Sabah sordum, hiç hatırlamadığı bambaşka rüyalar görmüş.
Perşembe, Eylül 16, 2010
Rüya
Dün akşam uyumadan hemen önce Ateş bana "anne, sen ne rüya göreceksin" diye sordu. "Bilmem ki oğlum, umarım ikimiz de komik, eğlenceli rüyalar görürüz" dedim. "Bence ben rüyamda tam 5 tane palamut yakaladığımı göreceğim" dedi. Nasıl bir balık avlama sevgisidir bu. Hala büyük bir özenle yakaladıkları tüm balıkları tek başına temizliyor. Herkes hayretler içinde kalıyor.
Salı, Eylül 14, 2010
Serbis
Ateş son aylara kadar okul servislerine "serbis" dedi hep. Düzelttik, düzelttik, ancak son günlerde servis demeye başladı. Neyse, önemli olan bu değil. Ateş bu sabah hayatında ilk kez servisle gitti okula. Okul taşındığı için, zaten geç hazırlanan Ateş'i bırakıp işe dönmek benim daha da geç kalmama sebep olacağı için (son 2 yıldır zaten hep geç geliyorum), hem de servisle gitmeye alışsın diye servise verdik. Sabah 7.00'de yatağında öperek ve komik bir Felaket Henry okuyarak uyandırdım Ateş'i. Sonra kahvaltısını yaparken de iki Tom ve Jerry bölümü seyretti. Bunlar bittiğinde Ramazan amcası aradı, Ateş, babası ve ben birlikte indik aşağıya. Ateş'i bindirdik. Yanını boş bıraktı Ramazan amcası, Koza ile Ateş yanyana oturacakmış. Bizimki mutlu mutlu gitti. Ama olan yine bana oldu. Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Cengiz işe giderken benimle dalga geçti burda bile ağladığım için. Ağlayarak apartmana girdiğimde apartman görevlisi Mehmet Dede (Ateş küçükken ona böyle derdi, şimdi biz de böyle isimlendiriyoruz) de güldü bana, "alışırsın, ağlama" diye teselli etti. Tekrar eve çıktım, evde tek başıma hazırlandım, mahsun mahsun işe gittim. Okulu aradım, bizimki mutlu mesut arkadaşlarıyla oynuyormuş. Zaten onun için değil, yine benim için travma oldu bu iş. Akşam konuşacağız, kendi memnunsa servisle gitmeye devam edecek, yoksa eskiye döneceğiz. Her koşulda akşamları ben alacağım. Servis olayımız böyle...
Dün sabah Ateş'i okula bıraktığımda öğretmeni Cem'in Ateş'i sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Ateş de Cem'i çok özlediğini söylüyordu zaten. Tam o sırada karşılaştılar, birbirlerine öyle bir sarıldılar ki inanamadım. Ateş'in kendi hayatı, kendi ortamı, kendi arkadaşları olmasına bayılıyorum.
Çarşamba, Eylül 08, 2010
Neler oldu neler...
Bir önceki postta yazdığım tatilin üzerine bir kalabalık tatil daha yaptık. Yine Ateş'in ve abisinin kuzenleri Lal ve Alp, bir de onların kuzeni Sim geldiler. Dokuz günlük çok güzel bir tatil oldu. Çocuklar yine çok eğlendiler. Alp'in 1. doğumgününü hep birlikte kutladık.

Ateş'in yüzmesinde büyük yenilikler oldu yine. İnatla gözlük ve şnorkel kullanmıyordu. Bir kez denettirdik ve bayıldı. O kadar çok hoşuna gitti ki, bir daha çıkarmadı. Sürekli onlarla yüzdü. "Ben boşuna korkuyormuşum, hiç de korkulacak birşey değilmiş" dedi. "Denizin altı çok güzelmiş, benim üstten gördüğümden çok daha güzelmiş" dedi. Denizin altında gördüklerine hayran kaldı. Derin denizlerde, adanın kenarında babasıyla incelemeler yaptı. Bu işe bayıldı. Sonra kafasını suyun altına sokmaya, gözlüksüz dalmaya ve dalarak suyun altından yüzmeye başladı. Bu olanlara çok şaşırdım ve sevindim, çünkü daha 2 ay önce denizde kollukla yüzüyordu.

Gittiğimiz yerde minik bir köpeğimiz oldu. Çok küçük, çok oyuncu. Ateş onu, o da Ateş'i çok sevdi. Çığlık çığlığa oyun oynuyorlar, Ateş ona yemek yediriyor, seviyor. Adını şimdilik popiş koyduk.
Bu arada Ateş'in anneannesi acil bypass ameliyatı oldu, şimdi gayet iyi, bir problemi yok. Ateş anneannesine ameliyattan önce çok güzel moral verdi, "ananne, yarın kalbin sapasağlam olacak, hiç korkma" dedi. Anneannesi bayıldı tabi.

Bulduğu bazı taşları, midye kabuklarını ya da ona ilginç gelen şeyleri mutlaka alıyor, biriktirmek istiyor. Bazen tamam biriktir diyoruz, ama koca koca taşlar hiç biriktirilecek gibi değil. Sonunda bir formül bulduk. Ateş'in sevdiği şeylerin (kumda yaptığı şeyler dahil) fotoğraflarını çekiyoruz. Böylece istediği zaman görebilecek.
Dönüşte 2,5 günlüğüne de olsa okul başladı. İlk sabah Ateş uyandığında bana "anne, sen Zekiye Öğretmene gitseydin sevinir miydin" diye sordu. Ben de "sevinirdim, eğlenceli bir öğretmene benziyor, üstelik seni de çok seviyor" dedim. Okulunun yeni binası çok güzel olmuş bu arada. Bayıldık. Heryeri gezdik. Kendisi de çok beğendi. "Bu kadar güzel olacağını hiç tahmin etmemiştim" dedi. Okulda da zaten ilk birkaç gün Serap Öğretmenleriyle birlikte olacakmış 6 yaş sınıfı. Şu anda gayet mutlu. İki akşamdır okuldan zor alıyorum. Almaya gidince ağlıyor. Dün akşam için anlaşma yaptık. Geç gidecektim, gittim de. Ama hala Koza'yla oyun oynuyorlardı, 1 saat kadar onları bekledim. Bugün öğlenden itibaren tatil, Koza ve annesiyle birlikte biryerlere gidip oturacağız, çocuklar da oynar yine. Akşamüstü de tabi ki yine deniz...

