Cuma, Ağustos 29, 2014

Tatilin Son Günleri...

Ateş'in bir hafta tatili kaldı. Gelecek hafta okuluna servis, yemek ödemelerini yapmak, kırtasiye ve giyim malzemelerini almak için gideceğiz. Son tatil günlerini değerlendirmeye çalışsa da, evde olduğu günlerde sıkılıyor Ateş. Pazartesi Toprak Efeler'e gitti. Salı evdeydi. İki gün önce ben öğlen eve gidip onu aldım, birlikte yemek yedik ve benim işyerime geldik. Eve iş çıkışı birlikte döndük. Dün sabahtan rutin göz muayenesini olmak üzere Ömür'ün annesi Ayça Teyze'ye gittik. Sonra babasıyla beraber hastanede kaldı. Öğlen abiyi de alıp birlikte yemek yiyip alışveriş yapmışlar. Ayakkabı ve yiyecek alışverişinin yanısıra Ateş kendine kalem, silgi vb. kırtasiye alışverişi de yapmış. Akşam evde aldıklarını yerleştirdik. Artık okul dönemine hazırlanmak gerekiyor. Ben de ona internetten bildiğimiz bir markanın okul çantasını almıştım, dün o da geldi. Okula gidip kitapları, defterleri alırsak, bir de onları kaplarsam bu seneki okul hazırlığımız bitecek.

Ateş arkadaşlarını çok özledi, o açıdan okul açılınca mutlu olacak. Bir de bu sene kas ve iskelet sistemi öğreneceklermiş, ona da çok seviniyor. Ama herşeye rağmen bu yaz inanılmaz çabuk geçti. Erkenden uyanacak olmasına, akşamları evde geçirecek az vaktinin kalmasına, ödev yapmak zorunda olmasına üzülüyorum. Ama evde bizsiz kaldığı için sıkıldığı tatil günlerinde de üzülüyorum. Neyse, keyfi yerinde olsun da en önemlisi o. 

Son günlerde evde ne kadar lego varsa hepsini yaptı, yenilerini almak istiyormuş.

Perşembe, Ağustos 21, 2014

Düğün

Haftasonu Ateş'le Ankara'ya gittik. Kuzenimin düğünü vardı. Kuzenim benden 14 yaş küçük, bebekken kucağımda gezdirdiğim bir kuzenimdi. Cumartesi günü evlendi. Ateş'le cuma günü otobüse bindik, öğleden sonra halamın evine vardık. Ev kalabalıktı, Ateş biraz şaşırdı bu kalabalığa. Akşamüstü ikimiz gezilerimize başladık. Önce kuğuluparka gittik. Ateş'e buranın Ankaralılar için özel bir yer olduğunu anlattım, Kıtır'da birşeyler yedik, Tunalı Hilmi'de yürüdük, eve döndük. 

Ertesi gün evdeki kalabalık akraba grubuna biraz daha ısındı Ateş, hep birlikte kahvaltı yaptık. Sonra Ateş'le birlikte benim daha önce hiç görmediğim Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne gittik. Sesli rehber de alarak oğlumla başbaşa gezdik müzeyi. Muhteşemdi, inanılmaz beğendik. Eserlerin önünde durup anlatımları dinledik, fotoğraflarını çektik. En az 2 saat kaldık, aslında rahatlıkla daha uzun gezilebilir. Sonra ordan çıkıp 100 metre mesafedeki Koç Müzesi'ne gittik. Burda Figen ve oğlu Sarp'la buluştuk. Ateş Sarp'la geçen sene Ege'nin doğumuna gittiğimizde Ç.....'de tanışmıştı, hatta dördümüz birlikte kızma birader oyunu oynamıştık, çok eğlenmiştik. Burda öncelikle yakın bir yerde öğle yemeğimizi yedik birlikte, sonra Koç Müzesi'ni gezdik. İstanbul'daki kadar büyük değilse de, yine de özenli ve güzel bir müzeydi. Bu müze de bittikten sonra Figenler'le ertesi gün buluşmak üzere ayrıldık. Biz halamın evine dönüp düğün için hazırlandık. Akşamüstü kalabalık bir grupla düğüne gittik. Düğün açıkhavadaydı, hava güzeldi. Biz en ön masadaydık. Tabi ki güzel ve duygusal bir düğün oldu. Ben de yıllardır görmediğim akrabalarımı görmüş oldum. Ateş birçok kişiyle aynı zamanda tanışınca herkesi karıştırdı. Bir ara çocuklarla koşuşturdular, bir ara ipad oynadı, etrafı izledik, biraz dans ettik birlikte. Gecenin sonuna doğru fazla müzikten daraldı, düğünün bitmesini içerde bekledik. Eve yorgun argın döndük. 

