Cuma, Eylül 04, 2015
Okul
Ateş'in okulu pazartesi başlıyor. Dolayısıyla bu hafta içinde bütün okul hazırlıklarımızı yaptık. Kitaplar, defterler, kırtasiye malzemeleri, yeni okul çantası alındı. Etiketlendi, hazırlandı, çantalara yerleştirildi. Eksik kıyafetler alındı, yıkandı, ütülendi. Okuma kitapları da bitmek üzere. Yani okula hazırız :))
4
Montrö bir sonraki durağımızdı. Daha önce gittiğimiz Vevey'den biraz ilerdeydi sadece. Arabayı parkeder etmez, daha önceden heryerde gördüğümüz Freddie Mercury'nin heykelinin olduğu ana meydana çıktık. Heykel tabi ki çok kalabalıktı. Hatta büyük bir Türk tur grubu vardı. Fotoğraf çekebilmek için epeyce bir süre onların gitmesini beklemek durumunda kaldık. Sonra Montrö'nün nefis sahil yolundan yürüyerek, yaklaşık 3 km uzaklıktaki Chillon Şatosu'na gittik. Sahil yolu muhteşemdi. Evler harika, bahçeler süper güzellikteydi ve göle çok yakındı. Şatoya gelince içini de gezdik. Ortaçağdan kalma oldukça büyük bir şatoydu. Birçok odasına girdik. Tam gölün kıyısında çok güzel manzarası olan bir tarihi eserdi. Ordan çıkıp tekrar Montrö'ye dönmemiz gerektiğinde tesadüfen göl içinde sefer yapan vapurlara denk geldik. Hemen bindik. Gayet hızlı bir şekilde Montrö'ye ulaştık. Burda önce güzel bir pizza yedik. Sonra migrostan market alışverişi yaparak evimize döndük.
Sona yaklaştığımız bu günde Aventura Parc'a gittik. Burası geçen sene Letonya Riga yakınlarındaki Sigulda Tarzan Park'a çok benziyordu. Güvenlik kemerlerini kuşanan çocuklar ağaçların tepesinde ordan oraya ciddi bir parkuru tamamladılar. Geçen seneden aklımda kalmıştı, bu sefer ben de denedim. Çocuklar kadar ileri gitmemekle birlikte çok keyif alarak 3 parkur tamamladım. Bisikletle bile hiç ağrımayan bacaklar ve kollar, bu park aktivitesinin ertesi günlerinde kendini bayağı hissettirdi. Orda yine evden götürdüğümüz sandviçlerle geniş park alanında öğle yemeğimizi yedik.
Son günümüzde belli bir gezi programı yapmadık. Aslında trenle Lavaux üzüm bağları ve Lozan'daki Olimpik Müze gezisi vardı planlarımızda. Ama hem enerjimiz bittiği için, hem de sahil kıyısındaki evde vakit geçirmek ve göle girmek istediğimiz için planları iptal ettik. Göl oldukça soğuktu. Ama Ateş yine de çok sevdi ve eğlendi. Gölün içinde tramplen vardı. Ateş defalarca ordan suya atladı. Göl suyunun hiç tuzlu olmamasına hayret etti. Ben dişlerim tıkırdayarak gölden çıkarken Ateş'i çıkarmak zaman aldı. Sonra hemen kendimizi evin bahçesindeki jakuziye attık. Akşamüstü göl kenarında yürüyüş yaparak Paudex'e veda ettik.
Dönüş günümüzde sabah erkenden kalktık. Eşyalar hazırdı zaten, kahvaltı bile yapmadan evi teslim ettik ve Cenevre'ye doğru yola çıktık. Ama hem acaip bir trafik sıkışıklığına denk geldik, hem de inanılmaz bir yağmur yağıyordu. Ama neyse problemsiz bir şekilde havaalanına vardık. Arabaları teslim ettik. Sonrasında bütün gün süren yolculuklarla gece 10.30-11.00 gibi, market alışverişimizi de yapmış olarak evimize vardık. Giderken de gelirken de uçakta hepimiz film izledik. Yolculuk güzel geçti. Ateş, yorulmasına rağmen tatili çok sevdi. Darısı başka tatillere...
