
Pazartesi, Aralık 29, 2008
Araba

Cumartesi, Aralık 27, 2008
Yılbaşı
Dün akşam ağacımızı çıkarıp kurduk ve süsledik. Daha doğrusu Ateş ve abisi süslediler. Dolayısıyla ağacın belli yerlerinde süsler yoğunlaştı, bazı yerler süssüz kaldı. Akvaryum dışında birkaç küçük ve orta boy araba almıştım Ateş'e. Dün akşam ağacın altından bu hediyelerini de aldı Ateş. Bugün bir ara dışarı çıkarak dedelerinin Ateş'e ve abisine almak istediği hediyeleri seçtik. Ancak bu hediyeler perşembe günü verilmek üzere babaannelere gitti. Çarşamba akşamı birkaç arkadaşımızla birlikte Ozanlar'a gideceğiz. Babaannelere perşembe günü gideceğiz. Bu arada Toprak Efe'ye de yaşına uygun bir oyuncak aldık. Perşembe günü vereceğiz. Bu arada Pelin teyze de annaanne ve dedenin yanına gitti.
Bugün Ateş'in akvaryumunun diğer balıkları da geldi. Önceki japon balıklarının yanına neon, çöpçü ve vatozlar geldi. Çok güzel oldu akvaryum. Fanustan çok daha iyi. Hem suları daha sıcak, oksijen oranları iyi, alanları geniş, arkadaş çok. Ateş de çok beğendi.
Perşembe, Aralık 25, 2008
Akvaryum
Haftasonu babasıyla birlikte gitti Ateş akvaryumcuya. Birlikte hangi akvaryumu ve hangi balıkları seçeceklerine karar vermişler. Bugün babası akvaryumu alıp geldi. İçine su doldurup çalıştırdı. Cumartesi de Ateş'in istediği diğer balıklar gelecek. Şimdilik sadece Ateş'in fanustaki 3 balığını akvaryuma aktardık. Çok mutlu görünüyorlar, sürekli dolanıp oyun oynuyorlar. Pompanın önüne geçip kaçışıyorlar.
Daha önce Ateş'in plaka ilgisinden bahsetmiştim. Abartısız 81 ilin plakasını biliyor. Ama son günlerde bu ilgi yerini hemen hemen tümüyle balıklara bıraktı. Aslında yazdan beri balık ilgisi var, ama son günlerde daha da arttı. Hala babasıyla balıkçıya gidiyor, aldıkları balıkları (hamsi dahil) tek tek temizliyorlar. Evde sürekli balık oyuncaklarıyla oynuyor. Balık avı ile ilgili filmleri büyük bir ilgiyle izliyor. Benim bilmediğim bütün balık türlerini biliyor. Yani akvaryumu sonuna kadar hakediyor.
Bu sene henüz yılbaşı ağacımızı ve süslerimizi kurmadık. Yarın akşam kuracağız. Yılbaşı ağacımız ve Ateş'in akvaryumu ile ilgili fotoğraflar yakında gelecek.
Yarın ayrıca Ateş'in okulunda yeni yıl partisi var. Noel Baba, Ateş'e orta boy bir yarış arabası getirecekmiş!
Çarşamba, Aralık 17, 2008
Notlar...
- Ateş son haftalarda pek yaramazlık yapmamaya başladı. Yani nasıl desem, son birkaç aydır yaramazlığı çok abartmıştı. Ateş'e karşı inanılmaz hoşgörülü ve toleranslı olduğumu söylüyor yakın çevrem. Buna rağmen kendimi kaybedip bir günde 3 kez çığlık çığlığa bağırdığım oluyordu. Neyse, son zamanlarda çok iyi. Sık sık bana "anne, seni bugün hiç üzdüm mü" diye soruyor. Ben de hiç üzmediğini söylüyorum.
- Araba seçmece oyunu oynuyoruz bu sıralarda. Küçük arabalarının hepsini döküyoruz yere. Sonra oturuyoruz ve bir o, bir ben araba seçiyoruz. Amaç en güzel arabaları seçmek. Bu sabah evden çıkarken akşam dönüşte bu oyunu oynamak üzere sözleştik.
- Dün akşam Toprak Efe ve ailesi geldi bize. Biz Toprak Efe'yi sevip kucağımıza aldıkça bizimki kıskanmaya başladı. Ama yine de büyüyünce ona bilgisayarda oyun oynamayı öğreteceğini söyledi.
- Ateş kendi kendine doyana kadar rahatlıkla yemek yiyordu. Ama uzun süren hastalığından dolayı aşırı iştahsız olduğu ve 2 kg kaybettiği için, son 2 haftadır yiyebileceği herhangi bir koşulda ona yemek yedirmeye çalışıyorum. En çok da bilgisayarda oyun oynarken yiyor. Ben de taviz verdim. Ama tabi ki bu taviz alışkanlığa dönüştü. Şimdi akşam yemeklerini bile bilgisayarın başında yemek istiyor. Umarım kısa sürede hem iştahı, hem kilosu, hem de sofrada yeme alışkanlığı geri döner.
- Bu cumartesi günü okulda veli toplantısı var. GERÇEKTEN çok heyecanlıyım. İlk kez böyle bir deneyim yaşayacağım. Bakalım sonuç nasıl olacak? Okula giderken uzuuun tatil sonrası biraz mızırdandı tabi. Ama bu sabah daha iyiydi. Dün akşam ilk kez okulun "iyi" geçtiğini söyledi. Arada arkadaşlarının doğumgünü oluyor, hep beraber kutluyorlar. Ben de Ateş'in doğumgününü iple çekiyorum. Hem evde parti yaparız her zamanki gibi, hem de okulda arkadaşlarıyla kutlarız diye.
- Saçları yine çok uzadı. Bu sabah bütün alnını kaplayan saçlarına biraz jöle sürerek yana ve arkaya yatırdım. Alnı ortaya çıktı. O kadar güzel oldu ki anlatamam. Okulda öğretmenleri de bayıldılar.
Pazartesi, Aralık 15, 2008
Tatilde-2
Alttaki yazının devamı şu şekilde gerçekleşti: Perşembe günü, yakınlarda deniz kenarında bir yerlere balık avlamaya gittik (sürpriz bir şekilde!). Ateş'le babası 2 balık yakaladılar. Sonra dönüş yolunda bir yerlerde yemek yedik, veeee ben bu balıkları yemek yediğimiz yerde unuttum. Nasıl bir anneysem artık! Üzülen Ateş'i teselli etmek için babası onu ertesi sabah balıkçıya götürdü. Eve dönüp bütün aldıklarını (hamsiler dahil) temizlediler. Sonrasında evden çıkmadık. Cumartesi elimizde hamburger paketiyle Bilge-Deniz'in bahçesine gittik. Bizimkiler yine balık avlamayı denediler. 
Çarşamba, Aralık 10, 2008
Tatilde...
Tatil çok güzel geçiyor. Cumartesi sabahı Pelin geldi. O günü evde geçirdik. Pazar günü hamburger turundan sonra baba ve abi a-ro-g filmine gittiler, Ateş, Pelin Teyze ve ben de Ma-da-gas-kar 2'ye gittik. Fotoğraf sinemadan. Ama filmin 2. yarısını Ateş'in eve dönme ısrarları yüzünden izleyemedik. Evde mutlu mutlu arabalarıyla oynadı.
Pazartesi günü dedeler ve büyükdedelere bayram ziyareti yaptıktan sonra sahilde bir balık lokantasına gittik. Fotoğrafta lokantada yemeğini bekleyen Ateş görülüyor. Pek de iyi yemedi aslında. Bu arada diare durumumuzdan bahsedeyim. Cumartesi sabahından beri -söylemesi ayıp- katı kaka yapıyor. Çok mutluyum. Ama hala süt vermiyoruz. En az 1 hafta sonra vermeye başlayabileceğiz. Umarım bu arada sütü unutmaz. Çok severek içiyordu. Ama süt vermediğimiz için hiç problem çıkarmadı.