Pazar sabahı yine ev halkıyla kahvaltı yaptık. Bu arada ben Ateş'e, orda gördüğü akrabalara ait bir soy ağacı çizdim. Bütün aile de katkıda bulundu. Böylece biraz kimin kim olduğunu anlayabildi. Bunu genişletip Ateş'in iki taraftan bütün sülalesinin soy ağacını çıkarmaya karar verdik. Öğlen civarında yine Figenler'le buluşup bu sefer MTA Tabiat Tarihi Müzesi'ne gittik. Burda da yüzmilyonlarca yıllık fosillerden dizonor kemiklerine, değerli ve değersiz taşlardan dünyanın tabakalarına kadar çok şey vardı. Çocuklarla burayı gezdikten sonra bir diğer arkadaşım Belgin'in de bize katıldığı bir yemek yedik. Sonra kısa süreyle Belgin'in evini ve annesini ziyaret ettik. Ordan çıkıp Figenler'e gittik. Akşama kadar ordaydık. Çocuklar biraz oyun oynayıp film izlediler. Gece halamlara döndük.

Pazartesi öğlen dönüş otobüsümüz vardı. Ancak Ateş'le otobüse binmeden önce Anıtkabir'i de gezmeye karar verdik. Ateş daha önce görmüştü, ancak daha küçük olduğu için tam hatırlayamıyordu. Müzeyi gezdik, fotoğraflar çektik, yine çok beğendik. Ordan kendine bir anıtkabir maketi aldı. Sonra otobüse binip evimize döndük. Otobüsle hem giderken, hem de gelirken birlikte film izledik. Mola yerlerinde yemek yedik. Son zamanlarda sıkılmış olsak da çok güzel yolculuklar yaptık. Akşamüstü, Ateş'in hasretinden ölen babasıyla buluştuk.

Çarşamba, Ağustos 13, 2014

Tohumlar ve Bu Hafta...

Tatilden sonra haftasonunu denizde geçirdik. Ateş, abisiyle ve kuzeni Toprak Efe'yle bol bol oyun oynadı, denize girdi. Pazartesi yine Toprak Efe'lere gitti. Akşam da onlarla beraber, dedesinin yayla evine gittik. Orada güzel bir bahçe var. Ateş, uzun süredir çok sayıda ve çeşitte olan tohumlarını ekebileceği bir bahçe istiyordu bizden. Biz de apartmanın minicik bahçesine mi ekse, arkadaşların bahçesine mi ekse, ne yapsak bilemiyorduk. Pazartesi akşamı orayı görünce bu arayıştan kurtulduk. Artık Ateş tohumlarını dedesinin bahçesine ekebilecek. 

Dün öğleden soraya kadar evdeydi Ateş. Öğleden sonra babasıyla birlikte dışardaki işlerini halletmişler. Bir de ısrarla bana doğumgünü hediyesi almak istemiş düşünceli oğlum. Giysi ve ayakkabı beğenmiş benim için ve babasına aldırmış. İnanılmaz duygusal ve düşünceli bir oğlum var. Akşam İpekler'le birlikte tenis kulübüne gittik, tabi ki, İpek'in babası hariç kimse tenis oynamadı. Yemek yiyip sohbet ettik, çocuklar oyun oynadılar.

Bugün Ateş'i sabahtan İpekler'e bıraktım. Dün akşamdan planlar yaptılar. Lego filmini izleyip lego oynayacaklarmış. Akşama biz de onlara gideceğiz.

