Ateş okulunda yeni yılı 2 gün önce yaptıkları bir partiyle kutladı. Okuldaki bütün personel çuvalla zıplama yarışması yapmış, Ateş'in de içinde olduğu bir grup, öğretmenlerin saçlarına mandal takma yarışması yapmış. Pasta yemişler, eğlenmişler. Noel baba Ateş'e iki başlı bir ejderha ile gerçek imajı veren bir yılan getirmiş. Ateş "aslında noel baba diye birisi yok, hediyeyi siz alıp okula verdiniz, biliyorum" dedi. Biz de doğruladık.
Arkadaşlarımızla geçen yılbaşında bizim evde eğlenmiştik. Bu sene İdil ve Can'ların evindeyiz. Orda da bir noel baba aktivitesi olacak, İdil ve Can evlerinin bir odasını disko gibi süslemişler, Ilgın, İpek ve Ozan da gelecek, hep birlikte dans edip eğleneceklermiş. Cengiz ve ben de birazdan iş arkadaşlarımızla yılbaşı kutlaması yapıp çıkacağız. Ateş'i alıp S.tarbucks'ta bir kahve içip evimize döneceğiz. Sonra da yılbaşı partisiiiii...
Yarın abinin gelmesiyle birlikte akşam babaannenin evinde bir yılbaşı kutlamamız daha olacak.
Salı, Aralık 28, 2010
Babanın Okul Macerası
Daha önceden yapılan bir planlamayla bugün Cengiz ve ben okula gittik. Konu çocuklara "doktorluk mesleğinin tanıtımı" idi. Ancak Cengiz hazırladığı bir animasyon üzerinden çocuklara biraz anatomi anlatmak istedi. Yani, kemikler, kaslar, kalp ve damarlar, sindirim sistemi, böbrekler ve beyin animasyonları gösterdi onlara. Küçük yaş çocukları hiç ama hiç durmadan konuştular. Birşey dinlemeleri pek mümkün olmadı. Ama orta yaş ve büyük yaş (Ateş'in sınıfı) çok daha iyi dinledi ve katıldı. Cengiz çocuklara bazı sorular sordu, bilenlerin yanına iskeletor (boyu yaklaşık 50 cm olan bir oyuncak iskelet) gitti bir süreliğine. Çocuklar iskeletora bayıldılar. Herkes kendi yanına gelmesini istedi. Ateş nerdeyse bütün organları önceden bildiği için her soruya yanıt vermek istedi. Çoğuna da o yanıt verdi zaten. Arkadaşları hem Ateş'e hem bize teşekkür edip durdular. Yani Ateş çok popülerdi bugün. Dün akşam babasıyla birlikte hazırladığımız doktor armalarını da bütün çocuklara dağıttı sunumdan sonra. Herkes Ateş'in etrafını sardı. Pek bir mutlu oldu oğlum. Arkadaşları da "benim babam da gelecek, mimarlık mesleğini tanıtacak, benim annem de gelecek öğretmenlik mesleğini anlatacak" diye planlar yaptılar. Bu arada sınıftan Alber "ben Ateşler'e gidiceeem" dedi, Koza "ben zaten gittim, çok eğlendik" dedi. Geçen hafta içinde Koza ve ailesi bize geldiler, çocuklar gerçekten saatlerce oynadılar, çoook eğlendiler. Bu arada Cem "ben de Ateşler'e gittim" dedi. Yağız "ben de Ateşler'e gitmek istiyoruuum" diye bağırdı. Bizimki zevkten dörtköşe tabi. Ben de oğlumun arkadaşlarını ve ailelerini evimize davet etmeyi çok çok seviyorum. Ateş arkadaşlarıyla keyifli keyifli oynasın, ilerde de arkadaşlarını rahatlıkla evimize çağırsın, hatta arkadaşları "Ateşler'de kalmak çok eğlenceli" desinler, birlikte güzel güzel oynasınlar...
Perşembe, Aralık 23, 2010
Pötibör Bisküvi Kaptan Jack
Öncelikle piyano ve dans derslerinin durumunu yazayım. Piyano dersinin ilki daha önce yazdığım gibi süperdi. Fakat 2. hafta ders saati geldiğinde gitmek istemedi. Bazen yaş itibariyle biraz ısrarcı olmak gerekebiliyor. Ayrıca Ateş, bazen aktivitelere başlamak istemez, başlayınca da bırakmak istemez. O yüzden gitmemizin çok iyi olacağını, gidince çıkmak istemeyeceğini söyledim. Ama ısrarla gitmek istemedi. Bunun üzerine öğretmeni arayıp özür dileyerek dersten -en azından şimdilik- vazgeçtiğimizi söyledik. Ama 2 gün önce "ne zaman piyano dersine gideceğiz" diye sordu. Bu sefer ben de en azından birkaç ay geçmesi gerektiğini söyledim. Yani şimdilik askıda...
Dans dersini ise hiç sevmedi. Dans okuluna gittik, tam 1,5 saat süren bir hiphop dersi aldı. Çok uzun gelmiş ders süresi ona (bence de çooook uzun bir süreydi), yorulmuş, sıkılmış, ama dersin sonu gelmeden de bırakamamış tabi ki. Biz dışarda onu bekliyorduk, ders bitip geldiğinde hiç mutlu değildi. Tabi ki bir daha oraya gitmek istemedik.
Neyse, ders durumlarımız bu şekilde. Şimdilik sadece -havalar izin verirse- tenis dersimiz devam ediyor. Başlıktaki "pötibör bisküvi kaptan jack" ise Ateş'in, babasıyla lego indiana jones oynarken sürekli anlamsızca söylediği bir söz. Ama babasında o kadar yer etmiş ki, mutlaka bloga yazmam gerektiğini söyledi.
Dans dersini ise hiç sevmedi. Dans okuluna gittik, tam 1,5 saat süren bir hiphop dersi aldı. Çok uzun gelmiş ders süresi ona (bence de çooook uzun bir süreydi), yorulmuş, sıkılmış, ama dersin sonu gelmeden de bırakamamış tabi ki. Biz dışarda onu bekliyorduk, ders bitip geldiğinde hiç mutlu değildi. Tabi ki bir daha oraya gitmek istemedik.
Neyse, ders durumlarımız bu şekilde. Şimdilik sadece -havalar izin verirse- tenis dersimiz devam ediyor. Başlıktaki "pötibör bisküvi kaptan jack" ise Ateş'in, babasıyla lego indiana jones oynarken sürekli anlamsızca söylediği bir söz. Ama babasında o kadar yer etmiş ki, mutlaka bloga yazmam gerektiğini söyledi.
Cumartesi, Aralık 11, 2010
Yerli Malı Haftası
Bu sene okuldaki kutlamada Ateş'in şiiri şu idi:
Ne diyor manav amca
Gelin çocuklar gelin
Armut var sarı sarı
Elma var sulu sulu
Yiyin çocuklar yiyin
Hepsi vitamin dolu
Ne diyor manav amca
Gelin çocuklar gelin
Armut var sarı sarı
Elma var sulu sulu
Yiyin çocuklar yiyin
Hepsi vitamin dolu
Cuma, Aralık 10, 2010
Resim
Bu resimi dün okulda çizmiş. "Çok güzelmiş, neden bu kadar çok güneş var", dedim. "Onlar sahte güneş, gerçeği en büyük olanı" dedi. "Adamın elindeki çekiç mi" dedim. "Hiç çekice benziyor mu, şemsiye, sapındaki kıvrık yere baksana," dedi. Şemsiyenin yanındaki çizgi de yağmuru anlatıyormuş.
Pazartesi, Aralık 06, 2010
Hiphop ve Gezi
Cumartesi günü Ateş'in isteği ve hatta ısrarıyla öğretmenini arayıp hiphop dersine gittik. İlk başta mutlu görünse de, ders süresi 1,5 saat olduğu için çok yoruldu. Dersin sonlarında baktığımda bir yandan esniyor, bir yandan yorgun argın kaşınıyordu. Uzun geldi, yoruldu, sıkıldı. Ama sanki görev yapıyor gibi derse girdi. Mızmızlandı. Dolayısıyla böyle bir başlangıç yaptık hiphopa, ama sonu gelmeyecek gibi görünüyor.
Dün ise, kalabalık arkadaş grubumuzla yine tarihi eser gezisi yaptık. Kulelere tırmandık, gezdik, eğlendik, yorulduk. Ateş abisiyle birlikte yine etrafın fotoğraflarını çekti. Bütün çocuklar çok eğlendiler. Üzerine güzel bir yemek yedikten sonra havaların da erken kararması nedeniyle evlerimize döndük. Ancak gezimiz tamamlayamadık. Gezmemiz gereken bir kaleyi gezemedik. Ateş'in, benim ve Can'ın aklında kaldı bu kale. Yakında bir ara orayı da gezmek istiyoruz.
Dün ise, kalabalık arkadaş grubumuzla yine tarihi eser gezisi yaptık. Kulelere tırmandık, gezdik, eğlendik, yorulduk. Ateş abisiyle birlikte yine etrafın fotoğraflarını çekti. Bütün çocuklar çok eğlendiler. Üzerine güzel bir yemek yedikten sonra havaların da erken kararması nedeniyle evlerimize döndük. Ancak gezimiz tamamlayamadık. Gezmemiz gereken bir kaleyi gezemedik. Ateş'in, benim ve Can'ın aklında kaldı bu kale. Yakında bir ara orayı da gezmek istiyoruz.
Cuma, Aralık 03, 2010
Piyano Dersi
Ateş dün ilk kez piyano dersi aldı. Kendisi öğrenmek istedi, biz de Koza'nın ailesi aracılığıyla Ateş'e ders verebilecek bir öğretmen bulduk. Dünkü ilk derste öğretmeni Ateş'i çok beğendi. Söylediğine göre hem kulağı varmış, hem dinliyor, hem de uyguluyormuş. Benim, öğrenmek için çok erken diye düşündüğüm 2/4, 4/4'lük notaları öğrendi, onlarla ritm tuttu. Bu kadarını ben de beklemiyordum, çok hoşuma gitti. Öğretmeni, göndermek istersek eğer, konservatuvar için uygun bir çocuk olduğunu söyledi. Ancak bizim öyle bir niyetimiz yok. Konservatuvarda haftanın 4 günü akşam dersleri oluyormuş. Ben; okuldan eve geç gelecek, ödevleri olacak, evde çok az vakit geçirebilecek diye üzülürken, bir de konservatuvar olursa durum iyice zorlaşır. Zaten -kendisi sevdiği ve istediği sürece- bu şekilde derslerle gideriz, sonu nereye varır (ya da varmaz) birlikte görürüz.
Birkaç gündür tenis ve piyano derslerinin üzerine, dans okuluna gitmek istediğini ısrarla söylüyor. Söylediğine göre sınıf arkadaşı Yağız hip hop dansı öğrenmiş, Ateş de öğrenmek istiyormuş.
Birkaç gündür tenis ve piyano derslerinin üzerine, dans okuluna gitmek istediğini ısrarla söylüyor. Söylediğine göre sınıf arkadaşı Yağız hip hop dansı öğrenmiş, Ateş de öğrenmek istiyormuş.
Çarşamba, Kasım 24, 2010
Öğretmenler Günü
Ateş dün akşam öğretmenine hediye olarak bu resmi yaptı. Konuyu kendi seçti. Öğretmenine bir elinde çiçek, bir elinde de kalp veriyor. Ben bayıldım. Etrafa da oyun parkı ve gökkuşağı çizdi. Harika oldu. Umarım öğretmeni de beğenmiştir.
Cumartesi, Kasım 20, 2010
İzmiiiiiirrr.....