Aynı günün akşamı Ateş, Pelin ve ben evde oyun hamurları oyun saati yaptık. Bu şu demek: Evde daha önceden varolan bütün oyun hamuru oyuncaklarımızı çıkardık. Ahtapot, berber, değişik kalıplar, hepsini çıkardık. Bin türlü değişik şey yaptık oyun hamurlarıyla. Hatta Pelin teyze bir ara kendini kaybederek aşağıdakileri yaptı:
Dün ise, önce hayvanat bahçesi gezisi, ardından bir tavuk lokantasıyla dış gezilerimizi tamamlayıp eve, arabalarla oynamaya döndük. Bu sabah ise, yeni açılan bir yere kahvaltıya gittik. Hava soğuktu, ama güneş süper ısıtıyordu. Bahçedeki şişme hava oyuncaklarında oynadı bizimkiler. Ateş arada bir koşarak bana yavru koala gibi sarıldı ve "çok eğleniyorum" dedi. Hakkaten de çok eğlendi. 
Cuma, Aralık 05, 2008
Yerli Malı-Çilek
Geçtiğimiz çarşamba günü okulda yerli malı haftası kutlaması vardı. Pazartesi akşamından bize bir kağıt verdiler. Kağıtta bir şiir vardı, şiiri çarşambaya kadar Ateş'in öğrenmesini sağlamamızı istediler. Şiir şöyle:Çilektir benim adım
Herkes bayılır bana
Şekere batırıldığımda
Doyulmaz tadıma
Akşam önce ben, sonra Ateş söyleyerek şiiri çalıştık. Kolayca öğrendi. Öğrenme çalışmalarımız sırasında Cengiz kolayca öğrenebilmesi için bazı numaralar yaptı. Eşektir benim adım, kimse bayılmaz bana, bala batırıldığımda..... gibi yanlış şeyler söyledi. Ateş bunlara çoook güldü ve eğlendi. Ayrıca doğrusunu söyleyerek babasını düzeltti. Çarşamba günü okulda kutlamayı yapmışlar. Fotoğrafta da öğretmenlerinin yaptığı çilek şapkasıyla poz verdi Ateş. Çok sevdi bu şapkayı. Gece onunla yatmak istiyor. Bu sabah da 9 gün tatil diye sevine sevine gitti okula. Benekli'nin 2. kitabını da bitirmişler, çok mutlu.
Bu sabah kalkınca üşüdü biraz. Üstüne birşeyler giydirdim. O sırada babası ona "sıcak çay yapalım da iç" demiş. Ateş de babasına kızmış. "Sadece ağzım mı üşüdü sanıyosun, her tarafım üşüdü" demiş.
Diaresi devam ediyor. Yeniden gaita tetkiki yapıldı, hiçbir şey yok. Doktor muhtemelen geçirilen enfeksiyona sekonder laktoz intoleransı olduğunu söyledi. Süt ve süt ürünlerini kesmemiz gerekti. İki gündür süt içmiyor. Zaten iştahı çok azaldı, 2 kg verdi. Kaka hafif öbek oluşturur gibi oldu ama o kadar. Zaten iyileşme biraz uzun bir süre alıyormuş. 2 hafta kadar süt yok. Sonra kaka düzelirse yavaş yavaş tekrar başlayacağız.
Bu arada yeni balıktan bahsetmeyi unuttum. Yeni balığın adı küçük altın akvaryum balığı, tahmin edileceği gibi altın sarısı renginde.
Yarın sabah Pelin teyze geliyor. Tatilde birlikteyiz.
Çarşamba, Aralık 03, 2008
Haftasonu, Hastalık, Küçük Sarı Akvaryum Balığı
Haftanın ortası oldu, ben hala haftasonunu yazamadım. Cumartesi öğlene doğru Ateş'e ve abisine mont almak için dışarı çıktık. Sonra deniz kenarına gittik, evin balıkadamları balık avlamaya çalıştılar. Ancak yakalayamadılar. Fotoğraf o güne ait. Sonra da oyun parkına gittik, bizimkiler bol bol sallandılar. Ateş'e eve yürüyerek dönelim diye ısrar ettim, hava çok güzeldi. Ama babası ve abisi arabayla dönecekleri için istemedi, birlikte eve döndük. Bir daha da çıkmadık. Akşam Toprak Efe'ler geldiler. Pazar sabahı, Cengiz'in ameliyat ettiği İdil ve Can'ın babaannesini ziyaret ettikten sonra B........'a yine tahmin edileceği gibi balık avlamaya gittik. Bu sefer balıkçılar amaçlarına ulaştılar. Bir dolu balık yakaladılar. Babası avladı, Ateş tuttu, inceledi, torbasına koydu. Sonra da bir balık lokantasında yemek yedik, evimize döndük. Avladıkları balıkları temizlediler babasıyla birlikte. Pişirdik, ama o kadar iştahsız ki son günlerde, hiçbir şey yemedi.
Cuma akşamı tam o hayal ettiğim katı kakayı görmüştüm ki, cumartesi yeniden diare başladı. Günde 4-5 kez, bazen gece uykudan uyanarak yapıyor. Gaita tetkiki yaptırdık, parazit, eritrosit, lökosit yok. Bunların olmaması çok iyi, ama bu diarenin sebebinin ne olduğu da kafamı çok karıştırıyor. Çünkü viral olsa iyileşmesi gerekirdi bugüne kadar.
Pazartesi akşamı okuldan döndüğümüzde Ateş'in akvaryum balıklarından siyah pörtlek gözlü olanın, yani palamuttan küçük toriğin ölmüş olduğunu gördük, zaten zor yemek yiyordu. Ateş çoook üzüldü ve ağladı. Zaten o akşam dışarı çıkacaktık, hemen gidip yenisini aldık. Ateş ölenin aynısından istedi, ancak siyah balıkların hepsi hastalanmış, yani biz zaten hasta balık almışız. Bu sefer sarı daha büyük bir balık aldık. Ama ne yaptıysak yemek yediremedik. Küçük turuncu akvaryum balığı canavar gibi, çok iştahlı. Neyse alışır herhalde, derken dün akşam yeni sarı balığın da öldüğünü gördük. Yine üzüldü Ateş. Bu akşam babasıyla gidip farklı bir yerden başka bir balık alacaklar.
Cuma, Kasım 28, 2008
Daha önce yazdım mı acaba?
Hastalığı sırasında 3 gün okula gidemedi, araya cumartesi pazar da girince 5 gün uzak kalmış oldu. Bu da; artık okul problemini çözen ve okula güle oynaya giden, hatta öğretmenini ne kadar sevdiğini anlatan Ateş'te eskiye dönüşü getirdi. Salı sabahından beri her sabah ağlıyor. Sebepsiz ya da çok eften püften şeylere uzun süreli ağlıyor. Bu da beni çok yıpratıyor. Sabah 1-1.5 saat birlikte iyi vakit geçirecekken ağlamalı avutmalı zamanlar yaşıyoruz. Okula gitmesinin kendisi için ne kadar iyi olduğunu bir bilse. Ateş büyüdüğünde kreşe gittiğini bile hatırlamayacak belki, ama ben hiç unutmayacağım.
Bu arada balıklarıyla arası iyi. Turuncu olanın adı, küçük turuncu akvaryum balığı; siyahınki de palamuttan küçük torik. Biliyorum biraz uzun ama, Ateş böyle isim koydu.
Pazartesi, Kasım 24, 2008
Kilden Balıklar ve Hastalık
İşte Ateş ve babasının kilden yaptıkları (daha doğrusu Ateş'in yapılacak balıkları seçtiği, babasının da yapıp maket boyasıyla boyadığı) balıklarımız bunlar. Şu anda salonun orta yerinde asılı duruyorlar. Ama misina ile asıldıkları için hemen ipleri birbirlerine karışıyor, Cengiz itina ile açıyor. Balıklar hala Ateş'in en büyük ilgi alanı olmaya devam ediyor. Şu anda balık konusunda Ateş kesinlikle benden çok şey biliyor, birçok balığı tanıyor.
Okula başlayalı yaklaşık 3 ay olmasına rağmen, hafif bir öksürükten başka hastalık geçirmeyince çok sevinmiştim ki; geçen hafta Ateş ağır bir viral hastalık geçirdi, hatta halen geçiriyor. Önce ateş yükselmesi başladı, sonra da ishal. Ama nasıl bir ishal, çocuk tuvaletten kalkamıyor. Haftasonu gece uykusunda bile 8-9 kez uyanıp kaka yaptı. Dün doktorumuz Selda teyzenin önerisiyle barsak florasını yeniden düzenleyecek bir ilaca başladık. Bugün daha iyi. Geçen perşembeden beri okula gitmiyor. Bugün gider diye düşünmüştüm ama daha hazır değil. Umarım yarın gidebilecek konuma gelir. O kadar yorgun oluyor ki, kucağımda uyuyakalıyor, yatağına gidince kitap seçiyor okumam için, ama yatar yatmaz uykuya dalıyor. Sürekli karnını ovduruyor bana. İştah sıfıra indi, kilo verdi hemen. Neyse acısını çıkarırız yakında. Söylemesi ayıp ama, kakayı katı göreceğim zamanı iple çekiyorum.