Salı, Ağustos 12, 2014

Gezi-3

Sabah 6'da buluşup limana gittik. Arabamızı parkettik, yanımıza bir günlük ihtiyaçlarımızı sırt çantalarıyla alıp feribota bindik. Çok özel bir yolculuktu. Baltık denizini cruise gemiyle yaklaşık 2 saatte geçtik. Feribotumuz Viking Line idi. 10 katlı kocaman bir feribottu. İçinde free shoplardan kafelere birçok yer vardı. Rahat rahat masalarımızda oturarak, yemek yiyerek, alışveriş yaparak, güvertede gezip Baltık Denizini izleyerek yolculuk yaptık. Çok güzeldi. Helsinki'ye yaklaşınca seyre çıktık. Helsinki'de birçok ada var, onların arasından şehrin limanına vardık. Kısa bir tur atıp otelimizi bulduk. Eşyalarımızı bırakıp hemen gezmeye çıktık. Limana çok yakın kurulmuş olan pazarda açık havada bir yerde çeşitli balıklar ve paella yedik. Ateş hering balığı yedi, hamsiye benzetti ve beğendi. Sonra şehri yine yürüyerek gezmeye çıktık. Helsinki Üniversitesi, Helsinki katedrali ve çok yakın bir adadaki Uzpenski katedralini gördük. Ünlü bir dondurmacıdan dondurma aldık, Esplanade parkının kenarında yedik, yine yürüdük, şehrin büyük botanik parkında dinlendik, yine yürüdük. Limandan kalkan bir tekneyle 1,5 saatlik Helsinki adaları gezisi yaptık. Artık burda çocuklar yorgunluğa ve uykusuzluğa dayanamayarak uyuyakaldılar. Ama uyumadan önce yine de pek çok yeri ve o anda bungee jumping yapan birini gördüler. Limana vardığımızda yine gezerek ve yürüyerek otele döndük. Galiba botanik parkı dinlenmesini bu arada gerçekleştirdik. Neyse otele yakın bir yerde pizza yedik. Otel güzeldi, ancak odalar küçüktü. Bu nedenle oda partimizi otelin bahçesinde yaptık. Çocuklar yerlerden topladıkları dallarla değişik oyunlar oynadılar. Biz de gelecek seneki rotamızın hayalini kurduk. 

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra yine hızlı bir yürüyüşle limana giderek feribota bindik. Bu sefer günlerden cumartesiydi ve daha ucuz olduğu için Tallinn'de haftasonunu geçirecek çok sayıda Finli vardı. Bu nedenle kuyruk vardı ve gemi daha kalabalıktı, ama biz yine büyük bir keyifle yolculuğumuzu tamamladık. Tallinn'e vardığımızda arabamızın ve bavullarımızın aynen yerinde durduğunu görüp sevindik ve Valga'ya doğru yola çıktık. Valga, kardeş kenti Letonya'daki Valka ile birlikte iki ülke arasındaki sınırı oluturan, küçük ama çok güzel ve sakin bir şehir. Hemen otelimizi bulduk. Toplam 15-16 odalı bu küçük oteli çok beğendik. Büyük bir bahçesi vardı, çimlerin üzerinde oturma alanları, temiz ve ferah odaları vardı. Avlananlara hitabeden bir otelmiş. Heryerde doldurulmuş hayvanlar vardı. Tabi hemen yürüyerek gezmeye çıktık. Hemen otelin yakınında çok güzel ve büyük bir göl bulduk. Gölün kenarı tek katlı güzel evlerle, oyun parklarıyla, paten ve kaykayla gezen gençlerle doluydu. Burda vakit geçirdik. Etrafı gezdik, otele döndük, bahçesinde geç vakite kadar oturduk. Biz keyifle sohbet ederken çocuklar kocaman bahçede gönüllerince oynadılar. Hatta bir ara bir meteor yağmuru keşfettiler. İlk başta ihtimal vermesek de, biz de olaya tanıklık ettik. İnternetten baktığımızda en yakın meteor yağmurunun 12 ağustosta olacağını gördük, o anda gördüğümüze bir anlam veremedik. Ancak bugün gazetede, bu meteor yağmurunun temmuz sonu, ağustos başında görüldüğünü, bugünün, yani 12 ağustosun ise en iyi izlendiği gün olacağını yazıyordu. Demek ki, Ateş ve İpek'in keşfettiği, Perseid meteor yağmuru idi. 

