İki gün önce okulda 5 yaştan Alya'nın doğumgünü varmış. Ateş'in sınıfı da bir dolu yaramazlık yapmış. Tam yaramazlığın üzerine 5 yaşın öğretmeni Serap öğretmen sınıfa girip Alya'nın tüm 6 yaş için hazırladığı hediyeleri getirmiş. Ateş'in öğretmeni Zekiye öğretmen de "hem yaramazlık yapıyorsunuz hem de üstüne hediye geliyor, bu ne biçim iş" demiş. Bunun üzerine Ateş kalkıp "öğretmenim biz yaramazlık yaptık, bu hediyeyi haketmedik, hediyelerimiz verme" demiş. Öğretmeni bize anlatırken, bu sözün üzerine ne yapacağını şaşırdığını, verecekse bile artık hediyeleri vermesinin mümkün olmadığını kahkahalarla anlattı. Biz de çok güldük. Cengiz, eğer daha büyük sınıf olsaydı, böyle bir sözün üzerine sınıf arkadaşlarından dayak yiyeceğini söylüyor. Ona göre bu basit erkek mantığı değilmiş. Neyse bir sonraki gün hediyeler ve özel yapılmış kek eve geldi. Bugün öğlen oğluma çok sevdiği acıbadem kurabiyelerinden de aldım. Akşama birlikte yeriz.
Ateş'in damak tadı bana çok benziyor. Geçen hafta tam buğdaydan yapılmış makarnayı benimle birlikte bayıla bayıla yedi. Bu akşam da tavuklu, közlenmiş kırmızı biberli ve fesleğenli tam buğday makarnası var yemekte.
Dün akşam Ömürlere gittik, Ateş Ömür'le oynamaya bayılıyor. Gece eve dönmek istemedi.
Fotoğraf: jambon suratlı Ateş.
Cuma, Nisan 29, 2011
Çarşamba, Nisan 27, 2011
Dünya Haritası
Bu Ateş'in 2-3 akşam önce kendi kendine çizdiği dünya haritası. Ben çoooook beğendim. Birkaç hafta önce kırtasiye alışverişi sırasında bir dünya haritası gördü Ateş, almamızı çok istedi. Aldık ve koridora astık. Ateş sık sık haritayı inceliyor, kendi kendine bazı ülkelerin isimlerini, okyanusları, kutupları ve başka birçok şeyi okuyor. Bu dünya haritasını da bizim koridordakine benzeterek çizmiş, Rusya, Amerika, Çin, kuzey ve güney kutbu var. Bence mükemmel olmuş.
Salı, Nisan 26, 2011
23 Nisan Kostüm Partisi
Ateş'in okulunda bu yıl düzenlenen 23 Nisan kutlamaları, yine kostüm partisi şeklindeydi. Ateş ilk yıl, arkadaşım Özlem'in yurtdışından alıp yolladığı kaplan kostümünü, ikinci yıl ise babasının ona diktiği Sünger Bob kostümünü giymişti. Bu yıl da babası ona ironman giysisi dikmek istedi, ama ben Ateş'in sıradan bir süper kahraman kıyafeti giymesini istedim. Ateş'le babası, farklı bir maske ile spider man kostümünü birleştirmeyi denediler, ortaya bu kostüm çıktı. Bence çok güzel oldu. Okuldaki bütün çocuklar birbirinden güzel ve ilginç kostümler giymişlerdi yine. Koza kimono giymişti, küçük bir japon kızı olmuştu, Cem asker, Doruk korsan, Mehmet Eren spider man, Miray prenses, Yağız işadamı olmuştu. Küçük yaştaki çocuklardan biri dinozor, biri İspanyol dansçısı, biri folklorcü (böyle mi yazılır bilemedim) ve daha pek çok şey olmuşlardı. Çok güzel bir parti oldu. Kırmızı beyaz balonlarla süslendi parti alanı. Ayrıca yurtdışından (Bulgaristan, Makedonya, Bosna-Hersek) 23 Nisan için gösteri yapmaya gelen konuk çocuk ve gençler vardı. Ateş onların gösterisi için "harikaydı" dedi. Ateş'in anaokulundaki son kostüm partisi de böyle geçti.