NOT: Cumartesi çok kısa bir süre dışarı çıkarak (ishal sebebiyle) ikişer tane fanus balığı aldık Ateş'e ve abisine. İkisi de söz verdi, kendileri yemeklerini verecekler. Ateş çok hevesli ve istekli. İki gündür yemeklerini veriyor. Böyle giderse akvaryum alırız diye konuştuk babasıyla. Abisi de annesinin evine götürdü, orda bakacak.
Pazar, Kasım 16, 2008
Haftasonu
Dün N.....'ya gittik, burası deniz kenarında bir grup balık lokantasının olduğu bir yer. Bir yandan yemek yiyip bir yandan da denize olta atılabiliyor, ki bizimkiler öyle yaptı. Birkaç hafta önce de aynı yere gitmiştik. Ateş orda lokantanın sahibinin oğlu Mehmet'le arkadaş olmuştu. Dün hemen birbirlerini hatırladılar ve birlikte oyun oynadılar. Akşamüstü Toprak Efe geldi. Ateş, Toprak Efe'yi sevme konusunda Kaan'la yarıştı.Bugün birazdan Bilge-Deniz'in bahçesine gideceğiz. Hava çok güzel, yararlanmak lazım.
Okulda şarkılar öğreniyor, bize söylüyor. Bir tanesi şöyle:
Arabam geliyor,
Düdüğünü çalıyor, düt,
Lastik patladı, pat,
Şoför atladı, at,
İçindeki şişkoların göbeği de patladı, pat.
Süper söylüyor, bayıldık. Ama bir türlü kameraya kaydedemedim. Kamerayı görünce direk kaçıyor. Gizli kamera yapayım dedim, ama olmadı.
NOT: Alttaki yazıda bahsettiğim balıklar yapıldı, boyandı. Şimdi salonun orta yerine asıyorlar, fotoğrafını çekip en kısa sürede buraya koyacağım.
Çarşamba, Kasım 12, 2008
Yürüyerek gidilmez ki!
- İki akşamdır Ateş babasıyla kilden balık yapıyor. Daha doğrusu babası yapıyor, Ateş de bayılarak izliyor ve babasına hangi balığı yapmasını istediğini söylüyor. Bu akşam yaptıkları balıkları boyamak için maket boyası gerektiğini söyledi Cengiz. Ateş'e "hadi yürü gidelim de maket boyası alalım" dedi. Ateş "nerden alıcaz" diye sordu. Babası da bir alışveriş merkezindeki oyuncakçıya gideceklerini söyledi. Bunun üzerine Ateş "taaa oraya kadar yürüyerek nasıl gidelim" diye babasına kızdı. Neyse, sonra bunun bir deyim olduğunu, tabi ki oraya arabayla gideceklerini söyledik de ikna oldu.
- İki akşam önce "büyüyünce ne olacaksın" diye soran apartman görevlisine "balıkçı" diye yanıt verdi.
Pazartesi, Kasım 10, 2008
Ateş'in Kararları
Fotoğraf Ateş'in kendi yaptığı mumları yaktığı akşamdan. Bu aralarda her türlü faaliyet hızla yapılıyor. Şöyle bir baktım da son yazılarda hep okuldan bahsetmişim. Ama çok normal. Ateş'in ve dolayısıyla benim hayatımızda çoook önemli bir aşamaydı. En son ağlamıyor diye yazdığımdan beri ağlamıyor. Neyse ki, -bu sene göndermeyelim- fikrinden çabucak vazgeçmişiz. Cuma günü, bir gün önceki tiyatronun üzerine Atatürk Evi'ni ziyaret ettiler. Yine servisle gitti tabi. Öğretmenlerin söylediğine göre bütün çocuklar servisle yolculuk yapmayı çok seviyorlarmış. Ama Ateş'i ilkokula kadar hep ben götüreceğim ve alacağım. Aksini hiç düşünmüyorum. Sonra zaten bütün öğrenim hayatında servise binecek, bari şimdilik ben götüreyim.
Neyse, Ateş'in kararlarına gelelim. Bu sabah, iki günlük tatilin üzerine ağlar diye tahmin ediyordum, ama hiç ağlamadı. "Artık okula gitmiycem diye hiç ağlamıycam, annemi özledim diye hiç söylemiycem" dedi. Ben de, hiç ağlamama kararına çok sevindiğimi, artık tam bir abi gibi davrandığını, ama isterse annemi özledim diyebileceğini, bunun hiç de kötü birşey olmadığını söyledim. Sabah ben banyodayken ablasına "annemi üzmemek için okula gidiyorum" demiş. Yani galiba bu aşamayı atlattık. Okula gitmesini çok istiyorum. Hem ben biraz fazla koruyucu bir anne olduğum için benim olmadığım bir ortamda bulunmasının onun kişisel gelişimi için iyi olacağını düşünüyorum; hem de okulda iyi vakit geçirdiğini düşünüyorum. Şarkılar, oyunlar, aktiviteler bir dolu şey yapıyorlar birlikte. Arkadaşlarla birlikte oyun oynamayı öğreniyor. En geç 5.30'da evde oluyoruz, ondan sonra da yatana kadar evde oyun oynuyor, oyuncaklarını özlediği için bize bile ihtiyaç duymuyor oynarken. Gece 9'dan sonra banyomuzu yapıp, onun istediği kitapları okuyup, (genellikle birlikte) 10 gibi uyuyoruz.
Daha önce yazdım mı hiç anımsamıyorum, birkaç haftadır Ateş gece sütünü içerken biberonu bıraktı. Artık büyüdüğü için okunan kitaplardan sonra sütünü bardakla içiyor ve uyuyor. Ben zor bırakacağını sanmıştım, ama sadece bir akşam "hadi artık bardakla içelim, biberon bebekler için" dedim ve hiç problemsiz bardağa geçtik. Demek ki ben hep biberonla verdiğim için o da içiyormuş diye düşündüm. Onun hakkında her düşündüğümün doğru olmadığını da bir kez daha anladım.
NOT: Dün Ateş'in saçlarını kestirdik. Saç kesiminin hemen hepsini kamerayla kaydettim (Hadi Ateş birlikte seyredelim). Bir çocuk saçları kesilirken bu kadar mı tatlı olur. Ayrıca hangi çocuğun saç kesimi sırasında uykusu gelir? Ateş son seferde koltukta uyuyakalmış, babası kucağında getirmişti. Bu sefer yine o kadar çok uykusu geldi ki, hepimiz onu uyanık tutmaya çalıştık. Koltuktan inince yine eski cin haline geri döndü.
Çarşamba, Kasım 05, 2008
Durumlar...
Yarın Ateş'in (ve benim) hayatında bir ilk yaşanacak. Ateş okulla birlikte bir çocuk tiyatrosunu izlemeye gidecek. Hem de okul servisiyle. Bakalım nasıl olacak diye heyecanla bekliyorum. O gidip dönene kadar ben herhalde telefon başında olurum. Tiyatroyu sevecek mi, serviste nasıl yolculuk yapacak, hiç bilmiyorum. Cuma günü de Atatürk evini ziyarete gideceklermiş.
Bugün okuldan aldığımda yarın sabah en geç 9.30'da orda olması gerektiğini, 10.00'da servisle tiyatroya gideceklerini kendisi söyledi bana.
Son günlerde bana -her gün aynı saatte gittiğim halde- "geç geldin" diye kızıyor. Aslında saatte değişiklik yok, saatler geri alındığı için, onu aldığım saatte hava kararmak üzere oluyor, ama bunu defalarca söylememe rağmen henüz algılamadı, bana kızmaya devam ediyor.
Cumartesi, Kasım 01, 2008
Ateş Balık Avında...
Yazın her tatilde ve her haftasonunda geldiğimiz B.........'a geldik bugün. Hava çok güzel. Turistlerden denize girenler var. Rahatlıkla girilir zaten, ama bütün yaz girdiğimiz için şimdi girmiyoruz. Aslında balık tutmak için geldik. Yani ben bilgisayarım ve makalelerimle çalışmak için, Ateş, abisi ve babası ise balık avlamak için. Güneş süper, hava harika. Ateş'e güneşten koruyucu krem sürsem mi, diye bile düşündüm. Ama o şapkayı bile reddetti. İstediğimiz zaman böyle bir yere gelebildiğimiz için ve denizle bu kadar içiçe olduğumuz için çok şanslıyız. Ateş günlerdir bugünü bekliyordu, hatta sabah 6'da uyanıp hadi gidelim diye tutturdu. Şu anda çok mutlu.