Maalesef bir tatil daha bitti. Bu sefer İzmir'e gittik. Ama oraya gitmeden önce, tatilin ilk gününden başlamak lazım. İlk gün Ateş yeniden tenis dersine başladı. Artık havalar terlenmeyecek hale geldiği için tekrar oynayabileceğini söyledi. Bu sefer uygun saatte başka bir tenis öğretmeni bulduk. İlk dersini de cumartesi aldı bizimki. Ders gayet iyiydi. Bol bol konuşmuş derste. Biz de kenardan izledik. Pazar günü, bir önceki hafta gidemediğimiz tarihi eser gezimizi yaptık, kalabalık bir toplulukla (7 aile). Arkadaşları ile çok yi vakit geçirdi Ateş. Her yere tırmandı. Ama en önemli olay, kendi cihazı ile heryerin fotoğrafını çekmesi oldu. Tümüyle kendi başına ve inanılmaz güzel fotoğraflar çekti. Bu işten çoook keyif aldı. Pazartesi üçümüz bisiklet turu yaptık. Salı sabahı iki aile büyüğünü ziyaretten sonra İzmir'e gitmek üzere hazırlandık. Uçağımız gece saatinde idi. 10.30 gibi İzmir'de olduk. Pelin Teyze bizi karşıladı. Böylece ilk kez onun arabasına binmiş olduk. Onun evinde kaldık.
Programımız Ateş'i gezdirmek amaçlıydı. İlk gün Doğal Yaşam Parkı'na gittik. Ateş gördüğü hayvan, yer, doğa manzarası, tabela gibi herşeyin fotoğrafını çekti. Çok yürüdük, yorulduk. Üzerine minigolf sahasına gittik. Ateş çok beğendi. Her parkurda topu deliğe sokmayı başardı. Benim de çok hoşuma gitti bu golf işi. Sonra bir oyun alanında oynadı, kumru yedik ve geç vakit evimize döndük.
Ertesi gün, deniz kenarında bir yere kahvaltıya gittik. Israrla yağsa da birşey olmaz, dediğimiz halde, epeyce ıslandık. Kahvaltımızı iç mekanda tamamlayabildik. Oraya feribotla gittik ve döndük. Akşamüstü süper bir kokoreç ve midye dolma turuyla günü tamamladık.
Üçüncü ve son gün Ateş kısa süreli de olsa, bir ata bindi. Biraz da başka başka yerlerde oturup birşeyler yedikten sonra dönüş saatimiz geldi. Dün gece evimize döndük. Orda hem Ateş, hem Pelin hem de ben sürekli fotoğraf çektik. Bazen birbirimizin fotoğrafını aynı anda bile çektik. Pelin sayesinde Ateş'le çekilmiş yeni fotoğraflarım oldu. Çok güzel ve eğlenceli bir tatil oldu. Pelin teyzenin evini de ilk kez gördük, çok sevindik. Ateş şu anda evde özlediği oyuncaklarıyla oynuyor. Bu iki gün evden çıkmayı hiç istemiyormuş. Ama yarın sabah da açık havada kahvaltı planımız var...
Perşembe, Kasım 11, 2010
Resimler
Bu resimi geçen hafta okulda çizdi. Kızılay Haftası nedeniyle kızılay konulu bir resim çizmesi gerekmiş. Ben de tam onu almaya gitmiştim, henüz resmini bitiremediğini söyleyerek beni de içeri çağırdı. Resimde Kızılay çadırı, yıkılmış ev (resmin sağında bir duvarı olmayan ev) ve ona yardım götüren kızılay tırı görülüyor. Özellikle ev kısmına bayıldım.
Bu resim çok daha eski. Geçen sene yine okulda çizmişti. Konusu okuldaki oyun parkı. Çok basit bir çizim olmasına rağmen inanılmaz derecede beğendim. Hem salıncakta sallanan, hem de kaydıraktan kayan çocuklar çok net olarak anlaşılıyor.
Pazartesi, Kasım 08, 2010
"Dur" ile Tanışmak
Birkaç akşam önce, Ateş evde oyuncaklarıyla oynarken onu yemeğe çağırdım. Tamam dedi, gelmedi, geliyorum dedi gelmedi, bi dur dedi gelmedi, hadi dedim gelmedi, ısrarla oyununu oynamaya devam etti. En sonunda yanına gidip hadi diye çağırdım. Bana kızarak "anne dur demekten bişey anlıyo musun, en iyisi seni durla tanıştırayım. Dur, bu annem, anne bu dur" dedi. Böylece o akşam "dur"la tanışmış oldum. Bu yaşıma kadar öğrenememiştim, iyi oldu.
Cuma, Kasım 05, 2010
Burun Kanaması
Ateş'in ilk kez geçtiğimiz kış olmak üzere ara ara burnu kanamaya başlamıştı. İlk kez okulda Erinç'in çantasının çarptığını ve ondan sonra kanadığını söyledi kendisi. Sonra yaz boyu da ara ara bazen herhangi bir travma (Erim'in kafasının çarpması), bazen de burun karıştırma (aslında bu da travma) işlemleri sonrasında burnu kanadı. Bazen kısa, bazen uzun sürdü. Geçtiğimiz cumartesi de burnu kanadı, ardından pazar günü, pazartesi ve salı da okulda kanayınca ve bunlarda ikisi epeyce uzun sürünce, Eliz ve Günce'nin babası olan arkadaşımız Murat Amca, yakılması gerektiğine karar verdi. Ateş'i çarşamba günü okuldan erken aldım. Ne işlem yapılacağını biliyordu. Ayrıca hastaneye babasının odasına gitmeyi ve orda bilgisayarda oyun oynamayı çok seviyor. Bu nedenle güle oynaya gittik. Ucunda gümüş nitrat bulunan bir çubukla hasarlı damara birkaç kez dokunarak koterizasyon işlemini yaptı Murat amca. Ayrıca etrafımızda onu izleyen, benim ve babanın öğrencileri olan tıp öğrencileri Ateş'i seyretti. Ateş'in hiç canı yanmadı, hiç problem çıkarmadı. Sadece her dokunma sonrasında sayısız kez hapşurdu. İşimiz bitti, inşallah başka bir problem çıkmaz. Şimdi mutlu mesut okulunda.
Haftasonu için belki tenis, Defne'nin doğumgünü partisi ve pazar günü de yine tarihi eser gezimiz var planlar arasında.
Salı, Ekim 26, 2010
Hastalık
Ateş'in iki gün önce başlayan hastalığı bütün hızıyla devam ediyor. Dün geceyarısına kadar düşmeyen yüksek ateşle başladı, bugün şiddetli boğaz ağrısı, ağız burun çevresinde yaralar ve el-ayak civarında döküntülerle devam etti. Boğaz ağrısı nedeniyle pek birşey yiyemiyor. "Su bile içemiyorum anne" diyor. Viral bir hastalık, yapacak birşey yok. Geçmesini bekliyoruz. Umarım biran önce geçer.
Hasta olduğu için dün okula gidemeyeceğini söylediğimde ağlayarak eksi almak istemediğini, okula gitmek istediğini söyledi. Öğretmeniyle konuştuk, keyfi yetmediği için gelmeyen çocuklar yoklamada eksi alıyorlarmış. Ateş hasta olduğu için böyle birşey tabi ki yokmuş. Hatta öğretmeni hasta olduğu halde okula gelmek istediği için takdir etti Ateş'i. Aferin dedi, bizimki çok mutlu oldu. Şimdiye kadar yine okulunu sevmesine rağmen hastalandığı zaman evde kalacağına seviniyordu, bu sene zaten her fırsatta okulu ne kadar sevdiğini söylüyor. Gidemiyor olmasından rahatsız.
Bir başka konu ise, önümüzdeki kurban bayramı tatilinin bir kısmında Pelin'i ziyarete İzmir'e gidecek olmamız. Ateş gideceğimizi duyunca "oleeyyy" dedi. Pelin teyzesi ona güzel programlar hazırlamış.
Pazar, Ekim 24, 2010
Tarihi Geziler
Bugün itibariyle yakın çevremizde tarihi eser gezilerimize başladık arkadaşlarımızla beraber. İlk gezi için yakın bir yer seçtik. Ben önceden o bölgeyle ilgili derleme yaptım. Yani çooook bilinçli gezdik. Hangi kalıntının ne olduğunu bilerek dolaştık. Bol bol yürüdük, tırmandık, indik, dolaştık. Yani çocuklar dahil herkes yoruldu. Ama herkes memnun ayrıldı gezimizden. Ben zaten çok çok severim tarihi bölgeleri gezmeyi. Gezinin üzerine hep birlikte bir balık lokantasına gittik. Bugün abi de bizimleydi. Akşam dönerken çocukların ikisi de geziyi çok beğendiklerini söylediler. Ateş eve varmak üzereyken arabada uyudu. Yalnız lokantada biraz ateşi çıktı, halen antibiyotik kullanıyor. Bunun haricinde güzel bir pazar günü geçirdik.
Pazartesi, Ekim 18, 2010
Gezi
Geçen hafta salı-cuma günleri arasında Cengiz'in peşine takılarak bir gezi yaptık. Baba toplantılarına katılırken Ateş'le ben tatil köyünde eğlendik. Yolculuktan başlamalıyım. Ateş hem giderken, hem de dönerken 7-8 saatlik araba yolculuğunu çok iyi geçirdi. Bazen birşeyler seyretti, bazen oyuncaklarıyla oynadık birlikte, oyun hamurları ve bakuganlarıyla. "Nesi var" oynadık. Sonuçta süper bir yolculuk yaptı. Orda ortam zaten çok güzeldi. Etraf havuzlar ve su parklarıyla doluydu. Ama havuzların suyu buzzz gibiydi. Ben ayağımı bile sokamadım soğuktan, ama Ateş kaydıraklardan kaya kaya sulara atladı. Kapalı sıcak havuz vardı, ama o da Ateş'i pek çekmedi. Neyse ilk gün yüzme dersine katıldı. Sahilde trambolinde, sırtını incitecek kadar zıpladı. Ertesi gün judo dersine katıldı. Başta itiraz etti, katılmak istemedi. Sonra bizim biraz iteklememizle katıldı. Çooook eğlendi. Özel kıyafet giydi. Dersin sonunda judo öğretmenini yere serdi, madalya aldı. Çok sevindi. Biz de izlerken bayıldık tabi. Videosunu gönderdik teyzesine, amcasına. O günün gecesinde çocuklara yönelik bir diskoda dans ettik birlikte. Sonra da Çin akrobasi grubunun gösterini izledik. Çok güzeldi, Ateş yorgunluktan esneyerek de olsa bayılarak izledi. Cuma akşamı eve, daha doğrusu deniz kenarına gittik. Cumartesi denize bile girdik. Ateş bol bol kumda oynadı. Dün akşam da evimize döndük. Ateş bu arada okulunu ne kadar sevdiğini anlattı bize sık sık.
Cuma, Ekim 08, 2010
L-ego S-tars W-ars
Ateş'le babasının son 10 gündür deli gibi oynadıkları bilgisayar oyunu bu. O kadar heyecanla oynuyorlar ki inanılmaz. Ya Ateş babasını, ya da babası onu çağırıyor. Kuruluyorlar bilgisayarın başına. Ateş'in klavye ile büyük bir hızla tıkır tıkır oynamasına bayılıyorum. Benim oyunlar konusunda pek bir iddiam yok. Yani bazı oyunları çok severek ve iyi oynarım (oynardım), ama bu tip savaş ya da strateji oyunları hiç bana göre değil. Zaten oynayamıyorum, Ateş beni ayıplıyor. Bu oyun sayesinde Skywalker, Dart Vader gibi karakterler girdi Ateş'in hayatına. Şimdi filmlerini de merak ediyor.