Sona yaklaştığımız bu günde Aventura Parc'a gittik. Burası geçen sene Letonya Riga yakınlarındaki Sigulda Tarzan Park'a çok benziyordu. Güvenlik kemerlerini kuşanan çocuklar ağaçların tepesinde ordan oraya ciddi bir parkuru tamamladılar. Geçen seneden aklımda kalmıştı, bu sefer ben de denedim. Çocuklar kadar ileri gitmemekle birlikte çok keyif alarak 3 parkur tamamladım. Bisikletle bile hiç ağrımayan bacaklar ve kollar, bu park aktivitesinin ertesi günlerinde kendini bayağı hissettirdi. Orda yine evden götürdüğümüz sandviçlerle geniş park alanında öğle yemeğimizi yedik.
Son günümüzde belli bir gezi programı yapmadık. Aslında trenle Lavaux üzüm bağları ve Lozan'daki Olimpik Müze gezisi vardı planlarımızda. Ama hem enerjimiz bittiği için, hem de sahil kıyısındaki evde vakit geçirmek ve göle girmek istediğimiz için planları iptal ettik. Göl oldukça soğuktu. Ama Ateş yine de çok sevdi ve eğlendi. Gölün içinde tramplen vardı. Ateş defalarca ordan suya atladı. Göl suyunun hiç tuzlu olmamasına hayret etti. Ben dişlerim tıkırdayarak gölden çıkarken Ateş'i çıkarmak zaman aldı. Sonra hemen kendimizi evin bahçesindeki jakuziye attık. Akşamüstü göl kenarında yürüyüş yaparak Paudex'e veda ettik.
Dönüş günümüzde sabah erkenden kalktık. Eşyalar hazırdı zaten, kahvaltı bile yapmadan evi teslim ettik ve Cenevre'ye doğru yola çıktık. Ama hem acaip bir trafik sıkışıklığına denk geldik, hem de inanılmaz bir yağmur yağıyordu. Ama neyse problemsiz bir şekilde havaalanına vardık. Arabaları teslim ettik. Sonrasında bütün gün süren yolculuklarla gece 10.30-11.00 gibi, market alışverişimizi de yapmış olarak evimize vardık. Giderken de gelirken de uçakta hepimiz film izledik. Yolculuk güzel geçti. Ateş, yorulmasına rağmen tatili çok sevdi. Darısı başka tatillere...
Çarşamba, Eylül 02, 2015
3
Bir sonraki gün, gölün Fransa tarafındaki Yvoire isimli, çiçekleriyle ünlü köye gittik. Önce arabalarla Nyon'a gittik. Ordan vapurla Yvoire'ye geçtik. Aslında gölün her iki tarafında küçücük köylere bile uğrayan ve yolcu taşıyan bir sürü vapur var. Ama saat itibariyle Nyon'a gitmek bizim için daha uygundu. Ordan kalkan vapur saati uyuyordu. Kısa bir yolculuktan sonra Yvoire'e ulaştık. Gerçekten inanılmaz güzellikte bir köydü. İlk başta 5 duyu bahçesini gezdik. Bahçenin içinde farklı labirent yolları vardı. Gerçekten de her duyuya hitabeden bitkiler yerleştirilmişti. Çocuklar için de aktiviteler planlanmıştı. Örneğin, dokunma duyusuna hitabeden bahçede sert ve yumuşak yapraklı bazı bitkileri bulmaları istendi. Koklama, görme vb. bahçeler çok çok güzeldi. Öğrenciyken gördüğümüz bazı ilaçların elde edildiği bitkileri de ilk kez görmüş olduk. Ordan çıkınca köyü gezmeye başladık. Bütün evlerin bahçeleri, pencereleri, görülebilecek her yer çiçeklerle doluydu. Yokuşlu sokaklarda dolaştık ve heryere bayıldık. Fotoğraf çekmekten yürüyemedik nerdeyse. Önceden bloglarda okuduğumuz bir krepçide öğle yemeğimizi yedik. Önce peynirli mantarlı krep, üstüne tabi ki nutellalı krep yedik. Sonra vapura binip geri döndük.