Bir sonraki sabah, yine bahçede güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra arabamıza bindik, Letonya'daki ikiz şehir Valka'dan da geçerek tekrar Riga'ya doğru yola çıktık. Bu arada içecek molası vermek için yer ararken bir köy pazarına denk geldik. Çok hoşumuza gitti. Bir pazarcıdan çok güzel bir peynir aldık, çocuklara kurabiye, tahta kılıç, peynir tabakları gibi çok güzel ve ilginç şeyler alarak yolumuza devam ettik. Riga'ya gelip ilk otelimize tekrar yerleştik. Otelin yakınlarındaki bir marketten buraya getireceğimiz birkaç parça birşeyler aldık. Sonra çocuklara söz verdiğimiz gibi yine Lido'ya gittik. Bu sefer Ateş ve İpek kendi başlarına bütün oyun alanını keşfettiler, istedikleri herşeyi yaptılar. Biz de oturup dinlendik. Sonra Lido'da hep birlikte yine güzel bir akşam yemeği yedikten sonra otelimiz döndük. Tabi ki bir son akşam partisi yaptık. 

Ertesi gün ise arabamızı havaalanında teslim ettik, ilginç bir şekilde iki uçuşumuzda da aynı uçağa binerek evimize döndük. Bizim üç bavulumuzdan biri ancak ertesi gün gelebildi, ama bir problem olmadı. Çok güzel bir geziyi daha bitirdik, darısı diğer gezilere...

Gezi-2

Sigulda Riga'ya 50 km uzaklıkta geniş bir ormanın içinde yer alan bir bölge. Zaten bütün ülke ormanlık alan burda. Şehirlerarası yollar bile çok sık çam ormanlarıyla kaplı, boşta kalan bölgeler çim. Yollarda nadiren reklam ve tabela var, araç trafiği az. Yani buralardan inanılmaz farklı. Sigulda'da öncelikle Tarzan parkı diye bir yere gittik. Çocuklar ve aslında büyükler için gerçek bir tarzan gibi ağaçlar üzerinde tırmanma, atlama, zıplama vs. birçok aktivitenin yapılabildiği acaip güzel bir parktı burası. Bayıldık. Altı parkurdan birini Ateş, ikisini İpek tamamladı. Bellerinde güvenlik zincirleri ile gerçek aktiviteler yaptılar. Zaman olsaydı ben de deneseydim, diye düşündüm. Bundan başka çocuklar küçük botlarla bir pistten kaydılar. Hep birlikte teleferikle dağın tepesine çıkıp, tek kişilik roller coaster benzeri bir araçla aşağıya kadar kaydık. Burayı çoooook beğendik. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı, diye üzüldük. Bütün zamanı burda harcayınca ordaki kale, şato vb. yi göremedik, ama olsun. Arabamıza binip geceyi geçireceğimiz Parnu'ya doğru yola çıktık. Parnu'da kalacağımız yer, eh idare eder diyebileceğimiz bir apart daireydi. Güzel tarafı kapının hemen önünde küçük bir çim alanın olmasıydı, ki Ateş bunu çok sevdi. Orda buldukları topla oyun bile oynadılar. Biraz Parnu'yu gezmeye çıktık. Burası da Jurmala gibi acaip geniş kumsalı olan bir tatil yöresi aslında. Ama pek gezecek yer yoktu. Biz de bu durumda mecburen bir yerlere oturup yemek yedik, oda önü bahçe partisi yapıp uyuduk. 