Pazartesi, Ekim 04, 2010
Savaşlı Çizgifilmler ve Servis
Daha önce Ateş küçükken ara ara sevdiği çizgifilmleri yazmıştım. Dora, Caillou, Tom ve Jerry gibi. Ancak ben ne kadar sakin, gözü yormayan, konusu çok güzel çizgifilmler izletmek istesem de, artık kendisi istediklerini çok net olarak ifade ediyor. Cartoon Network'teki savaşlı çizgifilmleri çok seviyormuş. Reklamlarını izlemiş, robotlarla insanların savaşı varmış, çok güzelmiş, ondan izleyecekmiş. Bakugan, Ben10 çok güzelmiş. Ben de yasak getirip yoksunluğa yol açmak istemediğimden televizyon izlediği zamanlarda bunlardan izlemesine izin veriyorum. Ama kendiliğimden o tip çizgifilmleri asla açmıyorum. Kazara görürse izliyor (yani birşeyler izlemesi için TV açmışsak ve tesadüfen öyle çizgifilmler varsa). Ben açıyorsam Pembe Panter, Garfield, Uzun Kuyruk ya da animasyon filmler izliyoruz. TV izlemesinin bir şartı var, birbirimize sarılarak izlemek.
Geçen cumadan beri Ateş'in okul servisi değişti, daha büyük bir servis geldi. Artık Ramazan Amcası gelmiyor. Ben 2 seneden beri onu tanıdığım ve yeni servis şöförünü hiç tanımadığım için bayağı tedirgin oldum açıkçası. Bir de erken alıyor servis ve yaklaşık 1 saat servisle dolaşıp ancak okula gidiyor. Sabahları da kendim mi bıraksam diye çok ikilemde kaldım. Aslında ikilemde kalacak birşey yok, rahatlıkla bırakabilirim. Ama servisle gitmekten memnun Ateş. Çok sordum, servisle gitsinmiş, arada arabayla ben bırakacakmışım. Herhalde bunu da beni üzmemek için söylüyor. Okul daha uzak olduğu için çoğu arkadaşı servisle gidiyor. O da dışarda kalmak istemiyor belli ki. Ben oğlumun iyiliğini isterken bu sefer onu, her çocuğun bir şekilde maruz kaldığı servis dünyasından mahrum edeceğim diye düşündüm. Cengiz de yolda geçirdiği 1 saatte aslında çok eğleneceğini, benim hiç servise binmediğim için anlayamayacağımı söyledi. Neyse razı oldum. Servisle gidiyor. Ama belli ki, okul hayatı boyunca ben bu servislere hep takık olacağım.
Perşembe, Eylül 16, 2010
Rüya
Dün akşam uyumadan hemen önce Ateş bana "anne, sen ne rüya göreceksin" diye sordu. "Bilmem ki oğlum, umarım ikimiz de komik, eğlenceli rüyalar görürüz" dedim. "Bence ben rüyamda tam 5 tane palamut yakaladığımı göreceğim" dedi. Nasıl bir balık avlama sevgisidir bu. Hala büyük bir özenle yakaladıkları tüm balıkları tek başına temizliyor. Herkes hayretler içinde kalıyor.
Sabah sordum, hiç hatırlamadığı bambaşka rüyalar görmüş.
Salı, Eylül 14, 2010
Serbis
Ateş son aylara kadar okul servislerine "serbis" dedi hep. Düzelttik, düzelttik, ancak son günlerde servis demeye başladı. Neyse, önemli olan bu değil. Ateş bu sabah hayatında ilk kez servisle gitti okula. Okul taşındığı için, zaten geç hazırlanan Ateş'i bırakıp işe dönmek benim daha da geç kalmama sebep olacağı için (son 2 yıldır zaten hep geç geliyorum), hem de servisle gitmeye alışsın diye servise verdik. Sabah 7.00'de yatağında öperek ve komik bir Felaket Henry okuyarak uyandırdım Ateş'i. Sonra kahvaltısını yaparken de iki Tom ve Jerry bölümü seyretti. Bunlar bittiğinde Ramazan amcası aradı, Ateş, babası ve ben birlikte indik aşağıya. Ateş'i bindirdik. Yanını boş bıraktı Ramazan amcası, Koza ile Ateş yanyana oturacakmış. Bizimki mutlu mutlu gitti. Ama olan yine bana oldu. Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Cengiz işe giderken benimle dalga geçti burda bile ağladığım için. Ağlayarak apartmana girdiğimde apartman görevlisi Mehmet Dede (Ateş küçükken ona böyle derdi, şimdi biz de böyle isimlendiriyoruz) de güldü bana, "alışırsın, ağlama" diye teselli etti. Tekrar eve çıktım, evde tek başıma hazırlandım, mahsun mahsun işe gittim. Okulu aradım, bizimki mutlu mesut arkadaşlarıyla oynuyormuş. Zaten onun için değil, yine benim için travma oldu bu iş. Akşam konuşacağız, kendi memnunsa servisle gitmeye devam edecek, yoksa eskiye döneceğiz. Her koşulda akşamları ben alacağım. Servis olayımız böyle...
Dün sabah Ateş'i okula bıraktığımda öğretmeni Cem'in Ateş'i sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Ateş de Cem'i çok özlediğini söylüyordu zaten. Tam o sırada karşılaştılar, birbirlerine öyle bir sarıldılar ki inanamadım. Ateş'in kendi hayatı, kendi ortamı, kendi arkadaşları olmasına bayılıyorum.
Çarşamba, Eylül 08, 2010
Neler oldu neler...
Bir önceki postta yazdığım tatilin üzerine bir kalabalık tatil daha yaptık. Yine Ateş'in ve abisinin kuzenleri Lal ve Alp, bir de onların kuzeni Sim geldiler. Dokuz günlük çok güzel bir tatil oldu. Çocuklar yine çok eğlendiler. Alp'in 1. doğumgününü hep birlikte kutladık.

Ateş'in yüzmesinde büyük yenilikler oldu yine. İnatla gözlük ve şnorkel kullanmıyordu. Bir kez denettirdik ve bayıldı. O kadar çok hoşuna gitti ki, bir daha çıkarmadı. Sürekli onlarla yüzdü. "Ben boşuna korkuyormuşum, hiç de korkulacak birşey değilmiş" dedi. "Denizin altı çok güzelmiş, benim üstten gördüğümden çok daha güzelmiş" dedi. Denizin altında gördüklerine hayran kaldı. Derin denizlerde, adanın kenarında babasıyla incelemeler yaptı. Bu işe bayıldı. Sonra kafasını suyun altına sokmaya, gözlüksüz dalmaya ve dalarak suyun altından yüzmeye başladı. Bu olanlara çok şaşırdım ve sevindim, çünkü daha 2 ay önce denizde kollukla yüzüyordu.

Gittiğimiz yerde minik bir köpeğimiz oldu. Çok küçük, çok oyuncu. Ateş onu, o da Ateş'i çok sevdi. Çığlık çığlığa oyun oynuyorlar, Ateş ona yemek yediriyor, seviyor. Adını şimdilik popiş koyduk.
Bu arada Ateş'in anneannesi acil bypass ameliyatı oldu, şimdi gayet iyi, bir problemi yok. Ateş anneannesine ameliyattan önce çok güzel moral verdi, "ananne, yarın kalbin sapasağlam olacak, hiç korkma" dedi. Anneannesi bayıldı tabi.

Bulduğu bazı taşları, midye kabuklarını ya da ona ilginç gelen şeyleri mutlaka alıyor, biriktirmek istiyor. Bazen tamam biriktir diyoruz, ama koca koca taşlar hiç biriktirilecek gibi değil. Sonunda bir formül bulduk. Ateş'in sevdiği şeylerin (kumda yaptığı şeyler dahil) fotoğraflarını çekiyoruz. Böylece istediği zaman görebilecek.
Dönüşte 2,5 günlüğüne de olsa okul başladı. İlk sabah Ateş uyandığında bana "anne, sen Zekiye Öğretmene gitseydin sevinir miydin" diye sordu. Ben de "sevinirdim, eğlenceli bir öğretmene benziyor, üstelik seni de çok seviyor" dedim. Okulunun yeni binası çok güzel olmuş bu arada. Bayıldık. Heryeri gezdik. Kendisi de çok beğendi. "Bu kadar güzel olacağını hiç tahmin etmemiştim" dedi. Okulda da zaten ilk birkaç gün Serap Öğretmenleriyle birlikte olacakmış 6 yaş sınıfı. Şu anda gayet mutlu. İki akşamdır okuldan zor alıyorum. Almaya gidince ağlıyor. Dün akşam için anlaşma yaptık. Geç gidecektim, gittim de. Ama hala Koza'yla oyun oynuyorlardı, 1 saat kadar onları bekledim. Bugün öğlenden itibaren tatil, Koza ve annesiyle birlikte biryerlere gidip oturacağız, çocuklar da oynar yine. Akşamüstü de tabi ki yine deniz...
Salı, Ağustos 10, 2010
Tatil, Yine...
Deniz, kum, balık tutma, güneş, palamut, sırtı çekmek, felaket henry, sihirli okul otobüsü, kova, kürek, dalga sesi, keyif, öksürük (maalesef 2 haftadır devam ediyor), dondurma...
Pazartesi, Ağustos 02, 2010
Sukuşu
Bu haftasonu itibariyle Ateş tam bir su kuşu oldu. Çoook rahatlıkla yüzüyor, daha geçen hafta gitmeye korktuğu derin yerlere gidiyor. Hatta sırtüstü yüzmeyi bile öğrendi.
Cumartesi bütün günü İpekler'le denizde geçirdikten sonra pazar günü Ateş hep odaya gitmek ve klimalı ortamda kalmak istedi. Hem yenisi çıkan azı dişleri yüzünden huzursuz ve mutsuzdu, hem de sıcaktan. Çoğunlukla günü odamızda geçirdik, akşam 7'ye doğru denize girdik. Denizin en güzel saatleri olduğu için, bu sefer de çıkamadık. Ateş denizden çıktığında 8.30 olmuştu. Neyse ki diş ağrısı da geçti, akşam yemeği yedi ve yolda uyudu.
Hem cumartesi hem de pazar günü burnu kanadı. Hem de epeyce kanadı, uzun sürdü. Korktuk. Sıradan bir burun kanaması ne kadar sürer ki diye düşünürken durdu. Kanama-pıhtılaşma zamanı tetkikleri yaptırayım diye düşündüm içimden. Tesadüfen Eliz ve Günce'nin babası KBB uzmanı arkadaşımız geldi, o kadar uzun ve çok kanayabileceğini, anormal bir durum olmadığını söyledi. Burnunu oynamaması gerektiğini en az 50 kere tembihledik, şu anda evde, iyiymiş. Ben işteyken telefonla konuşuyoruz hep. Komik çocuk, bana "baybayişko bebişko" diyor.
NOT: Bu aydan itibaren Ateş'in günlüğünün 5. yılına başlıyoruz.
Perşembe, Temmuz 29, 2010
Havuz
Dün akşam üzeri İpekler'in havuzuna gittik. Ateş şimdiye kadar çok az havuza girdi. Benim kuzenimin yazlığındaki havuza girmişti epeyce önce. Başka zaman olduysa da hatırlamıyorum. Babası havuz işini sevmiyor. Hatta o yüzden yüzme kursuna gitmesine bile gönüllü olmadı. Bu nedenle pek havuz tecrübesi olmayan Ateş, dün akşam sitenin girişinde römorkta bekleyen bir tekneyi görünce "ne kadar büyük havuzları varmış, tekneyle gelmişler" dedi. Hepimiz kahkahalarla gülerek "ne güzel espri (!) yaptın Ateş" dedik, böylece bilmeden komik birşey söylediği halde gülmemize kızmadı. Neyse dün akşam Kaan da geldi. Ateş, Kaan ve İpek havuzda çok eğlendiler. Bizimki kollukla yüzmeyi kesinlikle kabul etmedi. Üstelik havuzun heryeri boyunu geçiyordu. Şaşırtıcı derecede güzel yüzdü üstelik. Süperdi. Üzerine abisiyle birlikte duş aldılar. Abisi saçlarını sabunladı. Sonra mutlu mutlu yemeğini yedi, çok sevdiği bulgurlu köfte vardı. Gece geç saatlere kadar oynadılar. Biz de üniversite yıllıklarımıza bakıp ne kadar zaman geçtiğini konuştuk. Bu akşam yine tenis dersi var. Sabah tenisi hatırlattığımda "oleeeyyyy" dedi.