Perşembe ve cuma günü okula gitti Ateş. Giderken ağlıyor yine, ama sonra keyfi yerine geliyormuş. İş çıkışı yine çok mutlu buluyorum. Gün içinde keyfinin yerinde olduğunu göstermek için birçok kez fotoğrafını çekiyorlar, kameraya kaydediyorlar, bana izlettiriyorlar. Bizimki ağlayan başka çocuklara moral veriyormuş, "ağlama, annen gelip seni alacak" diyormuş. "Evde ağlıycam, ama okulda ağlamıycam" diyormuş (evde de aynı şeyi söylüyor).
Fotoğraf geçen pazar gününden. Ağacın dalında leopar gibi duran Ateş...
Pazartesi, Ekim 27, 2008
Haftasonu Maceralarımız
Pazar günü öğle saatlerinde hamburger alıp Bilge-Deniz'in bahçesine gittik. Artık bahçede oturma sezonu açıldı, hava çok güzeldi. Ateş'le babası orda da balık avlamaya çalıştılar, ama bu sefer olmadı. Güzel bir gün geçirdik, çocuklar açık havada oynayıp eğlendiler.
Bugüne gelince sabah Ateş yine okula gitmemek için ağlamaya başladı, uzun süre de ağlamaya devam etti. Ben de okula götürmedim, evde kaldı, keyfi yerine geldi. Kendi deyimiyle "insan en iyi evinde rahat edermiş". Okuldan öğretmeni arayıp herkesin Ateş'i özlediğini, yarın mutlaka beklediklerini söylemiş. Bizimki de tamam demiş, ama yarın ne olacak hiç bilmiyorum. Cengiz'le en kötü olasılıkla bu seneyi de evde geçirir, diye konuştuk. Bu sefer de bütün yaşıtları kreşe ve çok çocuklu ortama alışmış olacağı için bizimki iyice bocalar mı diye korkuyorum. Ama bu sene de bu kadar zorla göndermek istemiyoruz ikimiz de.
Geçen hafta içinde Ateş'in söylediği ilginç cümleler:
Arabayla bir yerden dönerken tatlıcıya uğramayı teklif eden babasına: "E, baba sen de tatlıcıya takıldın, tatlıcı tatlıcı yeter artık."
Her akşam yaptığım gibi hadi banyoya dediğimde: "Anne sen de banyoya takıldın"
Biz birbirimizle konuşurken:"Çocuklaaaaar, siz ne konuşuyorsunuz?"
EK: Bu akşam alışveriş dönüşü yine tatlıcıya uğramayı teklif eden babasına: "Baba, ben de balıklara takıldım."
Pazar, Ekim 26, 2008
Umarım Oğlum Büyüdüğünde Yasakçı Zihniyet Olmaz
Blogumun konusu olan (hani çok zararlı ya)oğluma gelince; geçtiğimiz haftayı okul açısından zor geçirdik. Sabahları hala gitmek istemiyor, ağlıyor. Ben bıraktıktan sonra da zaman zaman ağlayıp sonra uyum sağlıyormuş. Ama iş çıkışı hep mutlu oluyor. Çarşamba sabahı ağlaması pik yaptı. El sallayıp çıktım ama benim de gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Öyle ki, duramadım. İşe gidince aradığımda, ara ara ağladığını söylediler. O an başka okul aramaya kesin karar verdim, ben okuldan memnunum ama belli ki Ateş'i orda üzen birşey var. En kötü olasılıkla bu seneyi de evde geçirir dedim kendi kendime. İşten erken çıkıp onu almaya gittiğimde ise, gayet mutlu, eğlenen, bir arkadaşının doğumgünü partisinde pasta yiyen ve hevesle bana anlatan Ateş'le karşılaştım. Öğretmeni, hayatında ilk kez kendi kendine bazı şeyleri çözmeye çalıştığını, bazılarını çözdüğünü, bazıları içinse zaman gerektiğini söyledi. Ama şimdi okuldan alırsanız, onun için herşeyi siz çözmeye kalkarsanız kendini savunmayı, bir topluluk içinde yaşamayı nasıl öğrenecek, dedi. Bunlar bana çok mantıklı geldi. Ateş'in durumunu da gözönüne alınca devam etmeye karar verdik babasıyla birlikte. Cuma akşamı babasına "artık okulda ağlamamaya karar verdim" demiş.
Perşembe günü gecikmiş göz muayenemize gideceğimiz için okula gitmedi. Öğlene kadar evde ablasıyla kaldı, ama evde kalmaktan da pek hoşlanmadı, tahminlerimin tersine. Öğleden sonra damlalı göz muayenemizi yaptı Ayça Teyze. Damlalar biraz ağlattı onu. Şubattaki ilk muayenede optik görmesi 3-4/10 idi, şimdi 6-7/10'a çıkmış. 10/10 olabilirmiş, ama bizimki gözlüğü tam zamanlı takmaya yaklaşık 3 ay önce başladı. Bir sonraki muayenede optik görmemizin artacağını ve tümüyle düzeleceğini umut ediyoruz. Ama tabi göz numaraları biraz artmış. Yeni bir gözlük çerçevesi beğendi (siyah olmalıymış, tümüyle kendi seçti), camları takıldı ve dün aldık. Yeni gözlüğünü kullanmaya başladı.
Salı, Ekim 21, 2008
Okul???
Okula bırakırken iş çıkışı çok hızlı gelip onu alacağımı söylüyorum. Mutsuz ve çoğunlukla ağlayarak "çabuk gel" diyor ve zorla el sallıyor. Sonra benim bütün günüm mahvoluyor. Çok mutsuz ve sıkıntılı oluyorum. İş çıkışı almaya gittiğimde sabahki çocuktan eser olmuyor. Gülen eğlenen bir çocuğa dönüşmüş oluyor Ateş. Okul nasıldı diye sorunca o, i ya da k diyor. Babasıyla şifreli konuşmalar uydurdular. O orta, k kötü, i iyi demek. Dün bana "okul önce k idi, sonra Bartu gidince o oldu" dedi. Bartu Ateş'ten küçük ama galiba biraz yaramaz bir çocuk. Ateş'i itiyormuş, gelip onun yatağına yatıyormuş. O yüzden Bartu'yu hiç sevmiyor Ateş. Dün Ela diye bir arkadaşından bahsetti.
Dün okulda gözlüğü kırılmış. Nasıl çıkardıysa gözlüğü, ortadan ikiye ayrılmış. Zaten kontrol zamanımız gelmiş geçmişti. Bugünlerde yine muayeneye gidip yeni bir gözlük almamız gerekiyor.
Geçtiğimiz pazar günü benim bir toplantım vardı. Ateş ve babası da balık avlamaya gittiler, Ateş zaten rüyasında bile balık avladığını görüyor. Balıklar şu andaki en büyük ilgi alanı. Avladıkları balıkları yemiş, akşam evde çooook mutluydu.
Cuma, Ekim 10, 2008
Yaramazlık Sonrası
Ancak, okula başladığından beri yemekle ilgili bir problem ortaya çıktı. Okulda öğretmenleri bir yemeği bitirmeden öbür yemeğe geçmemelerini söylemişler. Şimdi tabağında yemek kalırsa hiçbir şekilde başka yemeğe geçemiyor, ama doyduğu için tabağını da bitiremiyor. Çaresizlik içinde sıkışıp kalıyor. Meyve ya da tatlı teklif ettiğimde yemeğini bitirmediği için yiyemeyeceğini söylüyor, ağlıyor. Okulda da aynı şeyi yapıyormuş. Sürekli tabağını bitirmesinin zorunlu olmadığını, doyunca bırakabileceğimizi söylüyorum. Okulla da konuştum, onlar da Ateş'in yanında böyle söylemeyi bıraktıklarını söylediler.
Bunun dışında keyfimiz yerinde. Okulda bırakırken biraz hüzünlense de, ben gidince normale dönüyormuş. Arkadaşlarıyla espriler yapıp, oyunlar oynuyormuş. Eve gelince de evdeki oyuncaklarını çok özlemiş olduğu için iyi vakit geçiriyoruz.
