik, biraz oturup dinlendik, ve hatırladığım kadarıyla bir Ben's Cookies turu daha yaptık. Sonrasında yürüyerek King's College'a doğru yürüdük. Thames nehri kıyısında biraz gezdik. Akşam ise yine çok önceden biletlerini aldığım Mamma Mia müzikaline biletimiz vardı, Novello tiyatrosunda. Benim için rüya gibiydi, çok çok beğendim. Ayrıca çocuklar da çok beğendiler. Tek problem Novello tiyatrosunun eski bir yapı olmasından dolayı, koltuk aralarının aşırı dar olmasıydı. Rahatsız bir oturumu vardı, özellikle diğer aile üyeleri için. Ama kesinlikle gösteri efsaneydi. 

Son tam günümüzde önce King's Cross metro durağına gidip, anı olsun diye Harry Potter filmindeki peron 9.3/4'te fotoğraf çektirdik, tabi ki bunun için de sıra bekledik. Sonra yine bir açık hava pazarı olan Camden Town'da gezip, sonrasında Tower Bridge, London Towers, Shakespeare Global Theatre'ı gördük. Sonrasında da bir başka açık hava pazarı olan Borough Market'i gezdik, birşeyler yedik. Millenium Köprüsü'nden karşıya geçip, bu sefer de değişiklik olsun diye ünlü Londra taksilerinden birine binip otele döndük. Gece, artık son gecemiz olduğu için tekrar çıktık ve yine Oxford ve Regent's caddelerinde gezdik. Çocuklar suşi yediler ve nihayet otelimize geri döndük. 

Ertesi gün tabi ki yolculukla geçti. Çok eğlenceli ve çok keyifli bir geziydi. Ama dönüp Nicky'ye kavuşmak da çok iyi geldi :))
Lilypie Kids Birthday tickers