Dün ona Felaket Henry'nin 12 kitabını daha aldım. Dün gece okumaya başladık.
Çarşamba, Temmuz 28, 2010
Evdeyken neler yapıyoruz?
Denizde değilken Ateş gündüzleri evde kalıyor, ablasıyla oyun oynuyor. Denize gitmeyi çoook seviyor tabi ki, ama evde olmaktan da çook mutlu. Uzun zamandır oynamadığı oyuncaklarını çıkardık. Geç kalkıyor, direk oyun oynamaya başlıyor. Bazen televizyon, bazen bilgisayar, çokça oyunla geçiyor günleri. Akşam olup biz işten geldiğimizde ise çoğunlukla dışarıya çıkıyoruz. Sadece pazartesi akşamları evdeyiz. Salı ve perşembe (Ateş çok sevdiği için haftada 2'ye çıkardık) tenis dersi var. Çarşamba akşamları da genelde dışarda bir aktivite oluyor. Cuma akşamı zaten denize gidiyoruz ve hafta bitiyor.
Ateş'in evde olduğu geçen haftalarda bir gün Ateş'i işyerime götürdüm. Heryeri gezdi, masamda oturdu, masa tenisi oynadı, herkesle sohbet etti, resimler yaptı. Sonra ikimiz birlikte öğle yemeğine gittik bir restorana. Sonra da onu eve bıraktım. Bir başka gün babası götürdü işyerine. Orda da tanıdığı herkesi ziyaret etmiş, yine yemek yiyip döndüler. Geçen hafta bir gün öğlen de Ateşko'yu playlande götürdüm. Ara ara gördüğünde istiyordu, ama hep çok kalabalık olduğu için girmiyorduk. Bu sefer sakin olur diye özellikle öğlen gittik. 1,5-2 saate yakın vakit geçirdik. Trambolinde uzun uzun zıpladı. Yeni ve daha büyük çocuklar için gelen oyuncakları denedik. Kendi söylediğine göre, "çoktan da çok iyi" vakit geçirmiş.
Deniz kenarında vakit çoğunlukla kumda ve denizde geçiyor. Baştan ayağa kumlara bulanıyor, denizde gayet güzel yüzüyor, özellikle bu hafta çok ilerletti. Hortumla ya da duşta kendi duşunu alıyor. Sadece çok sıcak öğle saatlerinde odaya giriyoruz.
Yani yaz çok güzel geçiyor...
NOT: Lades tüm hızıyla devam ettiği gibi, bir de "evet-hayır" oyunu çıktı başımıza.
Perşembe, Temmuz 22, 2010
Lades
Son haftalarda Ateş lades oyununu öğrendi, sanırım abisinden. Öğrendiğinden beri bize sürekli anlamlı-anlamsız birşeyler vererek lades yapmaya çalışıyor. Ben genelde kanmış görünüyorum. Babası ise, gerçekten unutmuşsa ancak birşey demiyor, yoksa mutlaka "aklımda" diyor. Böylece Ateş benim çok kolay unutan ve kolay kanan birisi olduğumu düşünüyor. Babasına ya da bana lades yaptığında acaip eğleniyor, kahkahalar atıyor.
İlk öğrendiği gün babasına birşey vermiş, sonra "vezir" demiş. Babası "neee" deyince bu sefer düşünüp "esir" demiş. Sonra durup "lazer" demiş. Babası kahkahalar arasında lades demek istediğini anlamış. O günden beri ismini unutmuyor.
Çok komik başka birşey de, deniz yolumuzun üzerindeki ..... beldesinin ismini unutan Ateş oraya "musluklu" dedi. Artık biz de oraya musluklu diyoruz.
Pazartesi, Temmuz 19, 2010
Eve döndük...

İlk kalabalık tatilimiz bitti. Alttaki yazıda yazdığım gibi çocuklar harika bir ekip oluşturdular. Özellikle 4 büyük birarada çooooook eğlendiler. Ateş denizde onlara çok fazla katılamadı, çünkü hepsi balık gibi yüzüp, birbirlerine çılgın su şakaları yapıyorlardı. Bu iş Ateş'in yüzmesine yaradı. Derin yerlere gitmek için taktığımız kolluklarla dalga geçtikleri için Ateş hiç kolluk takmak istemedi. Onlara göstermek için yüzmesini daha da ilerletti. Şimdi gayet güzel yüzüyor. Ama tabi kol ve bacak hareketlerini ilerletmesi lazım. Belki, bin kez kafası suya battı, ama artık hiç aldırmıyor.
Özellikle deniz dışında Ateş de diğer çocuklarla çok eğlendi. Genelde hep birlikte aynı masada yemek yediler. Sonra Ateş'in okuldan arkadaşı Yağız da geldi. Ateş Yağız'la denizde su savaşı yaptı, okey oynadı, futbol oynadı. Kısaca bütün hafta çooooook iyi vakit geçirdi. Öyle ki, oraya götürdüğüm bütün aktiviteleri (çizim kitapları, oyun hamurları, oyunlar, resim defterleri, boya kalemleri vb.) aynen geri getirdim. Sadece geceleri -yorgunluktan bayılmazsa eğer- Felaket Henry okuduk. Bir de öğlenleri çok sıcak olduğu zamanlarda toplam 2 film izledik. Oyuncak Hikayesi 1 ve 2'yi izledik. Dün öğlen de sinemaya gidip üçüncüsünü seyrettik. Ateş filmleri çok beğendi.
Cumartesi günü Toprak Efe'nin 2. doğumgünüydü. Hep birlikte deniz kenarında kutladık. Toprak Efe'nin kuzenlerinin de gelmesiyle çocuk sayısı daha da arttı. Biz Toprak Efe'ye, oyuncak hikayesi filmlerinde iyi rollerden birinde oynayan Patates Kafa'dan aldık. Ateş küçükken çok severek oynamıştı, ama şimdi hatırlamıyor.
Neyse, cumartesi akşamı eve döndük. Dün sinema dışında evde yayılarak geçirdik günü. Bugün biz işteyiz, Ateş evde ablasıyla oyun oynuyor. Haftasonu yine deniz.
Pazartesi, Temmuz 12, 2010
Çocuk Ordusu
Akşamüstü yazdığım postun 1-2 saat sonrasında Ateş'in abisi, kuzeni Lal ve Alp, onların kuzenleri Şan ve Sim geldiler. Alp henüz bebek, geri kalan 5 çocuk bütün geceyi koşarak ve oyun oynayarak geçirdiler. Ateş bu 5 çocuğun en küçük olanıydı. Çoook koştu, çoook eğlendi. Bütün hafta böyle geçer umarım.
Şu anda...
Ben kumsalda gölgede oturuyorum, Ateş bitmeyen enerjisiyle kum oynuyor. Gün içinde saatlerce yüzdük. Ben yoruldum, o gayet enerjik görünüyor.
Cuma, Temmuz 09, 2010
İyigeceler
Yaklaşık 1 yıldır Ateş, gece kitap okuma seansı bitip de uyumaya gecerken, bana ve babasına "iyi geceler, iyi uykular, renkli rüyalar, benim annemle babam en güzel, en komik, en tatlı rüyaları görsün" diyor. Biz de aynı şekilde karşılık veriyoruz. Babası o an yanımızda yoksa bile mutlaka onu cağırıyor ve mutlaka bu konuşma kelimesi kelimesine gerçekleşiyor.
Çarşamba, Temmuz 07, 2010
Tenis
Ateş temmuz başladığından beri tatilde, yani okula gitmiyor. Burdaysak evde ablasıyla kalıp oyun oynuyor. Haftasonları zaten denize gidiyoruz hep birlikte. Evde çok mutlu, epeydir oynamadığı, oynamaya zaman bulamadığı oyuncaklarının hepsini döktük ortaya, bayıla bayıla oynuyor. Akşamları ise evde durmuyoruz genelde. Salı akşamları Ateş'in tenis dersi devam ediyor. Dün akşam 4. dersi vardı. Çoook severek gidiyor. Sabah, akşama tenise gideceğimizi söylediğimde "oleyyy, ama keşke şimdi gitseydik" dedi. Mehmet Eren dün hastalanıp gelemediği için Ateş 2. kez tek başına ders aldı. Öğretmeni önce sıkılabileceğini söylemişti, ama tek başına derste bile çok mutlu oluyor, ders hiç bitmesin istiyor. Öğretmeninin söylediğine göre birkaç ders ilerden gidiyormuş, yapmasını hiç ummadığı hareketleri yapabiliyormuş. Tenisten sonra da sadece tenis oynayanların duş alabileceği yerde duşunu alıyor Ateş. Bundan çok hoşlanıyor.
Cuma günü denize gidip bu sefer öbür haftaya kadar kalacağız. Ateş'in kuzenleri Lal, Alp ve onların kuzenleri gelecek. Abi de kalacak bizimle. Böylece bol çocuklu bir tatil olacak bu sefer. Ateş artık o kadar arkadaş canlısı ki, hiç tanımadığı çocuklarla bile anında arkadaş oluyor, oyun oynuyor. Umarım keyifli bir tatil olur. Sonra ağustosta da tatil yapacağız, bu sefer daha uzun bir tatil olacak.
Bugün ya da yarın Ateş'in okulu yeni yerine taşınıyor. Ateş eylülde 6 yaş sınıfına okulunun yeni yerinde başlayacak.
Bugün öğleden önce benim işyerime geldi, birlikte işyerimi gezdik, iş arkadaşlarımla sohbet etti, masa tenisi oynadı, resim yaptı. Daha önce de gelmişti, ama pek hatırlamadı. Sonra başbaşa güzel bir yemek yedik ve onu eve bıraktım. Yarın da babasıyla öğle yemeğine çıkacak, sonra babasının işyerine gidecek. Eve birlikte dönecekler. Pek mutlu oldu bizim işyerlerimize geldiğine.
Pazartesi, Haziran 28, 2010
Felaket Henry
Son günlerdeki favori kitabı bu Ateş'in. Tek bir kitap değil, bir seri. Felaket Henry çoook yaramaz bir çocuk. Bir dolu macerası var. İlk önce tesadüfen Felaket Henry Kitap Okuma Yarışması ve Felaket Henry Yatıya Gidiyor ile başladık. Kitap okuma yarışmasında bütün sınıfın kitap okuyup özet çıkarması gerekiyor. Henry ise okumak yerine uyduruyor. Uyduruk özetler yazıyor. Fare kasabaya gidiyor (özeti: farenin kasabadaki nefes kesen maceraları),
Fare köye gidiyor (özeti: farenin köydeki nefes kesen maceraları),
Fare tuvalete gidiyor (özeti: farenin lazımlığıyla nefes kesen maceraları)
Çocuk ve Domuz
İki çocuk, bir domuz
İki domuz, bir çocuk
Çocuğumsu domuz
Domuzumsu çocuk
Bunları dinlerken Ateş kahkahalara boğuluyor. Gülmekten fenalık geçiriyor.
Bir başkası Felaket Henry'nin Donu: bunda da büyük hala Greta yaşlı bir kadın, Henry'yi kız sanıyor ve ona fırfırlı, pembe, kalp ve gökkuşağı desenli bir don gönderiyor. Felaket Henry onu okula giderken yanlışlıkla giyince bir dolu komik olay oluyor. Ateş'in bunu dinlerken gülmekten gözlerinden yaşlar geliyor.