Cumartesi, Nisan 23, 2011
Satranç Turnuvası
Geçen pazar, okuldaki satranç öğretmeninin tavsiyesiyle satranç turnuvasına katıldı Ateş. Evimize oldukça yakın bir yerde yapıldı turnuva. Koza da anneannesi ve babasıyla gelmişti. Ateş ve Koza kendi yaş gruplarında beşer maç yaptılar. Ateş maçların üçünü kazandı. İlk kaybettiği maçı çok önemsemedi, ancak ikincide canı sıkıldı. Neyse ki son maçı kazandı, morali de düzeldi. Maç zamanı çocuklar içeri girdi, anne-babalar dışarda bekledi, maçını bitiren bahçeye geldi. Sonra yeni eşleşmeler ilan edildi, çocuklar yeniden maça girdi. Böyle böyle beşer maç yapılınca, tabi turnuva akşama kadar sürdü. Akşamüstü, Ateş'in yaş grubundaki çocuklara katılım belgesi ve madalya verildi. Böylece Ateş'in judoda süper bir hareket sonrasında kazandığı ilk madalyanın ardından, bu ikinci madalyası oldu.
Cuma, Nisan 22, 2011
Patatis-Patafiks
Geçen hafta bir gün Ateş'i okuldan aldığımda, bana ertesi gün için okula patatis götürmesi gerektiğini söyledi. Ben de "oğlum o patatis değil, patatestir" dedim. Bana ısrarla karşı çıkarak "hayır, öğretmenim patates demedi, patatis dedi" dedi. Babasına söyledik, o da benimle aynı yorumu yaptı. Bu arada Ateş patatis ısrarını sürdürdü. Mehmet Eren'in annesini telefonla aradık, Mehmet Eren'in bu konuda bir fikri yoktu. Patatisin ne olduğunu çok düşündüysek de bulamadık. Neyse, biz iki patatesi yıkayarak bir torbayla birlikte çantasına koyduk. Ateş hala götürmesi gerekenin patates olmadığı konusunda ısrarcıydı. Ertesi sabah uyanır uyanmaz patatisi tekrarladı, en son servise bindirirken, "eğer yanlışsa, öğretmenine annenle babanın böyle anladığını söylersin" dedim. Ateş sıkıntılı bir şekilde okula, Cengiz işe gitti (her sabah servise üçümüz birlikte iniyoruz, Ateş servise biniyor, biz ona el sallıyoruz, sonra Cengiz işe gidiyor, ben de iş için hazırlanmak üzere eve geri dönüyorum). Ben evde hazırlanırken Cengiz aradı, aklına patatisin patafiks olabileceği gelmiş. Evde de tesadüfen vardı. Büyük bir bulmacayı çözmüş gibi olduk. Ben işten önce okula giderek Ateş'e patafiksi verdim, gözleri parladı. "Evet, öğretmenimin istediği buydu" dedi. O gün okula hem patates, hem de patafiks götürdüğü için öğretmeninden aferin aldı.
Salı, Nisan 12, 2011
Günler...
Güzel geçiyor. Yalnız bu sıralar inatçılık ve yaramazlık had safhada. Dün akşam bir anlaşma yaptık. O, düzgün davranmaya ve benim istediklerimi yapmaya çalışacak, ben de daha az kızmaya, ya da kızmamaya çalışacağım.
10 Nisan pazar günü Ateş, arkadaşlarıyla birlikte denize girdi. Anne babalar olarak inanamadık, ayaklarımızı bile suya sokamadık, ama çocuklar çooook eğlenerek denize girdiler. Bizim amacımız aslında deniz kenarında piknik yapmaktı, çocuklar işi ilerlettiler. Çok keyifli bir gün geçirdik. Eve dönerken yağmur yağmaya başladı. Abisini bırakmak için arabadan inip tekrar bindiğinde Ateş'e yağmur yağıyor mu, diye sordum. O da bana "keseliyor (çiseliyor, demek istedi)" dedi. Bunun üzerine -ona belli etmeden- kahkahalar attım, gözlerimden yaşlar geldi.
10 Nisan pazar günü Ateş, arkadaşlarıyla birlikte denize girdi. Anne babalar olarak inanamadık, ayaklarımızı bile suya sokamadık, ama çocuklar çooook eğlenerek denize girdiler. Bizim amacımız aslında deniz kenarında piknik yapmaktı, çocuklar işi ilerlettiler. Çok keyifli bir gün geçirdik. Eve dönerken yağmur yağmaya başladı. Abisini bırakmak için arabadan inip tekrar bindiğinde Ateş'e yağmur yağıyor mu, diye sordum. O da bana "keseliyor (çiseliyor, demek istedi)" dedi. Bunun üzerine -ona belli etmeden- kahkahalar attım, gözlerimden yaşlar geldi.




