Cumartesi, Ağustos 31, 2013

Gezi-3

Amsterdam'daki otelimizden ayrılıp Brüksel'e doğru yola çıktık. Önce yol üzerinde Breda isimli bir kente uğradık. Şehir meydanında pazar vardı. Etrafı dolaştık, güzel bir şehirdi. Sonra yine çok güzel şehirlerarası yollardan geçerek Antwerp'e vardık. Antwerp büyük ve güzel bir şehirdi. Bir tanıdığın tavsiye ettiği Giovanni isimli bir italyan restoranında pizza yedik. Şehir meydanını dolaştık. Çok güzel tarihi binalar vardı. Sonra yine yola çıkıp akşamüstü Brüksel'e vardık. Otelimiz şehir merkezindeydi. Küçük, ama çok özenilmiş ve çok güzel bir oteldi. Dekorasyonu için çok emek verilmişti. Otele eşyalarımızı bırakıp yürüyerek şehir merkezine gittik. Bize tavsiye restoran çok dolu olduğu için başka bir restorana oturup midye yedik. Şehrin büyük meydanı olan Grand Place'de dolaştık. Tam akşam vakti olduğu için ışıklarla meydan ve binalar çok güzel görünüyordu. Sonra tekrar otelimize döndük. 
Ertesi gün planda mini europaya gitmek vardı. Ama 13 günlük yolculuğumuzun tek yağmurlu günü bugüne denk geldi. Bazılarımızın yağmurluklarının aslında yağmurluk olmadığını o gün öğrendik. Çok ıslandık. Islak ıslak gezmeye çalıştığımız mini europa ise özellikle çocuklar için çok güzel bir yerdi. Avrupa Birliği'nde yer alan ülkelerin önemli yapılarının oldukça özenli yapılmış maketleri vardı. Eyfel kulesinden Brüksel şehir meydanına, piza kulesinden saat kulesine kadar birçok yer yapılmıştı. Çocuklar için güzel düzenlenmiş bir yerdi, ülkelerin milli marşlarını dinlemek de mümkündü. Dediğim gibi, yağmur dışında herşey çok güzeldi. Metroyla şehir merkezine otelimize geri döndük. Kuru birşeyler giyip tekrar dışarı çıktık, ama fayda etmedi, tekrar ıslandık. Bu sefer yolculuk ünlü olan, ama neden ünlü olduğunu hiç anlamadığımız Manneken Pis heykelini görmeye gittik. Pek de görülecek birşey değildi zaten. Sonra etrafta dolaştık, Brüksel waffle'ı yedik. Ama Hollanda'daki poffertjes'lerden sonra pek beğenmedik. Otele döndük.
Ertesi gün Gent ve Brugge'e gitmek için tekrar yola çıktık. Gent güzel bir şehirdi. Etrafta yürüyerek dolaştık yine. Sonra çok ünlü ola Brugge'e gittik. Burası da kanalları ve manzarasıyla ünlü çok güzel bir şehirdi. Çok güzel bir kanal gezisi yaptık. Yürüyerek şehirde dolaştık. Şehir meydanları da çok etkileyici ve güzeldi. Evleri çok güzeldi. Akşam tekrar otelimize geri döndük.
Ertesi sabah Brüksel'de benim doğumgünümü kutladıktan sonra (bu Ateş için çok önemliydi) bu kez son durak olan Köln'e gitmek için tekrar yola çıktık.