Sürekli boyundan çok büyük espriler yapıyor, ya da benim yanlışlarımı düzeltiyor. İnanamıyorum. Geçen akşam şarjlı el süpürgesini kullandı Ateş, uzun süre olunca şarjı çok azaldı. "Ateş pili bitti süpürgenin" dedim. O da beni düzeltti: "hayır anne, şarjı bitti" dedi.
Cumartesi, Ekim 04, 2008
Aşırı Yaramazlık
Salı, Eylül 30, 2008
Tatil şöyle geçiyor:
Sabahları uyanıp boğuşuyoruz Ateş'le, oyunlar oynuyoruz. Sonra kalkıp kahvaltıya gidiyoruz. Sonra mutlaka babasıyla balık avına gidiyorlar (şu anda olduğu gibi). Avlanan balıklar temizlendikten sonra, duruma göre ya kumda oyun, ya bisikletle gezi, ya arabalarla oyun var sırada. Bütün gün oyunla geçiyor, bazen denize giriyoruz. Akşam yemeğinden sonra genellikle odada film izliyoruz oğlumla birlikte. Bu sıralarda Garfield filmlerine takmış durumda. Garfield ve Garfield 2 en favori filmlerimiz. Bunlar tümü animasyon olanlar değil, sadece Garfield animasyon, diğer bütün oyuncular gerçek. Ateş'e ve bana göre bu iki film, tümü animasyon olan Garfield'lara göre çok çok daha güzel. Diğerlerini birer kez izledik ve çok sıradan geldi bize, çekici değil. Pazar, Eylül 28, 2008
Balık, balık, balık...
Çarşamba, Eylül 24, 2008
Haberler...
Okul gayet iyi gidiyor. Bu hafta sabahları da hiç mızmızlanmıyor. İş çıkışı aldığımda da mutlu buluyorum. Hatta Koza isminde bir kız arkadaşı ile çok iyi anlaştıklarını, Ateş'in gidip kızın saçlarını okşadığını, onu salıncakta salladığını söylediler. Birkaç gün önce de Koza'nın annesiyle okulda karşılaştık. Kızının Ateş istemiyor diye saçlarını topuz yaptırtmadığını, Ateş içme dedi diye soğuk su içmediğini söyledi. Gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Bizimki neler yapıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Üstelik kendisi soğuk su içerken kızı içme diye tembihlemesi de çok komik.
Okulda olanları asla evde konuşmuyor. Babası sürekli konuyu açıyor, ısrarla sorular soruyor. Ateş sinir olup hiçbir şey söylemiyor. Ben soru sormuyorum, Cengiz'i de engellemeye çalışıyorum. Bazen çok farklı açılardan konuya girmeden bazı sorular soruyorum, onları yanıtlıyor. İlk kez dün okulun iyi olduğunu, okuldaki küçük çocukların ne kadar yaramaz olduğunu, yemek yapan teyzenin benden iyi yemek yaptığını söyledi. Bugün o teyzeye bu konuyu söylediğimde ise, -herhalde beni üzmemek için- ikimizin de iyi yemek yaptığını söyledi. Bence aslında benim yemeklerimi de severek yiyor.
Bu sabah sesimizin nerden çıktığını sordu. Ben de boğazımızda ses teli denen katlantılar olduğunu, nefes verirken ordan geçen havanın sesi meydana getirdiğini söyledim. Ses öyle çıkıyorsa nasıl konuşabiliyoruz peki, dedi, dudaklarımızın hareketleriyle olduğunu söyledim. Beni ilgiyle dinledi. İkna oldu. Güzel soruydu, çok beğendim.
Bayram tatilini yine deniz kenarında geçireceğiz. Bizim balıkçılar artık işi büyütüp koca koca palamutlar avlamaya başladılar. Ateş balığa gitmek için herşeyden vazgeçebiliyor.
Şu anda 103 cm ve 19 kg.
Pazar, Eylül 21, 2008
Ateş'in Köpekleri
Ateş'in tam 5 tane peluş köpeği var. Sırayla: Kay, Kalp, Tomy, Mandik ve Marsık. Fotoğrafta da bu sırayla Ateş'in yanında duruyorlar. Kanepenin üstünde kocaman Nemo balık var, ama konu dışı.Okulda pazartesi kitap, çarşamba oyuncak, cuma da CD götürme günüymüş. Bakalım yarın hangi kitabını götürecek?
Çarşamba, Eylül 17, 2008
Isırık
Ateş'in, sınıfındaki bir kız arkadaşını çok sevdiğini, ara ara gidip saçlarını okşadığını, salıncakta onu salladığını da söylediler.
Akşamları onu çok keyifli bulmama rağmen (gülüyor, konuşuyor, öğretmenleriyle güzelce vedalaşıyor, yarın görüşürüz diyor), sabahları hala evden zor, bazen ağlayarak çıkıyoruz.
Pazar, Eylül 14, 2008
Farklı Konular...
- Sabahları bırakma zamanlarımız haricinde okul iyi gidiyor. Sabahları mızmızlanıyor, gitmek istemiyor. Okula gidince de kucağıma geliyor ve hafiften ağlamaya başlıyor. O sırada öğretmenlerinin çabasıyla okula giriyor, bana üzülerek by by diyor. Ben de üzülerek ayrılıyorum. Sonra okulu her aradığımda (günde belki bir milyon kez arıyorum) iyi olduğu haberini alıp rahatlıyorum. Hatta bugün bütün sınıf ilk kez birlikte oyun oynamışlar. Ateş'in başlangıçtan beri en iyi günü bugünmüş. Fotoğraf dünkü kırtasiye alışverişimizden. Okuldan istediler de.
- Kaç gündür yazmayı unutuyorum. Birkaç hafta önce arkadaşlarımızın evine gittik. Ateş banyoda elini yıkadı, ama el kurulamak için havlu yoktu. Çevresine bakındı, duş perdesini gördü. Ben ne olduğunu anlamadan gidip duş perdesinde ellerini kurulamaya çalıştı, bir yandan da "ne kadar da büyük havluları varmış" dedi.
- Bu haftasonu denizdeyken iskelenin altında çok sayıda midye gördü. "Burda seksenlerce midye varmış" dedi.
- Sayılara ve harflere olan yoğun ilgisi bütün hızıyla devam ediyor. Hatta okula gittiğimizde sayılarla oyunlar kurarak onu rahatça içeri alıyorlar. Bütün harfleri tanıyor. Hatta Türkçe "a, bee, ce, çe, de, eeee ....." ya da İngilizce "ey, bi, si, di, ..." şarkıları en sevdiği ve en sık söylediği şarkılar. Kendi kendine okumaya ve yazmaya bile başladı. Harfleri çok komik ve güzel yapıyor. Okulda 6 yaş sınıfına bazı sayıları Ateş öğretmiş. İlkokula başlayınca ne olacak hiç bilmiyorum.
Perşembe, Eylül 11, 2008
Bu sabah...
Bir yandan da şöyle bir durum var: Dün iş çıkışı Ateş'i aldığımda günü çok iyi geçmişti. Yemeğini yemiş, uykusunu uyumuştu. "Anne, sana harika bi haberim var, tam 7 tane barbunyayı bir lokmada yedim" diye beni karşıladı, keyfi çok yerindeydi. Umarım bugün de öyle olur. Onun iyiliği için okula gitmesi gerekiyor. Artık onun kendi hayatı var.
Çarşamba, Eylül 10, 2008
Okul Haberleri
Bugüne kadar tek problem öğlen yemeklerinde çıktı. Herkesle birlikte yemek yemek istemiyordu, öğretmeni ayrı bir odada yemek yedirmiş hep. Ama bugün acıktığını söyleyerek kendisi yemek salonuna gitmiş, hatta ilk o gitmiş. Öğleden sonra uykusunu da uyumuş. Umarım hep isteyerek gider. Bu sabah biraz gitmiycem diye mızıldandı, ama okula girince normale döndü.
Perşembe, Eylül 04, 2008
Kreste 3. ve 4. Gun
4. gün Ateş'e onu bıraktıktan sonra saçlarımı kestirmeye gideceğimi, sonra dönüp onu alacağımı söyledim. "Tamam" dedi. İşim bitince (gerçekten kuaföre gittim) dönüp bahçede öğlen olmasını bekledim. Çok iyi vakit geçirmiş, hiç problem çıkarmamış. Yalnızca taze fasulyeyi yemek istememiş, bu da normal; çünkü bizde bu yemek pişmez. Öğlen alırken "anne terliklerim burda kalsın" dedi. Okulda neler yaptığını sorunca "ooooo hiç sorma" diye cevap verdi. Cuma tatil yaptık. Pazartesi sabah onu bırakıp işe gitmeyi deneyeceğim.