Diğer gün yine çok özel bir yere gittik. Gravyer peynirinin adını aldığı kasaba olan Gruyeres kasabasına gittik. Sanırım Heidi'nin yaşadığı köy böyle bir yerdi. Yemyeşil bir yerdi. Öncelikle La Maison Gruyere ismindeki peynir fabrikasına gittik. Orda peynirin nasıl yapıldığı gösteriliyor. Kısa bir turdu, gezip çıktık, ama tadım için bize verdikleri peynirin güzelliği nedeniyle ordan bol bol peynir aldık. Hatta bu sabah o peynirlerle kahvaltı yaptım. Ordan çıkıp Gruyere kasabası gezdik. Yüksekte kale içi gibi bir bölgeydi. Araba tabi ki girmiyordu. Çok güzel bir meydanı vardı. Manzara süperdi. En tepedeki Gruyere şatosuna giderken yol üzerinde HR Giger Müzesi, ya da diğer adıyla Alien-Yaratık Müzesi vardı. Tek kelimeyle garip bir müzeydi. Alien filminin sanırım görüntü yönetmeni olan Giger'in eserleri vardı içerde, ilginçti. Ordan çıkıp şatoya doğru tırmandık. Manzara nefisti. Şatonun içini gezmedik. Geri döndük. Arabaya ulaştık. Sırada çikolata fabrikası vardı. Bu nedenle 3 dakika mesafedeki Broc'a gittik. Orda sonradan Nestle'nin aldığı Cailler fabrikası vardı. Bileti aldıktan sonra içeri girebilmek için bile sıra bekledik. Bu arada volanter bir kızlar polifonik korosunun küçük konserini izledik. İçerde bölge bölge gezdirip nasıl çikolata yapıldığını anlattılar. Sonra en güzel aşamaya geldik. Çikolata tadımı yaptırdılar. Üstelik yiyebildiğimiz kadar çikolata yedik. Artık fenalık geçirecek aşamaya geldik. Çıkışta çikolata alışverişi yapıp mutlu mesut evimize döndük.
Diğer gün yine çok özel bir yere gittik. Gravyer peynirinin adını aldığı kasaba olan Gruyeres kasabasına gittik. Sanırım Heidi'nin yaşadığı köy böyle bir yerdi. Yemyeşil bir yerdi. Öncelikle La Maison Gruyere ismindeki peynir fabrikasına gittik. Orda peynirin nasıl yapıldığı gösteriliyor. Kısa bir turdu, gezip çıktık, ama tadım için bize verdikleri peynirin güzelliği nedeniyle ordan bol bol peynir aldık. Hatta bu sabah o peynirlerle kahvaltı yaptım. Ordan çıkıp Gruyere kasabası gezdik. Yüksekte kale içi gibi bir bölgeydi. Araba tabi ki girmiyordu. Çok güzel bir meydanı vardı. Manzara süperdi. En tepedeki Gruyere şatosuna giderken yol üzerinde HR Giger Müzesi, ya da diğer adıyla Alien-Yaratık Müzesi vardı. Tek kelimeyle garip bir müzeydi. Alien filminin sanırım görüntü yönetmeni olan Giger'in eserleri vardı içerde, ilginçti. Ordan çıkıp şatoya doğru tırmandık. Manzara nefisti. Şatonun içini gezmedik. Geri döndük. Arabaya ulaştık. Sırada çikolata fabrikası vardı. Bu nedenle 3 dakika mesafedeki Broc'a gittik. Orda sonradan Nestle'nin aldığı Cailler fabrikası vardı. Bileti aldıktan sonra içeri girebilmek için bile sıra bekledik. Bu arada volanter bir kızlar polifonik korosunun küçük konserini izledik. İçerde bölge bölge gezdirip nasıl çikolata yapıldığını anlattılar. Sonra en güzel aşamaya geldik. Çikolata tadımı yaptırdılar. Üstelik yiyebildiğimiz kadar çikolata yedik. Artık fenalık geçirecek aşamaya geldik. Çıkışta çikolata alışverişi yapıp mutlu mesut evimize döndük.