Perşembe, Ağustos 29, 2013

Gezi-2

Arnhem'deki açık hava müzesine girdiğimizde zaten kapanmasına iki saat kalmıştı. O nedenle hızlı bir tur atmak zorunda kaldık. Çok güzel bir ormanın içinde çocuklar için bir dolu aktivite yapmışlar. Bizimkiler çok sevdi. Labirent, inek sağma maketi, kuyudan su çekme, çamaşır yıkama ve merdaneyle sıkma gibi aktiviteler, yel değirmeni, kayıkla gezme, Hollanda köy evi vb. birçok şey vardı. Güzeldi. Altı ayrı bölümü vardı ve bölümler arasında küçük bir trenle yolculuk yapılıyordu. Neyse, kapanma saatinin gelmesi nedeniyle burdan da çıktık ve Amsterdam'a geldik. Burda otelimiz şehir merkezinin oldukça dışındaydı. Otoparkının olması bizim için tercih nedeniydi. Bu bölgede de her yerde olduğu gibi çok sayıda Türk vardı. Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra şehir merkezine gittik arabayla. Arabamızı uygun bir yere parkettik (daha doğrusu öyle sandık, ama dönüşte 60 euro ceza yemiş halde bulduk kendimizi, ondan sonra park işine çooook dikkat ettik). "I amsterdam" yazısında bol bol fotoğraf çektik. Kanalların yoğun olduğu bölgeye geldik. Genel görünüm çok güzeldi. Ortalıkta bisiklet ve tekne hakimiyeti vardı. Maya restoran isminde bir yerde (!) yemek yedik ve otelimize döndük.
Ertesi sabah Volendam gezimiz vardı. Volendam Amsterdam'ın kuzeyinde, bir körfezin içinde çok güzel bir yer. Harika küçük evler sıralanmıştı yolun iki yanında. Evlerin önlerinde çok güzel çiçekler vardı. İnanılmaz güzel bir görüntüydü, hepimiz çok beğendik. Sahil boyunca yürüdük, deniz ürünleri yedik, üzerine mükemmel dutch pancakeler yedik. Çocukların Hollanda köylüsü kıyafetiyle fotoğraflarını çektirdik. Çok tatlı oldular. Öğleden sonra istemeye istemeye Volendam'dan ayrılıp Amsterdam'a geri döndük. Van Gogh müzesini gezmek istedik, ama kapanmasına az zaman ve önünde çok kuyruk vardı. Etrafta dolandık, yürüdük, gezdik. Kanal gezisi yaptık, inanılmaz güzeldi. Çok çok beğendim. Klasik Hollanda evleri yanyana sıralanmıştı, oldukça küçük evlerdi hepsi. İnanılmaz bir tekne trafiği var kanallarda. Ortam süperdi. Anna Frank'ın evini de gördük, ancak önünde çok kuyruk vardı, bekleyemedik. Bütün bekleme sabrımızı geçen sene doldurmuşuz. Akşam, daha doğrusu gece otele dönerken markete uğrayıp yiyecek ve içecek birşeyler aldık. Otelin yakınındaki bir parka oturup geceyarısı pikniği yaptık. Çocuklar bu işe bayıldılar.
Ertesi gün bisikletle şehri gezmeye karar verdik. Babalar çocuklarla birlikte binecekti, biz de kendi başımıza binecektik. Ancak bisiklet kiralayan yerlerde maalesef çocuklarla binebileceğimiz bisiklet kalmamıştı. Başka bir yerde bulduğumuz iki kişilik bisikletler de çocuklara uymadı, dolayısıyla bisiklet gezisi yapamadık. Aslında her yerde bisiklet yolları vardı, çocuklar da rahatlıkla sürebilirdi, ancak yolları ve trafiği bilmediğimiz için cesaret edemedik. Biz de yine yürüyerek heryeri dolaşmaya karar verdik. Bu arada bol bol gay çiftler, coffee shoplar gördük. Dam meydanını gezdik. Güzel yemekler yedik. Kanal kenarında bir kafede yine dutch pancake (Poffertjes) yedik. Bu arada bir iş arkadaşımızın kızı tesadüfen bizimle aynı yerdeymiş ve bu kafenin fotoğrafını çekmiş, bizi tanımıyor. Dönüşte annesi fotoğrafta bizim çıktığımızı farketmiş. Gerçekten acaip bir tesadüf. Beni çok şaşırttı.  
Hollanda'dan en çok aklımda kalanlar, inanılmaz bisiklet sayısı, herkesin ama herkesin bisiklet kullanıyor olması, kanallar, örümcek ağları ve poffertjesler herhalde. Yollarda boool bol inek gördük. Köyleri, kasabaları süperdi. Çok güzel bir ülkeydi. Ertesi sabah, bu sefer Brüksel'e gitmek üzere yine yola çıktık. 