Ertesi sabah yine minik bahçemizde birer çay içip, Estonya Tallinn'e gitmek üzere yola çıktık. Öğleden sonra 2 gibi Tallinn'e vardığımızda kalacağımız yeri bulduk ve biraz çaba ve zaman sonrası yerleştik. Burda da apart daireler kiralamıştık. Ancak İpekler'le bizimki farklı apartmanlarda olnuş. Bunu önceden bilmiyorduk. Bizim dairemiz yürüyerek 10-15 dakika mesafedeydi. Neyse yerleşip yine yürüyerek yollara düştük. Bu sefer Tallinn'in eski şehir bölgesine geldik. En ünlü Belediye meydanına gittik. Burda 1422 yılından beri hizmet veren bir eczaneyi gezdik, bir kısmı müze olarak düzenlenmiş. Sonra etrafta yürüdük, sokaklar küçük, her bir sokakta farklı bir yapı var,çok güzel yerler gördük. Yemek yedik, özellikle bizim kaldığımız yere çok yakın olan Stockman'dan yiyecek birşeyler alıp, bu sefer İpekler'in dairesinde oda partisi yapmaya gittik. Birşeyler yedik, içtik, çocuklar oynadılar. Sonra sanki küçük bir kasabadaymışız gibi, yürüyerek evimize döndük. 

Sonraki sabah kahvaltılarımızı odalarımızda halledip bu sefer ayrıntılı gezmek üzere şehir merkezine gittik. Çarşamba günleri belediye meydanında kurulan pazardan ufak tefek alışveriş yaptık (Ege'nin çıngırağı gibi). Eski şehirin heryerini gezdik. Katarine geçidinden şehir surlarına, kısa bacak sokağından uzun bacak sokağına, katedrallerden seyir teraslarına kadar heryeri gördük. Tesadüfen önünden geçtiğimiz bir yerde (Le Chateau) çok beğendiğimiz yemekler yedik. Sonrasında Estonya Denizcilik Müzesi'ni gezdik, odalara döndük.

Bir sonraki gün yakın çevredeki bazı yerleri arabayla gezdik. Kadriorg bölgesine gittik, ufak bir parkı vardı, çocuklar oynadılar, cumhurbaşkanlığı köşkünü gördük. Sonra yine ünlü ve güzel bir deniz, denizaltı, savaş uçakları müzesine gittik. Cengiz'i ordan zor çıkardık. Sonraki planımız Estonya Açık Hava Müzesi'ne gitmekti, ancak bir anda bastıran yağmur yüzünden gidemedik. Orası geçen sene Hollanda'da gördüğümüz açık hava müzesine benzeyen şekilde, Ortaçağ Estonya evlerini, yaşamını anlatan bir müzeydi, ancak görmek bize kısmet olmadı. Onun yerine Lido'nun Tallinn'deki bir şubesini bulup yemek yedik. Çocuklar biraz oyuncak alışverişi yaptılar. Ertesi sabah erken saatlerde feribotla Helsinki'ye gideceğimiz için erkenden odalarımıza çekilip dinlendik. Odamıza gitmeden önce su ve yiyecek almak için uğradığımız Stockman'da Ateş, uzun süredir aradığı ve her yerde sorduğu papayayı buldu, çok sevindi. Onunla beraber, kiwano, karambola ve tamarillo da aldı. Fotoğraflarını da çektik tabi ki. Bu değişik meyveleri bavulumuzda evimize kadar taşıdık. Evde hem hepsinin tadına baktı (en iyisi papaya imiş), hem de tohumlarını ayırdı. Bu tohumlar büyük tohum kutusuna girecek. Anlaşılacağı gibi Ateş'in tohumlara olan ilgisi devam ediyor. 

Gezi-1

Güzel yurtdışı gezimizi, ayrıntıları unutmadan yazmalıyım. Geziye yine İpekler'le birlikte gittik, onlarla inanılmaz şekilde bir uyum yakaladığımızdan gezilerimizi birlikte planlıyoruz. Bu durumdan çok memnunuz. 