Uyumadan önce okumak için çok iyi bir seçenek mi bilmiyorum, çünkü çocuğun uykusu varsa da gülmekten açılıyor. Ama çoook severek dinliyor, gece yatağa daha da severek gidiyor.
Cuma, Haziran 25, 2010
Arkadaşlar
Ateşkonun 1-2 sene önceki ev bağımlılığından eser kalmadı. Son zamanlarda nerdeyse hiçbir akşamı evde geçirmedik, gündüz okula gidiyor, haftasonu da deniz kenarına, ama hiiiiç şikayetçi değil. Cengiz de ben de şaşırıyoruz onun bu haline. O kadar alışmıştık ki "evimize gideliiiiiiim" diye mızıldanmalarına. Şimdi nereye gidelim desek, hemen hazırlanıyor ve çıkıyoruz. Bunda en önemli etken herhalde arkadaş olayı. Arkadaşları olunca çok keyifle oyun oynuyor. Biz Ateş'in canının sıkılacağı bir yere zaten gitmiyoruz. Gittiğimiz yerler genelde açık hava ve bol arkadaşın olduğu yerler. Dolayısıyla ev problemimiz kendiliğinden ortadan kalktı.
İki hafta önce Ozan ve İpek'in aileleri geldi. Çocuklar çok eğlendiler. Geçen hafta biz İpeklere gittik. İpek'le odasında d.udak.tan d.uda.ğa öp.üş.müşler. Ateş du.daktan öp.üş.tüğü iki kıza aş.ıkmış. Biri Koza, öbürü de İpek'miş.
Dün akşam da, Eliz ve Günce ile Bilge-Denizlerin aileleri geldi. Ateş Eliz'i zaten çok seviyor, o gelecek diye çok sevindi. Eliz'le Ateş'in fotoğrafını çekmek istedim. Eliz 11 yaşında, haliyle Ateş'den epeyce uzun. Yine de Ateş bir elini Eliz'in omzuna atarak poz verdi, bizi gülmekten öldürdü (tabi ona belli etmeden). Ayrılırken Eliz'i öptü, sonra "keşke Eliz de beni öpse" dedi. Bunun üzerine kahkahalar arasında Eliz de onu öptü. Bu sabah "dün akşam çok eğlendim, keşke hiç bitmeseydi" dedi.
Belki unuturum diye buraya yazıyorum, aslında okulundaki arkadaşları onun için en kıymetli arkadaşlar. Ne de olsa bütün vakitleri birlikte geçiyor. Okuldaki doğumgününde bir yanına Mehmet Eren, bir yanına Cem oturmuştu. Bizimki ellerini iki arkadaşının omzuna koyarak "işte benim en iyi dostlarım" dedi, beni bitirdi.
Perşembe, Haziran 24, 2010
Yemek
Eski yazılarımdan birini okudum da tesadüfen, Ateş'in hiç taze fasulye yemediğini ve bu nedenle bizim evde pişirilmediğini yazmışım. Son 1-2 senedir Ateş'in yeme alışkanlıkları çok değişti. Taze fasulye şimdi en sevdiği yemeklerden biri. Ayrıca kabak yemeği, aklıma gelmeyen birçok sebze yemeği, baklagiller, tabi ki makarna, pilav, köfte de sevdiği yemekler arasında. Ama 1-2 sefer dışında bonfile şeklinde kırmızı et hiç yemedi. Sevmiyor. Belki daha sonra sever, ya da hiç sevmez, bilmiyorum. Ama demir ihtiyacını en iyi karşılayabilecek besinlerden biri olduğu için en azından köfte şeklinde yedirmeye çalışıyorum. Okulda hiç yemek seçmiyormuş, bütün yemekleri severek yiyormuş.
Yemekten bir süre sonra meyve yiyoruz evdeysek. Evde abur cuburu çok azalttık. Biz iştahlı bir aileyiz. Kurabiye, tatlı, pasta, kuruyemiş, çikolata gibi şeyleri çok severek yiyoruz. Ateş de çok olmamakla birlikte yiyordu. Ama artık bütün abur cuburu kaldırdım, özel bir durum olmadığı sürece kurabiye, tatlı, pasta yapmıyorum artık. Çünkü üçümüz için de çok zararlı. Oğlumun çevrede çok gördüğüm kilolu çocuklardan olmasını hiç istemem tabi ki.
Pazartesi, Haziran 21, 2010
Gösteri
Fotoğrafı tarayıcıdan geçirince renkleri soldu, ama orjinali harika. Ateş'in okulunun geçen pazar yıl sonu gösterisi vardı. Ateş ve sınıfı 5-6 gösteride çıktılar. Bizimki, görüldüğü gibi rock yıldızı, aşçı, dansçı, merenge gibi gösterilerle kılıktan kılığa girdi. Çok güzeldi gösteri. O gün onun günüydü. Abi, baba ve ben birlikte izledik. Hem abisi, hem de kendi hastaydı, ama yine de tam performans sergiledi. Artıııık Ateş 6 yaş sınıfı. Okulda bu sınıfa hazırlık sınıfı diyorlar. Ayrıca daha önce yazdığım gibi, okul daha büyük ve güzel bir yere taşınıyor. Bizim sabah ve akşam yolumuz epeyce uzayacak ama olsun. Hem 1. sınıfa başlayınca çok daha uzak bir mesafeye servisle gidecek, alışmış olur biraz. Bu hafta son okula gidiş haftası. Gelecek haftadan itibaren o da tatile giriyor. Burdaysak ablasıyla evde kalacak, ki iple çekiyor. Biz de izinliysek zaten hep beraber deniz kenarında olacağız. Zaten artık her haftasonu gidiyoruz. Bu haftasonu denizden hiç çıkmadı diyebilirim, bütün vücudu buruş buruş olmuştu. Etrafta yüzme kursu araştırdık, hiçbiri bizim isteklerimize uymadı, babası da kendi öğretmeye karar verdi. Babası Ateş'in çok iyi bir öğrenci olduğunu, çünkü söylenenleri çok iyi dinleyip uyguladığını söylüyor. İki haftadır tek kollukla yüzme, kollukla derin denize atlama, yüzme tahtasıyla yüzme gibi dersler yaptılar.
Geçen hafta tenis dersine de başladı Ateş. Çoooook eğlendi. Kendi deyimiyle hiç bitmesin istemiş. Sınıfından Mehmet Eren'le birlikte başladılar. Şimdilik keyfi yerinde.
Perşembe, Mayıs 27, 2010
İyi ki doooğdun Aaaaateeeeeş
Canım oğlumun doğumgünü bugün. 5 yaşını bitirip 6. yaşına girdi. Çooooook mutluyuz, nice nice mutlu, sağlıklı, huzurlu, neşeli yılları olsun Ateşkomun. Kendi deyimiyle artık bugünden itibaren "tatlı" değil, "yakışıklı" olacakmış. Büyümüş ya, büyükler tatlı olmazmış, yakışıklı olurmuş.
Ateş'in doğumgünü bu sene de yine k.utlu doğum haftaları gibi oldu. Geçen hafta Pelin Teyzesi, anneannesi ve dedesi geldiler, hatta gittiler bile. İlk kutlamamızı onlarla yaptık. Onlar burdayken keyfi çok yerindeydi Ateş'in. Etrafta sürekli onunla oyun oynamaya can atan birileri olunca hep oyun oynadı. Pelin teyzesiyle bankamatikli monopoly, dedesiyle koridorda futbol oynadı bol bol. Giderken Pelin teyzesi, "telefonda konuşuruz Ateş" deyince, ona "ama telefonda oyun oynayamayız ki" dedi. İlk kutlama için GS'li pasta seçti.


İkinci kutlamamızı bugün okulda yaptık. Fotoğraftaki yılanlı pastayı beğendi Ateş. Sınıf arkadaşları için küçük hediye paketleri hazırladık. Üzerinde Ateş yazan kurabiyeler pişirdik. Sadece sınıf arkadaşlarına yaptığımız kurabiyelerin üzerinde çocukların kendi isimleri yazıyordu. Diğer bütün kurabiyeler "Ateş" diye damgalandı. Önce dans yarışmaları, oyunlar, eğlenceler, üzerine de pasta ile çok güzel bir kutlama daha yaptık.



Üçüncü ve bu seneki son kutlamamızı bu sefer bizim arkadaşlarımızla cumartesi sabahı yapacağız. Ateş'in abisiyle ortak kutlaması olacak.
Pazar, Mayıs 16, 2010
Bugün
Çooook eğlendi Ateş. Bir okulun deniz kenarındaki kampüsünde düzenlenen uçurtma şenliğine gittik. Ateş'in sınıfındaki çok sevdiği arkadaşı Koza da tesadüfen ordaydı. Ateş hem onunla, hem arkadaşlarımızın çocuklarıyla, hem de orda tanıştığı çocuklarla çok güzel oynadı, çok eğlendi, çok zıpladı, çok baloncuk yaptı, çok kirlendi. Ama nasıl kirlenmek, gözlerinin çevresi, kulaklarının içi bile toprak olmuştu. Bunlar yetmedi, İpeklerin yakındaki evlerine gittik ordan çıkınca. Bir dolu çocuk bu sefer evde ve bahçede oynadılar. Ateşko yine çıldırdı, güldü, eğlendi, koştu, tırmandı. Nefis bir gün geçirdi. Akşam eve dönerken yolda uyuyakaldı. Şimdi yatağında mışıl mışıl uyuyor. Neyse ki, İpeklerde banyo yaptırmıştım.
Cumartesi, Mayıs 15, 2010
Bugün
Çok yaramazdı Ateş. Abisinin okulunda bir köpek gösteri günü düzenlenmişti. Gittik, bahçede güzel bir gün geçirdik aslında. Ama Ateş'in günün sonuna doğru sıklığı artan yaramazlıkları yüzünden eve döndüğümüzde sinir içindeydim. Benim bütün gün yaptığım uyarıları hiç dinlemediği için, ben de şimdi onun benden istediklerini yapmıyorum. Banyoda kendi kendini yıkamasına (son 3 gündür ben yanında duruyordum, o kendini yıkıyordu) izin vermedim. Bir de koridorda futbol oynamak istediğinde reddettim. Neden reddettiğimi de kendisine anlattım, umarım anlamıştır minik yaramaz.
Cuma, Mayıs 14, 2010
Ateş'in Konukları ve Göz Muayenesi
Dün akşam Ateş'in okulundan arkadaşları Cem ve Mehmet Eren, tabi ki aileleriyle bize geldiler. Ateş ikisiyle de çok iyi arkadaş. Zaten çooook güzel oynadılar. Çılgınca koşup eğlendiler. Cem'in ailesiyle tanışıyorduk, ama Mehmet Eren'in ailesiyle dün akşam tanıştık. Ortak konu çocuklar olunca hiç yabancılık çekilmedi, gayet güzel sohbet ettik. Konuklar gidince Ateş de çok eğlendiğini ve iyi vakit geçirdiğini söyledi, daha da mutlu oldum. Okuldan eve geldiğinde çok sabırsızdı, sürekli "ne zaman gelecekler" diye sordu. Annelerinden ve öğretmenlerinden duyduğum kadarıyla Cem ve Mehmet Eren de çok heyecanla beklemişler bize gelecekleri zamanı. Birkaç gün önce de alt kattaki İpek, ödevlerini erken bitirip bize Ateş'le oynamaya geldi. Onunla da çok iyi anlaşıyor Ateş. Çok güzel oynadılar. Bizim gibi çocukların da bazen karşılıklı kimyaları tutuyor, ya da tutmuyor. Bu çok doğal.