Gezi-1

Uzuuuun bir aradan sonra nihayet gezimizi yazabiliyorum. İlk günün sabahında saat 6.30 gibi Düsseldorf'taydık. İki aile birlikte bir araç kiralamıştık, onu teslim aldık. Otele eşyalarımızı bırakıp hemen çıktık. Sabahın erken saatleri olduğu için şehir çok boş geldi bize, ancak akşam saatlerinde aynı yerler çok kalabalıklaşmıştı. Yürüyerek etrafı dolaştık biraz, Film Müzesi'ni gezdik. Ren nehri kıyısında öğle yemeği yedik, sonra yorgunluktan perişan şekilde otele dönüp biraz uyuduk. Saat 5.30 gibi tekrar çıktık. Yine yürüyerek Ren nehri kıyısına geldik. Bu saatte çok daha eğlenceliydi. Königsale (Kö) caddesinden geçtik. Gezenler, bisiklete binenler, çimlerde oturanlar, uzananlarla dolu bir park vardı. Biz de oturduk, keyif yaptık. Geç vakit otelimize döndük. Acaip sıcaktı, zorlukla uyuduk. Muhtemelen ordaki son bilmem kaç yılın en sıcak günüydü. 
Ertesi gün Essen'e yakın bir yerde olan Moviepark'a gittik. Bütün gün acaip eğlendik. Çok beğendik. Hızlı geçiş bilet sistemi sayesinde geçen seneki Disneyland'a göre nerdeyse hiç sıra beklemedik. Çok eğlenceliydi. Girişte hemen Dora's Big River Adventure'a girdik. Ciddi şekilde ıslandığımız, telefonları ıslanmasın diye koruma altına aldığımız çok eğlenceli bir roller coaster'dı bu. Sonra Ice Age Adventure, Ghost Chasers, Time Riders, Splat-O-Sphere, Avatar Air Glider, Mystery River, Jimmy Neutron's Atomic Flyer gibi pek çok aktiviteye katıldık. Ateş en çok hızlı ve ıslatmalı roller coasterları beğendi tabi. Tekrar tekrar onlara binmek istedi, ancak speedy pass biletimize göre bir kez daha binmek istersek normal sırayı beklememiz gerekecekti, sıra da çok uzundu. Zaten bütün günümüz doldu. Arada yemek yedik. Aletlerden birinde Cengiz'in şortu yırtıldı, yenisini alması gerekti. Bu arada hava o kadar sıcaktı ki, tepeden su akan bir yer vardı, ve oraya gidip ıslanarak soğumaya çalıştık. İki ayrı şov izledik. Biri Van Helsing şovu idi. Bir diğeri de dublör şovu idi. Özellikle ikinciyi çok beğendik. Video kayıtları var, motorsikletle, arabalarla acaip gösteriler yaptılar. Ateş'i ve İpek'i birer kere arı soktu. Bunun dışında çooook keyifli ve eğlenceli bir gün geçirdik. 
Düsseldorf'a dönmek için arabaya bindiğimizde yolumuzun üzerindeki Botrop isimli bir kasabaya (ya da köye) uğramaya karar verdik. Biraz gezdik, ama yorgunluktan canımız çıktığı için çok uzun olmadı bu gezi. Zaten küçük bir yerdi. Bir restoranda oturup güzel bir akşam yemeği yedik ve otelimize döndük. Ertesi sabah Amsterdam'a gitmek üzere yola çıktık. Aslında mesafe çok yakın, hiç durmasak 2-2.5 saatte varabilirdik. Ancak gezerek ve yol üstündeki yerlere uğrayarak gitmeye karar verdiğimiz için ancak akşam saatlerinde Amsterdam'a varabildik. Yol üzerinde Almanya sınırları içinde Dinlaken ve Rees'e uğradık. Dinlaken'de daha çok olmak üzere yürüyerek etrafı dolaştık. Birşeyler yedik. Sonra Hollanda'ya geçtik. Ancak sınırı geçtiğimizi navigatör söylemese anlayamazdık, sınır olduğunu anlatan hiçbir şey yoktu. Zaten artık aralarında sınır da yok. Şehirlerarası yollar ve köyler harikaydı. Hollanda'da ilk durak Arnhem'deki açık hava müzesiydi. Bundan sonrasını 2. yazıda anlatayım.

Çarşamba, Ağustos 07, 2013

Geziyoruuuuzzz

Tatildeyiz, sürekli bir yürüme ve gezme halindeyiz. Şimdiye kadar Dusseldorf ve Amsterdam'ı gezdik. Şu anda Brüksel'deyiz. Arada da birçok şehire ve köye uğradık. Ayrıntıları dönüşte yazacağım. 
Lilypie Kids Birthday tickers