2
Bir sonraki gün, Fransa'ya geçerek Annecy gölünün kıyısındaki Annecy'ye gittik. Göl kıyısında eskiden hapishane olarak kullanılmış muhteşem güzellikte manzarası olan bir şato vardı. Önünde bol bol fotoğraf çektik, dondurma yedik. Orda dondurmayı külahta verseler bile, yanında mutlaka küçük bir kaşık da veriyorlar. Külahta bile olsa kaşıkla yeniyor yani. Sonra zaten ufak olan şehirde biraz dolaştık. Daha önceden göl kenarında çok güzel bir bisiklet yolu olduğunu, bisikletle çok güzel yarım ya da tam turlar yapılabileceğini öğrenmiştik. Bir yerden bisiklet kiraladık. Tam 7 tane turuncu bisiklet. Göl kenarına çıktık ve gidiş-dönüş iki şeritli harika bir yol olan bisiklet yolunda bisikletlerimizi sürmeye başladık. Bisiklet yolunun normal yolla hemen hemen hiç bağlantısı yoktu, gayet geniş ve güvenli bir yoldu. Manzara muhteşemdi, göl ve orman manzaralıydı. Tek sıra halinde dizilerek 20 km'den fazla yol yaptık. Hepimiz tek kelimeyle bayıldık. Yolda gerçekten her yaştan insanın bisiklet kullandığını gördük, harikaydı. Aslında rahatlıkla tam tur yapılabilirdi, ama geri dönüşü de düşünerek ortada bir yerlerden geri döndük. Sonradan bu yolun Tour de France'ın parkurlarından biri olduğunu öğrendik. Dönüşte bisikletlerimizi teslim edip arabalarımıza bindik. Gölün karşı kıyısında bir yerde durup yemek yedik. Büyükler peynir fondü yerken Ateş çok beğendiği bir hamburger yedi. Asıl ilginç olan Kaan'ın sipariş verdiği tartar beef'ti. Hiçbirimiz nasıl bir yemek olduğunu bilmiyorduk. Gelen yemek, küçük doğranmış tamamen çiğ etlerin ortasına yumurta sarısı koyulmasıyla meydana gelmiş -felaket- bir yemekti. Biraz pişirilmesini istedik, ancak, bu pişirilmez deyip, 1-2 dakika ateşte tutup tekrar getirdiler. Neyse o yemeğin bir kısmını Kaan, bir kısmını da fondü içinde Cengiz yedi. Ama uzun süre bu yemeğin muhabbetini yaptık.
Bir sonraki günü ev günü yaptık. Akşamüstü göl kıyısında yaptığımız yürüyüş, o günkü tek aktivitemizdi.
Diğer gün evden daha erken çıktık. Cenevre'yi gezmeye gittik. Arabaları parkedip yürüyüşe başladık. Parc des bastions'un içinden geçtik. Parktaki kocaman yer satrançlarında Ateş ve İpek tabi ki satranç oynadılar ve berabere kaldılar. Şehirde dolaşmaya devam ettik. Rhone nehri, Mont-Blanc köprüsü, ünlü su fıskiyesi, çiçek saat ve pek çok yeri gördük. Dondurma aldığımız büfeci Türk çıktı. Bir tavukçuda öğle yemeği yedik. Ateş orda yediği crem brulleye bayıldı. Sonra arabaya geri dönüp evimize doğru yola çıktık.