Dün göz muayenesine gittik yine. 6 ay geçmişti bir önceki muayeneden sonra. Zaten gitmemiz gerekiyordu. Bir de çarşamba akşamı gözlüğünü temizlerken Cengiz, çerçevesi kırılınca dün gitmemiz zorunlu oldu. Neyse ki, yine hiç ilerlememiş astigmatı. Damlasız, kısa bir muayene ile işimiz bitti. Ömür'ün (Ömür de Ateş'in çok çok iyi anlaştığı çocuklardan bir tanesi) annesi Ayça Teyze işimizin çok kısa sürede bitmesini sağladı sağolsun. Neyse önümüzdeki 6 ay için göz sıkıntımız yok.
Cuma, Mayıs 07, 2010
İlk Kalıcı Diş, Hayvanat Bahçesi ve Anneler Günü

Üç konu birarada. Ateşkonun yaklaşık 3 hafta önce ilk kalıcı dişi çıktı. Bir akşamüstü üst çenede bir dişetinden şikayetçi oldu. Ağzına baktığımızda orda fazladan bir diş çıktığını farkettik. Önceden saymıştım. Süt dişlerinin 20 tane olması gerekiyor ve Ateş'in 20 tane vardı. O akşam sayınca 21 olduğunu gördüm. Zaten ilk çıkan kalıcı dişler azı dişleri oluyormuş. Bir aşama daha büyüdü gibi geliyor bana. Önümüzdeki aylarda herhalde ön dişleri sallanıp düşmeye başlayacak.
İkinci konumuz geçen haftasonu gittiğimiz Gaziantep H.ayvanat B.ahçesi. Uzuuun süredir gitmek istiyorduk. Nihayet gitmeyi başardık. Şanssızlık eseri bol yağmurlu bir haftasonu olduğu, yolda inanılmaz bir yağmura maruz kaldığımız, hatta lastiğimizin patladığı bir gezi olsa da sonuçtan çok memnun kaldık. Yaklaşık 3 saatte gezdiğimiz hayvanat bahçesi yeşil, temiz ve hayvanlara bol alanın bırakıldığı çok güzel bir hayvanat bahçesiydi. Ayrıca yemekler de tabi ki ilgi alanımıza girdi. Ateş en çok yuvarlama çorbasını sevdi. Hatta bayılmış, öyle diyor. İki tabak yedi. Ben de tarifini aldım. Oğlumun bu kadar sevdiği bir yemeği mutlaka yapmalıyım diye düşündüm. En kısa sürede deneyeceğim.
Son olarak anneler günü. Ateş birkaç gündür okulda bana birşeyler hazırlıyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Bütün ısrarlarıma rağmen söylemiyor, takdir ediyorum. Bu akşamüstü de babasıyla birlikte hediye almaya gittiler. Benim için tamamen kendi iradesiyle iki hediye almış. Bir tişört ve bir ayakkabı. İkisi de inanılmaz güzel. Babası ısrarla ikisini de direk Ateş'in seçtiğini söylüyor. Ateş demek ki, klasik erkekler gibi değil, babası gibi güzel hediye seçen bir erkek olacak. Okulda yaptığı hediyeyi ise pazar günü verecekmiş. Daha önce kesinlikle göstermeyecekmiş. Hediye alışverişi sırasında babasına "Annemin en çok sevdiği şey benim. Üzerinde benim olduğum bir hediye alalım" demiş. Çok doğru, beni hayatta ennnnn çokkkkk mutlu eden şey Ateş. Çok sevdiğim bir adamla evliyim, çok severek yaptığım bir işim var, yine de hiçbir şey beni Ateş kadar mutlu edemez. İyi ki, iyi ki, iyi ki Ateş benim oğlum.
Pazar, Nisan 18, 2010
Futbol
Birkaç saat önce Ateş koridorda futbol oynamak istedi. Ben bir yandan mutfağı toplamaya çalışırken ona "oğlum yorgunum sonra oynayalım" dedim. Ateş de bana "o zaman niye kendini mutfak işleriyle yoruyorsun anne?" dedi. Bu çok haklı söz üzerine işimi bıraktım ve futbola başladık (Zaten mutfaktaki işim çok kısaydı. Ev işini çok az yapıyorum, çoğu şeyi biz okulda/işteyken yapması için ablaya bırakıyorum).
Bu sefer de kaç gol atanın oyunu kazanacağında anlaşamadık. Ateş 40 dedi, ben 20 dedim. Bunun üzerine beyefendi beni şöyle kandırdı: "anne o zaman ikimizin ortası olsun, yani 35".
Bu sefer de kaç gol atanın oyunu kazanacağında anlaşamadık. Ateş 40 dedi, ben 20 dedim. Bunun üzerine beyefendi beni şöyle kandırdı: "anne o zaman ikimizin ortası olsun, yani 35".
Perşembe, Nisan 15, 2010
Satranç
Beş-altı gün önce Cengiz Ateş'e satranç öğretmeye karar verdi. Ben "daha küçük öğrenemez" diye karşı çıktım ama o yine de denedi. Sonuç inanılmaz oldu. Ateş satrancı o kadar çok, ama o kadar çok sevdi ki şimdi bizi hiç rahat birakmıyor. Ben satrancı hiç sevmem ama bizimki çok ısrarcı. Günde bir kez oynuyoruz. Bütün taşların hareketini biliyor. Biraz önce babasını "benim şahım sana ne gıcıklık yaptı da yemeye çalışıyorsun" diye azarlıyordu.
Salı, Nisan 13, 2010
Tersini Yap Günü

Uzuuuuuun bir süreden beri bizim evde "tersini yap günü" var. Hani şu Sünger Bob'da olan. Sünger Bob kendisini ve gelecek emlakçıyı rahatsız etmesin diye Squidward'un uydurduğu bir gün. Sünger Bob sürekli olarak konuşuyor, gülüyor falan ya. O da sessiz dursun, hiç konuşmasın diyerek "tersini yap" olayını uyduruyor. Sonra yine gün squidwardun elinde patlıyor ve çok eğlenceli bir bölüm oluyor.
Neyse, Ateş de son zamanlarda herşeyin tersini söylüyor. Herhangi birşeyi isteyip istemediğini sorduğumda "istediğim için istemiyorum!!!" gibi çok garip yanıtlar veriyor. Diyelim ki "x oyunu oynamak istiyor musun" diye soruyorum. "Hayır" diyor. Ben de "tamam" deyip başka bir işe bakıyorum. O sırada "hadi niye oynamıyoruuuuuuz" diye ağlıyor. Bir gün, üç gün, beş gün, artık canıma tak etti. "Oğlum niye herşeyin tersini söylüyorsun" diye kızınca "canım öyle istiyor, bugün tersini yap günü" diyip işin içinden çıkıyor.
Cumartesi, Nisan 10, 2010
Sihirli Okul Otobüsü
Ateş'in yaklaşık son 1 aydır gözdesi olan bir çizgifilm dizisi bu. Bizimki ilk defa "Güneş sistemi ve Yerçekimi" bölümüne ilgi göstererek başladı. Ama sonra bütün bölümleri çok sevdi. İstediği konuları çok güzel öğreten bir dizi bu, biz de çok beğendik. Her haftasonu yaptığımız gibi bugün de Ateş'i ve abisini gezdirmeye, eğlendirmeye yönelik bir gezi yaptık. Bugünkü gezimiz bir orman pikniği idi. Yere örtümüzü serip, sandviçlerimizi yerken çok eğlendik. Yarın yine uzun bir bisiklet gezisi yapmayı planlıyoruz.
Bugünün bir başka özelliği de yaklaşık 4 yıldan sonra blogun şablonunu değiştirmem oldu. Bir öncekini de seviyordum, bu da sade ve güzel bir şablon bence. Cengiz beğendi, bakalım Ateşkom beğenecek mi?
Salı, Nisan 06, 2010
İlkbahar
Birkaç haftadır fotoğrafları bilgisayarıma aktaramadım, o yüzden bu yazı da fotoğrafsız olacak. Olsun, fotoğraflar nasıl olsa ayrıca duracak, istediğimiz zaman bakarız.
Geçen hafta, yaklaşık 1 hafta süren bir hastalık atlattı Ateş. Özellikle geceleri ateşini ne yapsak düşüremedik. Sürekli c.alpol-i.bufen kullandık. Hatta çişini yaparken yanma olduğunu söylediği için, hayatında 3. kez antibiyotik kullandık (2. kullanımımız çok başarısız geçmişti, antibiyotiğin yan etkisi olarak 1 ay süren ishali olmuştu, o yüzden antibiyotik kullanmaktan çoook korkuyorum. Ama bakteriyel enfeksiyonsa tabi yapacak birşey yok). Neyse bu sefer bir yan etkiyle karşılaşmadık. 1 haftanın sonunda ancak iyileşti. Geçen haftanın 4 günü okula gidemedi, evde kaldı. Evde ablasıyla çok iyi vakit geçirdi, yani bu evde kalma işi ona hediye gibi oldu.
Okul binasının eylülden itibaren taşınacağını öğrendik. Şimdikinden çok daha geniş, güzel, deniz kenarında bir bina. Gezdik, gördük, çok beğendik. Geniş bahçesinde bol bol oyun oynar umarım oğlum. Şimdi eylülü bekliyoruz. Aslında Ateş için çok iyi oldu. Çünkü aynı okulda 3 yıl bulunmaktan sıkılabilirdi. Şimdi öğretmenleri ve arkadaşları değişmeden sadece okul binası değişecek. Gelecek sene bu zamanlar da Ateş'in ilkokul kaydını yaptırmış olacağız. Bir yandan oğlumu sınıfta oturup ders dinlerken düşünemiyorum, bir yandan da çok heyecanlanıyorum.
Genel olarak oğlumun keyfi çok yerinde. Sabahları bizim yatağa gelip keyif yapmaya başladığında bizimle oyunlar oynuyor. Klasik yastık savaşından önce ya da sonra benim kucağıma geliyor, babasına "babaaaa beni kaptırdııııın" diyor. Babası hemen gelip benim elimden alıyor, bizimki kahkahalar atarak bana "anneeeee, beni kaptırdııııın" diyor. Bu iş böylece sürüp gidiyor.
Bir de bu sıralarda futbola kafayı taktık. Koridorda futbol oynuyoruz birlikte, çooook eğleniyoruz. Dışarda uygun ortam bulursak hemen top oynamaya başlıyoruz.
Ateşkonun yeni bir bisikleti var artık. Çünkü birkaç hafta önce bir önceki bisikletine artık sığmadığını gördük. Bacakları dışarıya taşıyordu. Şimdi yepyeni ve süper bir bisikleti oldu.
Şimdilik haberler bu kadar. Mutlaka yazmayı unuttuklarım da olmuştur.
Salı, Mart 23, 2010
Uzuuuuuuun ara
Herhalde 4 yıldır Ateş'in bloguna yazmaya bu kadar uzun ara vermemiştim. Bir türlü yazamadım, ama bu arada hayatımızda sürekli birşeyler oluyor, ve ben yazmadığım herşeyi unutuyorum. Genel olarak -Ateş'in yaramazlıkları dışında- gayet keyifli zaman geçiriyoruz. Evde olduğumuz bütün zamanlar Ateş'e sarılmanın, her tarafını sıkıştırıp öpmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bir sene sonra, yani ilkokula başlayınca (bunu yazmak bile çok tuhaf geliyor, gerçekten zaman çooook hızlı geçiyor, biz ne zaman ilkokul yaşına geldik????) evden çok erken çıkması gerekecek. O koşturmalı günler başlayacak. Şimdi uyanınca yanıma geliyor, bazen tek başıma, bazen babasıyla birlikte Ateş'i öpüp seviyorum. Çünkü sabah mahmurluğuyla kendini çok güzel sevdiriyor. Bazen yastık savaşı yapıyoruz. Sonra birlikte kahvaltı yapıyoruz. Onu okuluna bırakıyorum. İş çıkışı onu almaya gittiğimde ise deli gibi özlemiş oluyorum. Bazen okuldan çıkınca bir huysuzluk başlıyor, bazen kendi kendine, bazen fırçayla bu dönemi atlatıyoruz. Sonra evde yemek ve oyun zamanı başlıyor. Arkasından banyo, kitap okuma ve uyku.