Salı, Eylül 02, 2008
Kreş (Oyun Okulu) Maceraları
Şimdilik herşey yolunda gidiyor. Dün ilk kez gittik. Sünger Bob'lu yeni sırt çantasına (kendi seçti) eşyalarını koyduk. 1 saat kadar kaldık. Serap Öğretmen ilgilendi Ateş'le. İlk girişte hemen öğretmeniyle oyuna başladı, ama başka çocuklar da gelince huysuzlandı. Serap Öğretmen bizi alıp başka sınıflara götürdü. Orda üçümüz uzun süre oynadık. Balıklara yem, tavşanlara salatalık verdik. Sonra ayrılırken öğretmeni Ateş'ten 1'den 5'e kadar sayıları yazmasını ve tavşanları beslemek için salatalık getirmesini söyledi. Bu sabah Ateş'i babası götürdü kreşe. Önce biraz yanında durmuş, sonra bahçeye çıkıp oturmuş. Ateş içerde oyun oynamış. Düne göre çok daha iyi vakit geçirmiş, eğlenmiş, babasını hiç aramamış. Öğlene kadar durmuşlar. Öğlen de babasıyla birlikte yemek yiyip eve dönmüşler.
Bakalım yarın ne olacak?
Perşembe, Ağustos 28, 2008
Plaka
Ateş iki gündür hasta. Haftasonu abisinden bulaştı. Hem ateşi yüksek, hem de boğazı ağrıyor. O hasta olunca çok çok üzülüyorum. Umarım bir an önce iyileşir.
Gelecek hafta kreşe başlıyoruz. Ben çok heyecanlıyım. Oğlumun ilk defa bizden ayrı bir hayatı ve sosyal ortamı olacak. İlkokula başladığında bu kadar heyecanlanır mıyım, hiç bilmiyorum. Umarım çabucak alışır ve mutlu zaman geçirir.
Pazartesi, Ağustos 25, 2008
Sorular-Yanıtlar
Ateş: Abiyle
C: Sonra?
A: Ablayla
C: Sonra?
A: Seninle
C: Sonra?
A: Anneyle (kumdan kalıpları konuştur, gözlerin kumla yıkansın, saatlerce araba yarıştır, oyun hamurlarıyla bin türlü şey yap, hatta hiç sevmediğin halde balık tut, yine de ancak 4. ol)
Cengiz: Leoparları mı daha çokseviyorsun, anneyi mi?
Ateş: Leoparları
C: Oyuncakçıyı mı daha çok seviyosun, anneyi mi?
A: Oyuncakçıyı
C: Tuvaleti mi daha çok seviyorsun, anneyi mi?
A: Anneyi (hayret)
C: Balıkları mı daha çok seviyorsun, anneyi mi?
A: Anneyi (hayret, çünkü balıklar son haftalardaki en büyük ilgi odağı)
C: En çok hangi balığı seviyorsun?
A: Papaz balığını
C: Papaz balığını mı, daha çok seviyorsun, anneyi mi?
A: Anneyi (çok sevindim)
C: Çuprayı mı daha çok seviyorsun, anneyi mi?
A: Anneyi
C: Mırmırı mı daha çok seviyorsun, anneyi mi?
A: Anneyi
Perşembe, Ağustos 21, 2008
Eyvah çünkü...
Geçenlerde blog arşivime baktım. Bizimki mart ayında da kendine leopar diyormuş. Ağustos sonundayız, bir değişiklik yok. Hala bir leopar o. Hatta çocuk leopar. 0, 1 ve 2 numaralı yürüyüşleri var. Elleri yok, ön patileri var, yani toplam 4 ayağı var. Kükrüyor. İsmini soranlara iki ismi olduğunu, birinin Ateş, ötekinin leopar olduğunu söylüyor. Hatta kısaca kendine ateşlr (sondaki lr, leoparın ilk ve son harfleri) diyor. Sürekli şöyle tiyatro oyunları yapıyoruz: Aaaa, çok komik, çünkü burda bi leopar uyuyor (tabi bunlar bize zorla söyletiliyor).
Cuma, Ağustos 15, 2008
Yine Tatildeyiiiiiizzzzz
Zaman çok iyi ve çok çabuk geçiyor, dönüşümüz yaklaştı bile. Dün akşam Cengiz de geldi, biraz önce hep birlikte balık tutmaya gittik, üçü balık tuttular, hatta şimdi tuttukları balıkları temizliyorlar. Ben de tertemiz ve masmavi denizde yüzdüm.
Ateş Pelin'e sürekli "Pelin 30 yaşına gelmişsin, şunu da mı bilmiyorsun, bunu da mı bilmiyorsun" diye takılıp duruyor. Sabahları gözünü açınca "hadi Pelin Teyzeyi uyandıralım" diyor. Ben hayatımın en bronz haline geldim. Kendimi de Ateş'i de sürekli kremlememe rağmen, acaip bronzlaştık. Pelin bile birkaç günde yandı.
Ateş kolluklarıyla süper yüzüyor. Gözlerimi kumdan oluşan kendi üretimi göz şampuanıyla yıkıyor. Akşamları gözlerim tuzlu sudan şişmiş oluyor.
Sonuç olarak, tatil güzel geçiyor.
Çarşamba, Ağustos 06, 2008
El ve Ayak Kurabiyeleri


Dün akşam ben tam yemeği hazırlarken Ateş'le babası içerden, daha önceden Ateş'in el ve ayak izlerini çıkardığımız alçıdan kalıplarla geldiler. Benden kurabiye hamuru istediler. Yemeği fırına koyunca onlara çabucak bir kurabiye hamuru yaptım. Birlikte alçı kalıpları kullanarak fotoğraftaki kurabiyeleri yaptılar. Bunlar piştikten sonraki halleri. Yemekten sonra Ateş soğuk sütle kurabiye yedi.Cuma, Ağustos 01, 2008
Frenzy
Frenzy bir bilgisayar oyunu. Ateş için çok uygun. Önce küçük balık oluyorsun, en küçükleri yiyerek biraz büyüyorsun, sonra en büyük balık oluyorsun. Balıkları yemek için mouse'la yanına gitmek yeterli. Müzikleri de güzel. Kış içinde bir ara oynamıştık birlikte. Sonra aylarca bir daha bilgisayarla ilgilenmedi. Şimdi yeniden frenzy moda oldu. Bayılıyor. Daha önce bize oynatıp seyrediyordu, şimdi kendisi oynuyor. Ayrıca Dora, Reader Rabbit ve Minikler Okulu oyunlarımız da var. Bunların hepsini bizim yanımızda ve kontrollü oynuyor.Perşembe, Temmuz 31, 2008
Çarşamba, Temmuz 30, 2008
Sinema
Salı, Temmuz 29, 2008
Bu sabah...
Pazartesi, Temmuz 28, 2008
Ateş'in Balık Keyfi
Tatilimizin ikinci kısmını da bitirdik. Çooooook eğlenceli geçti. Ateş'le tatil yapmak çok keyifli. Toprak Efe doğdu bu arada, çok çok tatlı bir bebek. Böylece Ateş'in iki kuzeni oldu. Büyük kuzeni Lal, annesi ve babasıyla birlikte burdaydı geçen hafta. Ama Ateş'le Lal'in yıldızı pek barışmadı. Tatil süremiz boyunca Ateş tam bir balıkçı gibi davrandı. Yine sürekli balık tutmak istedi. Oltadan çıkarılan balıkları henüz canlıyken bile rahatlıkla eline aldı. Abisi, abisinin arkadaşı, hatta 14-15 yaşındaki çocuklar bile balıkları ellerine alamıyorlarken, Ateş hiç ikiletmeden bu işi yaptı. Çocuklar balıkları görebilmek için Ateş'e "nolur Ateş, şu balığı eline al da bize göster" diye yalvarıyorlardı, çok komikti. Benim korkusuz oğlum balıkları tutup tutup onlara gösterdi bol bol. Sonra babasıyla birlikte balıkları temizledi. Ama hiçbirini yemedi. İki gün önce şöyle bir hikaye anlattı bize: Ateş isimciye gitmiş, isimci ona çok balık tuttuğu için, balıkçı Ateş ismini koymuş.