Bir sonraki günü ev günü yaptık. Akşamüstü göl kıyısında yaptığımız yürüyüş, o günkü tek aktivitemizdi.
Diğer gün evden daha erken çıktık. Cenevre'yi gezmeye gittik. Arabaları parkedip yürüyüşe başladık. Parc des bastions'un içinden geçtik. Parktaki kocaman yer satrançlarında Ateş ve İpek tabi ki satranç oynadılar ve berabere kaldılar. Şehirde dolaşmaya devam ettik. Rhone nehri, Mont-Blanc köprüsü, ünlü su fıskiyesi, çiçek saat ve pek çok yeri gördük. Dondurma aldığımız büfeci Türk çıktı. Bir tavukçuda öğle yemeği yedik. Ateş orda yediği crem brulleye bayıldı. Sonra arabaya geri dönüp evimize doğru yola çıktık.
Bu Yazın Son Tatili-1
Ağustos ayında İsviçre'ye gittik, İpekler'le birlikte. Taa şubat ayında planladığımız, uçak biletlerini aldığımız ve ev kiraladığımız bir tatildi. Bu sene ilk kez ev kiraladık iki aile birlikte. Çok da memnun kaldık. Toplamda 11 gün süren bir gezi oldu. İsviçre'de Cenevre Gölü'nün (Leman Gölü) kıyısında, Lozan'a çok yakın Paudex isimli bölgedeydi kiraladığımız ev. Yola çıkacağımız gece 12 gibi evden çıktık, önce İpekler'le buluştuk, sonra havaalanına gittik, ordan İstanbul'a gittik. Orda biraz bekleyip Cenevre'ye uçtuk, derken ertesi gün öğlen oldu. Havaalanından önceden kiraladığımız arabaları alıp yola çıktık. Cenevre ile kalacağımız bölge arası çok yakın, yaklaşık 70 km idi. Arada mola verip öğle yemeği yedik bir yerde. Ancak önceden bildiğimiz gibi İsviçre'nin ne kadar pahalı bir şehir olduğunu bu yemekte bir kez daha test etmiş olduk. Sonra evi teslim aldık. Evin aynen fotoğraflardaki gibi güzel olduğunu görünce çok sevindik, hemen yerleştik. Öğlen yemeğinde edindiğimiz tecrübeyle, dışarda yemek için o kadar para harcanmayacağına karar verip en yakındaki migrosa gittik. İsviçre'de migros çok fazla. Epeyce alışveriş yaptık. Evin mutfağı da kendi yemeğimizi yapabilmemiz için gayet uygun ve konforluydu. Akşam ilk yemeğimizi yapıp yedik, sonra yorgunluktan bayıldık.
Ertesi gün ilk gezilecek yer olarak zaten bize 3 dakika mesafede olan Lozan'ı belirledik. Yağmurlu bir gündü. Ouchy bölgesine biraz uğraşarak arabaları park ettik. Biraz kıyıda dolaşıp metroyla şehrin yukarı kısmına çıktık. Rumine Sarayı'na gittik. Burası bazı kaynaklarda Lozan Antlaşması'nın imzalandığı yer olarak gösteriliyor. Bazılarında ise Beau Rivage Palaca'da imzalandığı söyleniyor. Biz Rumine Sarayı'nı gördük. İçinde çok sayıda müze olan bir saray bu. Biz, gezilmesi önerilen zooloji müzesine girdik. Gerçek, doldurulmuş ve yer yer el yapımı hayvanlardan oluşan oldukça zengin bir müzeydi, beğendik. Aslında diğer müzeler de muhtemelen güzeldi, ancak çocuklarla hepsini gezmek mümkün olmadı. Ordan çıkınca Marche merdivenlerinden inerek Place de la Palud'a ulaştık. Güzel bir meydandı. Burdaki bir oyuncakçıdan Ateş kendine, kendi harçlıklarıyla büyük bir lego aldı. Çok mutlu oldu. Ayaküstü birşeyler atıştırdık. Yürüyerek ve etrafta dolaşarak Ouchy'ye indik. Eve döndük. Çocuklar bahçede jakuzi keyfi yaparken biz yemek hazırladık.