Bu zamanlarımız çok çok kıymetli benim için. Akşamları televizyon seyrederken mutlaka yanyana oturuyoruz, ona sarılıyorum, dizlerimize bir battaniye örtüyoruz ve birlikte seyrediyoruz. İlerde büyüyüp benden uzakta olacağı zamanlar, bu günleri nasıl özleyeceğimi düşünüyorum.
Şu anda arkamdaki masada org çalıyor. Bu sıralarda -gezegen hastalığının yanısıra- müziğe ve notalara da kafayı taktı. Bazı şarkıların notalarını ezbere biliyor (okulda öğrenmiş) ve orgda çok güzel çalıyor. Cengiz bu yönünün tümüyle bana benzediğini, Ateş'in bastığı notaları kendisinin kesinlikle ezbere çalamayacağını ve Ateş'in çıkardığı sesleri çıkaramayacağını söylüyor.
Bir de bu sıralarda legolara kafayı taktı. Kendi kendine değişik oyuncaklar yapıp oynuyor lego parçalarıyla. Ara ara birlikte oynamayı çok sevdiğimiz bazı oyunları çıkarıp tekrar oynuyoruz. Araya zaman girince özlemiş oluyoruz.
Bir kez, 2 kat altımızda oturan Denizler'e gitti kendi başına. Ama genelde kendi başına gitmek istemiyor. Zorlamıyorum, ama ara ara tek başına gitmesini destekliyorum.
Neyse, şimdilik durumlar böyle. Bir daha bu kadar uzun ara vermek yok.
Bu zamanlarımız çok çok kıymetli benim için. Akşamları televizyon seyrederken mutlaka yanyana oturuyoruz, ona sarılıyorum, dizlerimize bir battaniye örtüyoruz ve birlikte seyrediyoruz. İlerde büyüyüp benden uzakta olacağı zamanlar, bu günleri nasıl özleyeceğimi düşünüyorum.
Şu anda arkamdaki masada org çalıyor. Bu sıralarda -gezegen hastalığının yanısıra- müziğe ve notalara da kafayı taktı. Bazı şarkıların notalarını ezbere biliyor (okulda öğrenmiş) ve orgda çok güzel çalıyor. Cengiz bu yönünün tümüyle bana benzediğini, Ateş'in bastığı notaları kendisinin kesinlikle ezbere çalamayacağını ve Ateş'in çıkardığı sesleri çıkaramayacağını söylüyor.
Bir de bu sıralarda legolara kafayı taktı. Kendi kendine değişik oyuncaklar yapıp oynuyor lego parçalarıyla. Ara ara birlikte oynamayı çok sevdiğimiz bazı oyunları çıkarıp tekrar oynuyoruz. Araya zaman girince özlemiş oluyoruz.
Bir kez, 2 kat altımızda oturan Denizler'e gitti kendi başına. Ama genelde kendi başına gitmek istemiyor. Zorlamıyorum, ama ara ara tek başına gitmesini destekliyorum.
Neyse, şimdilik durumlar böyle. Bir daha bu kadar uzun ara vermek yok.
Cumartesi, Şubat 27, 2010
Hastalık Şüphesi
Baştan söyleyim, hiçbirşeyi yokmuş Ateş'in çok şükür. Çok kötü bir hafta geçirdik ama olsun, önemli olan sonuç ve sonuç gayet normalmiş. Yaklaşık 1 haftadır Ateş'te belirgin bir çok su içme, dolayısıyla çok çiş yapma olayı baş gösterdi. Benim bu konudaki mızıldanmalarıma Cengiz "ne olacak, çok terlemiştir, tuzlu yemiştir" gibi cevaplar verdi. Ama çarşamba sabahı okula bırakırken öğretmeni de aynı şeyi söyleyince ben iyice telaşlandım. Cengiz'i aradım. O da hastanedeki çocuk doktoru arkadaşlara danıştı, "büyük ihtimalle birşey yoktur" dediler. Neyse, Cengiz de telaşlanmış olacak ki, bir idrar sticki alıp okula gitmiş. Çocuklarla eğlence şeklinde Ateş'in idrarında glikoz aramış ve neyse ki bulamamış. Öğlen beni aradı, "ben baktım birşey yok" dedi ve benim de içim rahatladı. Ancak öğleden sonra öğretmeni arayarak Ateş'in aşırı su içtiğini, midesinde yer kalmayıp su kustuğunu ve tuvalete yetişemeyip altına kaçırdığını söyleyince nefes alamaz hale geldim. Doktor arkadaşlar da bu durum üzerine hemen getirmemizi istediler. Ateş'i aldım ve hastaneye gittik. Pediatrik nefrolog arkadaşımız muayene etti, kan ve idrar tetkiki istedi. Sonradan söylediğine göre muayene ettiği zaman büyük olasılıkla diabet olduğunu düşünmüş. İdrar vermek kolay (zaten aşırı su içtiği için çişi gerçekten su rengindeydi), bir de kan tetkiki var. Biz yenidoğan dönemindeki kan vermeler dışında şimdiye kadar hiç kan aldırmadık Ateş'ten. Hep "çok gerekli değil" diye kaçtık. Ama tabi o gün kan tetkiki çok büyük önem taşıyordu ve yaptırmamız kaçınılmazdı. Her aşamayı anlattık Ateş'e. Kanı alınırken bir iğnenin koluna gireceğini, canının yanacağını, ama çok gerekli olduğunu ve çok kısa süreceğini söyledik. İki kolu da delindiği halde biraz mızıldanma dışında hiç ağlamadı Ateş. Ama ben çok ağladım. O an Ateş'in hasta olduğu, bizim artık sürekli hastaneye geleceğimiz, çocuğumun yeni beslenme şekli, hastalığın ona vereceği zararlar, tümüyle mutlu ve normal günlerimizin geride kaldığı gibi korkunç şeyler düşünerek ağladım. Bir yandan da kendime bu gerçekle yaşamak zorunda olduğumu, çocuğumun moralini yüksek tutmam gerektiğini, onunla aynı beslenme kurallarını bizim de uygulayacağımızı, insülin iğnelerini vs düşünüp durdum.
Neyse ki, yarım saat sonra idrar ve kan tetkiklerimizin sonucu çıktı. Tokluk kan şekeri 107, idrarda glikoz ve protein negatif. Ama herşey bitmedi. Bu sefer nefrolog arkadaşımız poliürinin sebebini bulmak için bizden renal ultrasonografi ve 24 saatlik su alış ve idrar çıkış takibi istedi. Pediatrik nefrolog arkadaşımız, hasta çocuklardan tanı amaçlı böbrek biyopsileri alıyor ve patolojinin yanısıra benim çalıştığım bölüme de elektron mikroskobik inceleme için gönderiyor. Ben çocuk hasta olunca, hastanın kendini görmeden dokularına bakarak bile çok üzülüyorum. Şimdi ya kendi çocuğum için böyle birşey gerekirse, kendi çocuğumun böbrek dokusuna nasıl bakarım diye de ayrıca kafayı yedim.
Neyse akşam eve geldik. Bu sefer de Ateş'te ishal ve iştahsızlık başladı. Diabet çıkmadığı için rahatlasak da yine de ertesi günkü tetkikler de strese soktu bizi. O gece Ateş'le birlikte uyudum sabaha kadar. Çünkü kalkarsam ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırdım. Su ve idrar takibine devam ettik. Perşembe günü öğlen ultrasona gittik. Karın bölgesinde herşey normal çıktı. Su alış ve idrar çıkışı da bir anda normale döndü. Bunun üzerine nefrolog arkadaşımız, bir problem olmadığını, muhtemelen günlük bir sebeple çok su içtiğini söyledi. Şu anda ishal devam ediyor, ara ara da kusuyor, herhalde bu sefer de gastroenterit oldu. Neyse, geçer. Önemli olan kalıcı birşey olmaması.
İşte böyle. Buraya yazarken bile sıkıntıya girdim, gözlerim doldu. O günleri yaşarken nasıl hissettiğimi anlatamam bile. Zaten "normal" günlerimizin kıymetini biliyorum. Ama yeniden o günlere dönmek harika. Ateş'in annesi olmak hayatımdaki en harika şey. Onun sağlıklı ve mutlu olması herşeyden çok önemli. Şu anda da yanıma geldi, 7 sayısını nasıl yazmamız gerektiğini anlatıyor cıvıl cıvıl. Hep böyle olmasını istiyorum.
Cumartesi, Şubat 13, 2010
Gezegen Hastası
Ateş son günlerde gezegenlere, güneş sistemine, uzaya fena halde kafayı taktı. Bu konulardaki herşeyi öğrenmek istiyor. "Ben önceden araba ve balık hastasıydım ya, şimdi gezegen hastasıyım" diyor. Resim defterine sürekli güneş sistemini çiziyor, oyun hamurlarından gezegenleri yapıyor, gezegenli yapbozlar yapıyor, uyumadan önce uzay, güneş, ay konulu kitaplar okuyoruz. Hatta 1000 parçalı, güneş sistemini gösteren bir puzzle aldırdı bize, biran önce yapmamı bekliyor. Fotoğraftaki resimlerden soldakini babası, sağdakini kendisi yaptı. Her resimde de hepsinin adını teker teker sayıyor (iç gezegenler, dış gezegenler).
Pazar, Şubat 07, 2010
Tatil
9 günlük tatilimiz çoook güzel geçti. Maalesef bu akşam itibariyle de bitti. Üçümüz de bitmesini hiç istemiyorduk, ama ne yapalım. Çalışalım ki, tatili hakedelim. Tatilimizi gün gün yazacağım, okuyunca hatırlayabilelim diye.
İlk 2 günü (cumartesi-pazar) evde geçirdik. Pazartesi sabahı İstanbul'a uçtuk. Kalkış, iniş çok hoşuna gitti Ateş'in. En son yaklaşık 2 sene önce binmişti uçağa. Önce kalacağımız yere gittik. Eşyalarımızı yerleştirdik. Taksim'e gidip pizza yedik. Sonra metroyla Cengiz'in kardeşinin evine gittik. Bizimkiler çok mutluydular. Hem Lal'le oynayacakları için, hem de kardeşi Alp'i ilk kez görecekleri için. Çok da güzel oynadılar. İlk günümüzü onlarda tamamladık, gece (ordaki) evimize döndük.
Ertesi gün evde biraz oyalandıktan sonra balık yemek için Çiçek Pasajı'na gittik. Bizimki bayıla bayıla midye dolma yedi. Sonra Turkuazoo'ya gittik. Uzun süredir gitmek istiyorduk. Tam Ateş'e göre bir yerdi. Kocaman akvaryumlarda kocaman balıklar vardı, Ateş çoğunu direk tanıdı. Kocaman köpekbalıklarına hayran kaldı. Daha fazla vakit geçirmek isterdik, ama ilk tur bitince çıktık.



Biraz Starbucks keyfinden sonra yine Ateş'in kuzenlerinin evine gittik.
O akşam eve biraz daha erken döndük, banyo ve tombi yatak yaptı çocuklar. Amaaaa o akşam kar yağmaya başladı. Cengiz yanımda çalışırken, ben de dışarda yağan karı izleyerek (senelerdir karı yağarken görmemiştim) ayaklarım kaloriferde ısınırken müzik dinledim 2-3 saat boyunca. Süperdi. Kar tutmaz da ertesi sabah çocuklar göremezse diye videoya kaydettim, ama gerek kalmadı. Sabah kalktığımızda kar epeyce tutmuştu. Uyanan çocuklar sevinç içinde babalarıyla kar oynamaya gittiler.