Kolluklarını taktıramadım bu hafta. Kendi kendine yüzüyormuş beyefendi. Bir de dalma işi çıkardı. Denizin içinde kafasını arkaya yatırıyor, kulakları ve ağzına kadar suyun içine yatıyor. Sadece gözleri ve burnu dışarda kalıyor. Bunun adı dalmak. Bu işi o kadar karizmatik yapıyor ki, görmek lazım.
Yine az yemek, bol dondurma yedi bu hafta.
Bu sabah benim işe gitmek için evden ayrılmam çok zor oldu. Hiç ayrılmak istemedi. Birkaç hafta sonra sabahları onunla birlikte çıkıp oyun okuluna gitmeye başlayacağımızı söyledim. Ateş de oyun okuluna hemen gitmek istediğini söyledi, kreşe hazır herhalde. Zaten dün abisinin arkadaşıyla gayet güzel arkadaşlık kurdu, sohbet etti. Hatta herkesle sohbet halinde, bayılıyorum bu haline.
Sürekli "benim bi aykadaşım vay, o ...... yapıyor" gibi cümleler kuruyor. Oğlumun meğerse ne kadar çok arkadaşı varmış. Çoğunluğu da uydurma.
Çarşamba, Temmuz 16, 2008
Elmer
Ateş'in şu anda kitaplığını dolduracak kadar çok kitabı var. Birlikte kitap okumayı çok seviyoruz. Yaklaşık son 1 yılda bu işi uyku öncesinde yapmaya başladık. Kendisi kitaplığından istediği kitabı ya da kitapları seçiyor. Ben ona okuyorum, kendisi de o sırada sütünü içiyor ve kitap bitince de "az yatıcam" diyerek uyuyor.Son haftalarda sürekli olarak Elmer serisi kitapları okutuyor bana. Elmer rengarenk bir fil. Zaten kitaplar da "rengarenk fil Elmer bir gün..." diyerek başlıyor. Bizde 4 tanesi var: Elmer ve Gökkuşağı, Elmer ve Hipopotamlar, Elmer ve Kelebek, Elmer ve Pembegül. Artık her kelimeyi ezberleyecek kadar çok okuduğum halde Ateş bunlardan bıkmıyor. Her gece en az 2 tanesini okutuyor bana. Dün gece dördünü de okuduk. Gerçekten çok güzel kitaplar.
Salı, Temmuz 15, 2008
Tatil Dönüşü...Tekrar Tatil

Bu yaz Ateş'te inanılmaz bir büyüme durumu söz konusu. Birlikte gerçekten tatil yaptık ilk kez, yani O doğduğundan beri. Öncelikle bu sene kolluklarıyla çok güzel yüzdüğünü söylemem lazım. Rahat bir şekilde, boyunu geçen yerlerde de (tabi bizim yanımızda) yüzüyor. Böylece ben de yüzebiliyorum, yoksa yüzmeyi unutacaktım. Sırtüstü yatıp dinlenebiliyor denizde. Bunu kimse öğretmedi, kendi kendine öğrendi. Geçtiğimiz hafta Ateş bir de babasından balık tutmayı öğrendi, zira babasının en sevdiği deniz aktivitesi bu. Ateş genelde babasına yem hazırlayarak yemci oluyor. Ama hiç önemli değil. Sanki Ateş balık tutmak için yaratılmış. Sabah kalkar kalkmaz balık tutalım diyor, iskelede balık tutuyorlar, sonra tuttukları balıkları temizliyorlar, sonra tekneyle açılıp bir daha balık avlamaya gidiyorlar birlikte. İnanılmaz birşey. Sonra tuttukları balıklar pişiriliyor, ama bizimki sadece kuyruklarını yiyor. Ateş tuttukları balıkların hepsini tanıyor, özelliklerini öğrenmiş. İlginç olan şu: bunları hiç bilmeyen ve merak etmeyen bir insan olan bana öğretiyor. Tabi oğlum bana anlattığı için zevkle ve hevesle dinliyorum onu. Mırmır, papaz balığı, gümüş, gelincik, hepsini tanıyor (ben isimlerini bile bilmezdim).


Az yemek bol dondurma yedi tatilde. Toprak Efe henüz doğmadı. Bu hafta içinde bekleniyor. Bugün Ateş'in Toprak Efe'nin doğmadığı günleri hiç anımsamayacağını düşündüm. Neyse, gelecek hafta, Ateş'in İstanbul'daki amcası, eşi ve kuzeni geliyorlar. Bir aksilik olmazsa onlarla birlikte tatil yapacağız. Ateş kuzeni Lal'i en son 2 sene önce gördü, tabi ki hiçbir şey anımsamıyor. Ağustosun 2. haftası ise Pelin Teyze geliyor, tatilimize onunla devam edeceğiz. Geçtiğimiz hafta içinde yakın bir yere yazlığa gelen kuzenimi ziyarete gittik Ateş'le beraber. Ateş sıkıldığı zaman döneriz diye düşünüyorum, ama akşama kadar sıkılmadı ve orda kalabildik. Orda bizimki tavla oynamayı öğrendi (zarları atıyor şimdilik). O kadar çok sevdi ki, ona bir tavla aldı babası.
Dönerken ilk kez eve gitmeyi istemediğini, evde az durup tekrar deniz gitmemizi istediğini söyleyip durdu, ki bu Ateş'i tanıyanlar için acaip bir durum. Demek ki artık çok büyümüş ve tatili çoooook sevmiş.
Cuma, Temmuz 04, 2008
Tatile Gidiyoruuuuz
Her sene Ateş'le birşeyler yapmak daha kolay oluyor. Bu sene deniz kenarında hiç zorluk çekmiyorum. Hatta birlikte çok eğleniyoruz. Geçen pazar günü denizdeyken bana "anne, ne kaday eğleniyoyuz di mi" dedi.
Bütün bu planlarımız Toprak Efe'nin (Ateş'in kuzeni) doğmaya karar vermesiyle değişebilir. Belki de tatili bölüp Toprak Efe'yi sevmeye geliriz.
Bu arada eylülde kreşe başlıyoruz ve mayıs içinde Cengiz'le birlikte iki tanesini gezip beğendik (diğerlerini gitmeden elemiştik). Sonra çok iyi referansları olan ve eve çok yakın olan oyun okulunda karar kıldık. Eylül başında Ateş'le birlikte deneme ziyaretlerine başlayacağız.
Pazartesi, Haziran 23, 2008
Bunu Bilmeyen Maskara
- İçi kara dışı kara, bunu bilmeyen maskara (zeytin, bilemediğimizde maskara olduk diye çok eğleniyor)
- Sarıdır sarkar, düşeceğim diye korkar (ayna-mantığını çözemedik)
- Dışı sert, yeşil, içi sulu sulu, bi de kırmızı (karpuz-orjinalini unuttuğu için böyle uyduruyor)
- Kolu var bacağı yok, dikdörtgeni var karesi yok (kapı)
- Gece baktım pek çok, gündüz baktım hiç yok (yıldız)
Pazar, Haziran 15, 2008
Ateş'ten İnciler
- Kendisini çok yukarıya kaldıran babasına: Cengiz senin de maşallahın vaymış.
- Bisikletini yavaş sürmesini söyleyen ablasına: Bu bisikleti süs diye mi aldık sanıyosun?
- Yine sabah gelen ablasına: Abya sen evine git, bugün seninle ilgilenemem.
- Balık tutarken ne olduğunu hatırlayamadığım bir söz üzerine: O zaman eyvah desene...
- Dün akşam istemediği birşey söylediğimde bana: Anne, aklını kaçıymış olmalısın.
Salı, Haziran 10, 2008
Yengeçburger
Ateş'in aç olduğu halde yemek yemek istemediği iki gün, Sünger Bob'a yengeçburger siparişi verdik. Cengiz telefonla Sünger Bob'u aradı, o da hemen getirip bir yengeçburger (hamburger ekmeği içinde balık köftesi yaptı Cengiz) bıraktı kapıdaki ekmek kutusuna. Yengeçburgerin üstünde bir de SB resmi vardı. Ateş Sünger Bob'un özenle hazırlayıp kısa sürede getirdiği yengeçburgerleri iki seferde de bayılarak yedi.