Bir sonraki gün sırada Vevey vardı. Vevey'deki beslenme (alimentarium) müzesine gitmek istiyorduk. Arabaları parkedip müzeye gittik. Denizin içine saplanmış kocaman bir çatalın hemen kıyısında müze bulunuyor. İçinde eğlenceli zaman geçirdik. En çok insan boyutunda yapılmış ve döndürülebilen hamster çarkını beğendik. Çıkışta etrafta biraz dolaştık. Çocuklara İsviçre çakısı aldık. Sonra funiküler ile yaklaşık 15-20 dakikalık bir tırmanıştan sonra Mont-Pelerin'e tırmandık. Hem çıkış heyecanlıydı, hem de oldukça yukardaki bu bölge çok güzeldi. Burda yürüyüş yaptık, her taraf ormandı ve mükemmeldi. Burda bir bankta oturup öğle yemeği olarak leblebi ve üzüm yedik, aynı yoldan dönerek evimize ulaştık.
Ertesi gün ilk gezilecek yer olarak zaten bize 3 dakika mesafede olan Lozan'ı belirledik. Yağmurlu bir gündü. Ouchy bölgesine biraz uğraşarak arabaları park ettik. Biraz kıyıda dolaşıp metroyla şehrin yukarı kısmına çıktık. Rumine Sarayı'na gittik. Burası bazı kaynaklarda Lozan Antlaşması'nın imzalandığı yer olarak gösteriliyor. Bazılarında ise Beau Rivage Palaca'da imzalandığı söyleniyor. Biz Rumine Sarayı'nı gördük. İçinde çok sayıda müze olan bir saray bu. Biz, gezilmesi önerilen zooloji müzesine girdik. Gerçek, doldurulmuş ve yer yer el yapımı hayvanlardan oluşan oldukça zengin bir müzeydi, beğendik. Aslında diğer müzeler de muhtemelen güzeldi, ancak çocuklarla hepsini gezmek mümkün olmadı. Ordan çıkınca Marche merdivenlerinden inerek Place de la Palud'a ulaştık. Güzel bir meydandı. Burdaki bir oyuncakçıdan Ateş kendine, kendi harçlıklarıyla büyük bir lego aldı. Çok mutlu oldu. Ayaküstü birşeyler atıştırdık. Yürüyerek ve etrafta dolaşarak Ouchy'ye indik. Eve döndük. Çocuklar bahçede jakuzi keyfi yaparken biz yemek hazırladık.
Bir sonraki gün sırada Vevey vardı. Vevey'deki beslenme (alimentarium) müzesine gitmek istiyorduk. Arabaları parkedip müzeye gittik. Denizin içine saplanmış kocaman bir çatalın hemen kıyısında müze bulunuyor. İçinde eğlenceli zaman geçirdik. En çok insan boyutunda yapılmış ve döndürülebilen hamster çarkını beğendik. Çıkışta etrafta biraz dolaştık. Çocuklara İsviçre çakısı aldık. Sonra funiküler ile yaklaşık 15-20 dakikalık bir tırmanıştan sonra Mont-Pelerin'e tırmandık. Hem çıkış heyecanlıydı, hem de oldukça yukardaki bu bölge çok güzeldi. Burda yürüyüş yaptık, her taraf ormandı ve mükemmeldi. Burda bir bankta oturup öğle yemeği olarak leblebi ve üzüm yedik, aynı yoldan dönerek evimize ulaştık.