Sonra yine hazırlanıp çıktık, bu sefer ilk olarak Santralistanbul'a gittik. İstanbul moda haftasının da açılışı vardı aynı zamanda, ama bizim ilgi alanımız orası değildi. Santralistanbul'u gezdik uzun uzun ve çoook beğendik.



Hemen çıkışta öğle yemeğimizi yiyip Koç Müzesi'ne gittik bu sefer. Oraya tek kelimeyle bayıldık. İnanılmaz güzeldi. Uzuuuun uzun inceleyip yazılarını okuyarak sindire sindire gezmek isterdim, ama ancak 17'ye kadar ve çocuklarla gezebildik. Yine de harikaydı. Boooooool fotoğrafımız var.





Ordan çıkınca da önceden bilet aldığımız Disney şovuna gittik. Ateş gözünü ayırmadan izledi. Lal ve Kaan sıkılabilir diye düşünüyordum, neyse ki korktuğum olmadı, ikisi de bayılarak izlediler. Tek kötü olay, dijital kameramın Koç Müzesi'nde bozulmuş olmasıydı, makina sürekli titrediği için net fotoğraf çekmem mümkün olmadı. Şovda üç masalı canlandırmışlardı: Pamuk prenses ve 7 cüceler, Sinderella, Güzel ve Çirkin. Biz bile görsel şovu hayran kalarak seyrettik.

Perşembe gününe geldiğimizde kaldığımız yeri de terketmemiz gerektiği için bavullarla birlikte yola çıktık. Saat 11'de Dolphinarium'a gittik. Beyaz balina, mors ve yunusların gösterileri vardı. Ateş gerçekten bayıldı, mutluluktan kendinden geçti. "Anne iyi ki gelmişiz" dedi gösteri boyunca. Ön sırada oturduğumuz için yunuslara şarkı söyletmesi amacıyla antrenör tarafından seçildi ve kollarını oynatarak yunuslara şarkı söyletti. Abisiyle birlikte yunuslarla ve morsla fotoğraf çektirdiler.


Sonrasında rötarlı bir yolculukla evimize döndük. Ateş İstanbul'da çok iyi vakit geçirdiğini, ama evimizi de çok özlediğini söyledi. Son 3 gündür evdeyiz. Bugünkü Garfield sinema seansı dışında nerdeyse evden hiç çıkmadık. Dediğim gibi, çooooooook güzel bir tatil geçirdik, hem gezi hem de evde geçirdiğimiz zamanlar çok iyiydi. Bakalım bir sonraki yolculuğumuz nereye ve ne zaman olacak?
Cuma, Ocak 22, 2010
Traş ve Ödev
Geçen pazartesi akşamı Cengiz Ateş'in saçlarını kesti. Alnı açıldı. İlk başta gözüme çok kısa ve garip görünmesine rağmen, birkaç gün geçince gözüm alıştı. Sanki alnının açılması iyi bile oldu. Öğretmenleri de çok beğendi. Yüzünün tatlılığı ortaya çıkmış, dediler. Aslında bu konuyu fotoğraflamak gerekirdi, ama farkettim ki hiç fotoğrafını çekmedim saçı kesildiğinden beri.
Okulu hakkında yazmak istiyorum aslında. Her ay okul bize sınıflarının aylık programını veriyor. Bazı günler evde birlikte yapmamız gereken şeyler, yani ödevler oluyor. Ödevler konusunda hem Ateş hem de biz çok hassasız. Bazı sorumlulukların ilk günden itibaren kavranılması gerektiğini düşünüyoruz. Zaten öğretmeni mutlaka programı takip etmemizi istiyor. Ateş de mutlaka ama mutlaka programa uyum gösteriyor. Ödevi yapmamış olmak bizim için düşünülemez. Ama sabah ödevi öğretmenine gösterirken, diğer çocuklardan bazılarının (aileleriyle birlikte) ödevleri hiç hatırlamadığını görüp şaşırıyoruz. Ödev dediğimiz de bazen bazı konular hakkında sohbet etmek, bazen de konuyla ilgili olarak gazete ya da dergiden fotoğraflar kesip okula götürmek şeklinde oluyor. Ateş'in ödeviyle ilgili bu yoğun sorumluluk duygusundan çok memnunum. Öğretmeni de sürekli ödüllendiriyor onu. Umarım ilerde de devam eder.
Perşembe, Ocak 21, 2010
Yaramaz
Alttaki yazının üstüne, bir akşam Deniz ve Arda, aileleriyle bize geldiler. Herkes iyi anlaştı, çocuklar çok iyi oynadılar. Ancak Ateş bazen çok şımarıyor, yaramazlık yapıyor. Deniz'in burnuna fener attı ve onu ağlattı. Hatta kızın burnu kanadı. O kadar çok üzüldüm ki anlatamam. Hem ilk kez tanış, evine çağır Ateş Bey oynasın diye. Hem de beyefendi kızın burnunu kanatsın. O kadar kızdım ki, iyi fırça yedi. Sadece öylesine yanlışlıkla atılmış bişey değildi, direk yaramazlık yaptı. Onlar gittikten sonra fırça yedi yedi, ağladı ağladı, ama sonuna kadar haketmişti. Neyse, 2 dakika sonra çocuklar unutup oynamaya devam ettiler, ben de belli etmemeye çalıştım, ama çok üzüldüm ve moralim bozuldu. Ailesi çok olgunmuş, başka bir çocuk Ateş'in burnuna birşey atıp kanatsa ben napardım hiç bilmiyorum.
Dün akşam da yine Deniz bize geldi, Ateş'le oynamaya. Aslında gayet iyi oynuyorlar, ama ben diken üstünde oturdum yine bizimki kıza bir zarar verir mi, diye. Bu sefer yanında annesi de yoktu çünkü. Ateş arkadaşlarıyla birlikteyken tüm kontrolünü kaybediyor, bizimle oynadığı gibi sert oyunlar oynuyor. Sürekli uyarılarla onu sakinleştirmeye çalışıyorum. Bu sefer arkadaşlarıyla benim yanımda oynamaktan ona da daral gelecek biliyorum, ama kimseye birşey yapmasını da istemiyorum.
Aslında kendisiyle yaşıt iki çocukla komşu olmamız Ateş için çok iyi birşey. Ben artık Ateş'in oyunlarını oynayamıyorum. 1-2 aylıkken onunla başlayan oyun maceramız bu zamanlara kadar sürdü. Onunla sürekli birebir yerlerde oyunlar oynadım. Hatta Cengiz'le ya da arkadaşlarla kendi aramızda konuşuyorduk, biz kendi anne-babalarımızın oturup bizimle oyun oynadığını hiç hatırlamıyoruz, diye. Belki de biz hatırlamıyoruz, çünkü Ateş de onunla senelerdir her türlü oyunu oynadığımı hiç hatırlamayacak büyüyünce. Belki o da "annemle babam benimle hiç oynamazlardı" diyecek. Ama bu doğru değil Ateş. Sadece artık seninle oynayabileceğim oyun sayısı çok azaldı, çünkü senin oyunların çok değişti. İki kişilik oyunları (Monopoly, bil bakalım kim, kayan merdivenler oyunu vb) hala çok eğlenerek oynuyoruz. Uyumadan önce her gece zevkle birlikte kitap okuyoruz. Ama askercilik, korsancılık, kukla, balık gibi oyunların için arkadaşlarınla iyi anlaşsan çok iyi olacak.
Salı, Ocak 12, 2010
Komşular
- Artık Ateş'te ciddi bir arkadaş ihtiyacı var. Bütün gün okulda arkadaşlarıyla oynadığı halde yetmiyor. Bu yaşına kadar sürekli ve birebir oyun oynayan ben bile artık ona yetmiyorum. Hem de onun istediği gibi oynayamıyorum. Bütün oyuncakları konuşturuyor, artık ben oyuncak konuşturmaktan daraldım. Bunun üzerine yakın çevremizdeki çocuklara baktık. Bizimle aynı apartmanda, 2 kat altımızda tam da Ateş'in yaşıtı iki çocuk var. Arda ve Deniz. Pazar günü Ateş'le birlikte gittik, çarşamba akşamı için bize davet ettik. Biz tam onları davet ederken, Deniz de oyuncaklarını göstermek üzere Ateş'i eve çağırdı. Ateş de "tamam" diyerek hemen girdi. Tabi ki annesinin de onayıyla yaklaşık 1 saat onlarda kaldı. 1 saat sonunda almaya gittim, çok eğlenmişti. Şimdi çarşamba olsun da bize gelsinler diye bekliyor. Böylece Ateş'in hayatında komşu çocuklarla oynamak gibi yeni bir kavram oluştu.
- Bugün okulda iç organlarımızı tartışacaklardı. Bunun için dün akşam evde sohbet ettik konuyla ilgili olarak. Biraz ayrıntı da vermiş olabiliriz. Ama Ateş sürekli programı takip ettiğimiz için öğretmeninden "aferin" ve sticker alıyor. Öğretmenden alınan sticker çoooook kıymetli.
Cuma, Ocak 08, 2010
Aşı
Bloga yazmış mıydım hiç hatırlamıyorum, ama biz aralık ayının başında -uzun süreli bir kararsızlıktan sonra- H1N1 aşısı olduk hep birlikte. Ateş 8 yaşından küçük olduğu için 1 ay sonra bir doz daha gerekiyordu ve bu sefer hastanede aşılama işlemi bittiği için babası aşı getiremedi. Dün sabah Ateş'le ben, bağlı olduğumuz sağlık ocağına gittik. Konuşup sohbet ederek içeri girdik. Zaten kimse yoktu. Hemen aşıyı yaptılar. Bizimki bırak ağlamayı, sesini bile çıkarmadı ve "hiç acımadı" dedi. Ama tabi öncesinde evde babası ve ben onu bu aşıya hazırladık. Babası aşının vücudunda ne işler yapacağını anlattı, ben de doğduğundan beri kaç kez aşı olduğunu anlattım. Bebeklik hikayeleri çok hoşuna gitti, ikna oldu ve problemsiz bir aşı daha atlattık. Bunları okuyan birisi, ilk kez mi aşı olacak bu çocuk diye düşünebilir. Ama daha önceki aşılarının hemen hepsini babası yapmıştı, hem de o kadar hızlı yapmıştı ki, Ateş nerdeyse farkında olmadan bütün aşıları atlatmıştık. Neyse bu da kolay oldu. Aşı sonrası okula bıraktığımda öğretmenine ve arkadaşlarına nasıl aşı olduğunu ve nasıl hiç ağlamadığını anlatıyordu.
Uzun süredir yazmadığımdan yılbaşı partimizin nasıl geçtiğini anlatamadım. Çok güzel bir parti oldu, herkes çok eğlendi. Büyükler de, çocuklar da çok iyi vakit geçirdiler. Ateş'in konukları İdil, Can, İpek, Ozan, Ömür, Eliz ve Günce idi. Çığlık çığlığa atlama yarışları, şarkıcılık (özellikler kızlar), askercilik (tabi ki erkekler) ve çılgın bir sürü oyun oynadılar. Ateş acaip eğlendi. Kahkahadan konuşamadığı anlar oldu. Ayrıca Eliz'le inanılmaz bir kovalamaca oynadılar, fotoğraflarla da belgeli. Çoooooook keyif aldı, gece 1-1.30 gibi bizim yatakta uyuyakaldı. Böylece ertesi gün de hep birlikte geç uyandık. Daha sonra yılbaşı akşamından bahsederken "çok eğlendim, keşke hiç bitmeseydi" dedi.