Pazar, Haziran 08, 2008
İkinci Parti
Sonra arkadaşlarımızı davet ettik. Ateş daha önce hepsinin doğumgününü kutlamıştı ve onların da kendi doğumgününe gelmelerini istemişti. Perşembe günü salonu süslemeye başladık. Bu süsleme aşamasında Ateş çoooooook eğlendi. Salonun her tarafına balonlar ve süsler asıldı. Ateş salonu parti yeri ilan etti. Salona her girişinde gülerek parti yerine girdiğini söyledi.
Dikkat edilirse, happy birthday yazısında bile Şimşek McOuenn resmi olduğu görülebilir. İçecekler için ayırdığımız masanın örtüsü, peçeteler, çocukların bardakları ve Ateş'in tişörtü de aynı temaya sahipti.
Ateş'in pastası bu sefer hamburger şeklindeydi, kendi daha sonra "yayış ayabasını seçseydim daha iyi oluydu" dese de hamburger pastası da çoook çok güzeldi ve partimize katılan çocuklar tarafından büyük ilgi gördü. Çok özenle yapılmış bir pastaydı, geçen seferki yerden farklı bir yerde yaptırdık. Ateş'in geçen seneki pastasını da burda yaptırmıştık, bence burası çok daha başarılı.
Ateş'in doğumgününü kutlamak için Zeynep Sara, Bilge ile Deniz, İdil ve Can, Ilgın, İpek, Ozan ve tabi aileleri geldi. Her gelenin kapıda fotoğrafını çekmeye çalıştım. Ayrıca Ateş hediyelerini açarken de fotoğraflar çektim. Bence çok güzel bir parti oldu. Ateş çok mutlu oldu, onu öyle görmek beni de çok mutlu etti. O istesin, onun istediği şekilde daha çoooook partiler düzenleyeceğim.
Pazartesi, Haziran 02, 2008
İlk Parti

Cuma akşamı pastamızı da alarak deniz kıyısına gittik. İlk partimizde Pelin teyzesi, anneanne-dede, babaanne-dede, abi, baba ve anne vardı. Bu sefer Pelin'e çok çok bağlandı. İlk gördüğü andan itibaren sürekli bütün ilgisini Pelin'e yöneltti. E tabi bu ilgisi hiç karşılıksız değildi. Pelin de onun için ölüp bitiyordu. Neyse, pastamızı açtık ki, üzerindeki yol ve arabalar kayıp erimişler. Ateş'e pastanın üzerindeki arabaların kaza geçirdiğini söyledik.
Yine de büyük bir keyifle mumlarını üfledi. "İyi ki doğdun" şarkısını çok sevinerek dinledi.
Sonra hediyelerini açtı. Birkaç hafta önce Cengiz'le ne hediye alacağımızı konuşuyorduk. Alttaki Hot Wheels araba yolunu konuştuğumuzu duydu ve "evet evet ayaba yoyu isteyim" dedi. Bir de bir kez daha çok katlı otopark. İkisiyle de deli gibi oynuyor. Hediyelerini çok beğendi. Hep söylüyorum, bu çocuk ya galerici, ya araba tamircisi, ya F1 yarışçısı olacak. Umarım severek yaptığı bir işi olur.
Ertesi gün yükselen ateşine rağmen denize girdi ve bu ona çok iyi geldi. Bir daha da ateşi çıkmadı. Ama hediyeleriyle evde oynayabilmek için bizi erkenden eve döndürdü. Salı, Mayıs 27, 2008
Ateş'in Doğumgünü
Pazar, Mayıs 25, 2008
Dünya ve Güneş
Salı, Mayıs 20, 2008
Deniz ve Süt
İşte bugünden bir fotoğraf. Gerçi ben ancak Ateş'le birlikte uyuyakaldıktan sonra bu saatte ekliyebiliyorum ama aslında 19 Mayıstan bu fotoğraf. Cumartesi lunapark ziyaretimizi yaptık. Pazar günü öğlen deniz kıyısına gittik, yaz gelince her haftasonu yaptığımız gibi. Hava çok sıcaktı, ama deniz soğuktu. Yine de bu durum Ateş'in denize girmesini engellemedi. Denize girmeyi, kumda oynamayı çok özlemiş. Sabah uyanır uyanmaz kuma koştu. Bugün öğleden sonra döndük. Son birkaç gündür süt içmeyi çok azalttı Ateş. Sütü çok çok seviyordu, hiç nasıl süt içireceğim diye bir derdim olmadı. Günde 700-1000 ml arası süt içiyordu, bir kez öğle uykusundan, bir kez de gece uykusundan önce. 330 ml'lik biberonuyla içiyordu. Bu durumdan çooook memnundum. Ama son zamanlarda gece sütünü kendi kendine kesti. Biberonunu görünce kendini yatmaya zorunlu hissediyor ve sütü istemiyor. Öğle uykusundan önce ablası verince içiyormuş. Son 3 gündür öğle uykusu yolda geçtiği için onu da içmedi. Aslında günde 300-350 ml içse yeterli, umarım ondan da vazgeçmez. Bardakla teklif ediyoruz artık.
Bugünün (yani 19 Mayısın) ne olduğunu konuştuk Ateş'le. Sürekli Atatürk neden ölmüş, hastalanınca niye doktora gitmemiş, diye sorular sordu.
Hala sürekli araba konuşturuyoruz, değişen birşey yok.
Cuma, Mayıs 16, 2008
Şarkılar
"Dağda tavşanlar uyudu,
Evde koşanlar uyudu,
Uyu bebeğim, benim güzel meleğim"
Perşembe, Mayıs 15, 2008
Ayak Parmağıyla Neler Yapılır?
Ateş, Ozan'ın doğumgününde çok eğlendi. Hatta eve dönmek bile istemedi. Diğer konuklarla ve çocuklarla sohbet etti, oyun oynadı. 8 yaşındaki Övgü'ye yaşını sordu, sonra "9 yaşına gelince ben seni geçicem" dedi. Bu arada Övgü hep 8'de kalacak tabi. Sonra Ayça'yla araba sohbeti yaptılar. Ayça "bizim evde tam 500 araba var" deyince bizimki "bizde de tam 510 tane ayaba vay" diyerek üste çıkmış oldu. Döndüğümüzde "ben de doğumgünü istiyoyum" dedi. Biz de zaten çooook yaklaşan doğumgünü için parti planlarımızı yaptık. Birkaç hafta önce de Can'ın doğumgününe gitmiştik. Yine hediyeyi Ateş seçmişti, ama çok beğendiği için kendine de bir tane almıştı. Orda İdil ve Can'la güzel güzel oynadı. Hatta bir ara bizi tümüyle unutup üst kata çocukların odasına çıktı. Dün akşam Ateş'in yardımıyla alttaki bonibonlu kurabiyelerden yaptık. Tarifi şurdan aldım. Sonuç çok güzel oldu. Yine dün akşam Ateş ayak parmaklarıyla bir ilki gerçekleştirdi. Baktık ki ayak başparmağını gözüne sokmaya çalışıyor, "oğlum napıyosun" diye müdahale ettik. "Çapak çıkayıyoyuuuum" yanıtı geldi.
Pazartesi, Mayıs 12, 2008
Haftasonu
Güzel geçti haftasonumuz. Cumartesi önce evimizin yakınındaki oyun parkına gittik, bol bol akülü arabalara ve trene bindi Ateş. Sonra hamburgerciye, sonra da kirpili oyun parkına gittik. Kirpili oyun parkı, bizim üniversitenin sosyal tesislerindeki oyun parkı. Birkaç hafta önce gittiğimizde bir kirpi görmüştük, adı öyle kaldı. Bu sefer Ateş, arkadaşı İpek'le karşılaştı. Birlikte oynuyorlardı ki, İpek'in gitme vakti geldi. Oyun parkında kendi halinde öğle uykusunu uyuyan bir köpek vardı, Ateş de ben de zaten hiç korkmayız, yanımızda uyumaya devam etti köpek. Fakat bir süre sonra başka bir yerden muhtemelen uyuyan köpeğin arkadaşları hırlayarak ve havlayarak bizim olduğumuz yere koşmaya başladılar. Ateş'i kucağıma aldığım gibi yokuşlardan tırmanıp yola çıkarak kaçtık. Bizimle değildi işleri, ama yine de hırlayarak gelince korktum. Bu yorucu günün ikinci yarısında Ateş, 15.30 gibi arabada daldığı öğle uykusundan 18.00 gibi uyandı ve gece cin gibi oturdu.