Gezimizin ilk günü öğleden sonra 3 gibi Riga'ya vardık. Öncelikle havaalanının küçüklüğü dikkatimizi çekti. Havaalanında kiraladığımız aracı teslim aldık ve yine -geçici de olsa- arabamızla yollara düştük. Gertrude caddesindeki otelimize vardık. Bu arada arabayı parkederken bir patlıcancı teyze olayı oldu, ama kazasız bir şekilde atlattık. Otelimizi çok beğendik. Özellikle bizim odamız aile odası olduğu için akşam çocukların planladığı oda partileri için çok uygundu. Tabi hemen kendimizi dışarıya attık. Yürüyerek şehrin eski şehir denen bölgesine geldik. Oldukça kuzeyde olduğumuz için hava çok geç kararıyordu. Letonya'nın ünlü özgürlük anıtı Milda'yı, çeşitli katedralleri, kanalı ve üzerindeki aşk kilidi köprüsünü gördük. Şehir merkezindeki büyük meydanlardan birinde, çok güzel bir canlı müzik eşliğinde yemeklerimizi yedik. Yine yürüyerek otelimiz döndük. 

Ertesi gün ilk hedef Jurmala ismindeki sahil bölgesiydi. Riga'ya oldukça yakın olan Baltık Denizi kıyısındaki bu bölge, geniş kumsalıyla ve çok güzel bahçeli evleriyle ünlüymüş. Baltık Denizi'ne gireriz düşüncesiyle hazırlıklı gelmiştik. Geniş kumsaldaki çok pratik soyunma kabinlerinde üzerimizi değiştirip denize girdik, Cengiz haricinde. Tabi çok uzun süre denizde kalmadık. Kıyıda oturup birşeyler yedik, içtik. Kumsalda ve hemen paralelindeki şehir merkezinde yürüdük, akşama doğru Riga'ya döndük. Arabamızı otelin yakınına bırakıp yine şehir gezisine çıktık. Ünlü karakafalılar evinin bulunduğu meydanda güzel bir yemek yedik. Ateş yediği pizzayı çok çok beğendi. 

Bir sonraki gün yine yürüyerek geldiğimiz şehir merkezinde kanal gezisi yaparak güne başladık. Küçük bir tekneyle kanaldan gezmeye başlayıp Dougava nehrine açıldık, Riga'nın ünlü köprülerinin altından geçerek tekrar kanala girdik. Ateş, aşırı sıcak havada can yeleğinden dolayı çok terledi ve daraldı. Sonra 4 zeplin hangarının içine kurulan pazarı gezdik. Gerçekten çok ilginçti. Hangarlardan biri sırf balık ve deniz ürünlerine ayrılmıştı. Hayatımda görmediğim değişik balıklar, kurutulmuş balıklar, tütsülenmiş balıklar gördüm. Orda pazarın içinden biraz balık, havyar ve yine pazarın içindeki bir Özbek fırınından yuvarlak halka şeklinde ekmekler alıp bir parka gittik. Aldıklarımız öğle yemeğimiz oldu. Aldığımız ekmeklerin içinde de balık olduğunu hayretle gördük. Balık hiç sevmediğim halde ben bile hepsinden yedim. Sonrasında bu sefer daha ayrıntılı olarak eski şehiri ve meydanları gezdik. Bir kilisenin tepesinden şehri izledik. ünlü 11 Kasım caddesini gördük. Yürüye yürüye gezmediğimiz yer kalmadı. Otele dönüp arabayı aldık, yürüyerek görmediğimiz birkaç özel caddeden (Alberta, Elizabetes) arabayla geçip, ününü önceden duyduğumuz Lido'ya geldik. Burası hem yemek, hem de aktivite merkezi. Çocuklar için çok güzel aktiviteler vardı. Ama saat 9'da aktiviteler kapandığı için Ateş'le İpek çoğuna katılamadı, içlerinde kaldı. Son gün onları tekrar buraya getirmeye söz verdik. Çok güzel ve uygun fiyatlı yemekler yiyip otelimize döndük. Bu arada akşam partileri yapmayı hiç ihmal etmedik. Yani bizim odada buluşup sohbet ettik, çocuklar oyun oynadılar. 

Sonraki sabah otelden ayrılarak önce Sigulda'ya, sonra Parnu'ya gitmek üzere yola çıktık. 
Lilypie Kids Birthday tickers