Cumartesi, Şubat 27, 2010

Hastalık Şüphesi

Baştan söyleyim, hiçbirşeyi yokmuş Ateş'in çok şükür. Çok kötü bir hafta geçirdik ama olsun, önemli olan sonuç ve sonuç gayet normalmiş. Yaklaşık 1 haftadır Ateş'te belirgin bir çok su içme, dolayısıyla çok çiş yapma olayı baş gösterdi. Benim bu konudaki mızıldanmalarıma Cengiz "ne olacak, çok terlemiştir, tuzlu yemiştir" gibi cevaplar verdi. Ama çarşamba sabahı okula bırakırken öğretmeni de aynı şeyi söyleyince ben iyice telaşlandım. Cengiz'i aradım. O da hastanedeki çocuk doktoru arkadaşlara danıştı, "büyük ihtimalle birşey yoktur" dediler. Neyse, Cengiz de telaşlanmış olacak ki, bir idrar sticki alıp okula gitmiş. Çocuklarla eğlence şeklinde Ateş'in idrarında glikoz aramış ve neyse ki bulamamış. Öğlen beni aradı, "ben baktım birşey yok" dedi ve benim de içim rahatladı. Ancak öğleden sonra öğretmeni arayarak Ateş'in aşırı su içtiğini, midesinde yer kalmayıp su kustuğunu ve tuvalete yetişemeyip altına kaçırdığını söyleyince nefes alamaz hale geldim. Doktor arkadaşlar da bu durum üzerine hemen getirmemizi istediler. Ateş'i aldım ve hastaneye gittik. Pediatrik nefrolog arkadaşımız muayene etti, kan ve idrar tetkiki istedi. Sonradan söylediğine göre muayene ettiği zaman büyük olasılıkla diabet olduğunu düşünmüş. İdrar vermek kolay (zaten aşırı su içtiği için çişi gerçekten su rengindeydi), bir de kan tetkiki var. Biz yenidoğan dönemindeki kan vermeler dışında şimdiye kadar hiç kan aldırmadık Ateş'ten. Hep "çok gerekli değil" diye kaçtık. Ama tabi o gün kan tetkiki çok büyük önem taşıyordu ve yaptırmamız kaçınılmazdı. Her aşamayı anlattık Ateş'e. Kanı alınırken bir iğnenin koluna gireceğini, canının yanacağını, ama çok gerekli olduğunu ve çok kısa süreceğini söyledik. İki kolu da delindiği halde biraz mızıldanma dışında hiç ağlamadı Ateş. Ama ben çok ağladım. O an Ateş'in hasta olduğu, bizim artık sürekli hastaneye geleceğimiz, çocuğumun yeni beslenme şekli, hastalığın ona vereceği zararlar, tümüyle mutlu ve normal günlerimizin geride kaldığı gibi korkunç şeyler düşünerek ağladım. Bir yandan da kendime bu gerçekle yaşamak zorunda olduğumu, çocuğumun moralini yüksek tutmam gerektiğini, onunla aynı beslenme kurallarını bizim de uygulayacağımızı, insülin iğnelerini vs düşünüp durdum.
Neyse ki, yarım saat sonra idrar ve kan tetkiklerimizin sonucu çıktı. Tokluk kan şekeri 107, idrarda glikoz ve protein negatif. Ama herşey bitmedi. Bu sefer nefrolog arkadaşımız poliürinin sebebini bulmak için bizden renal ultrasonografi ve 24 saatlik su alış ve idrar çıkış takibi istedi. Pediatrik nefrolog arkadaşımız, hasta çocuklardan tanı amaçlı böbrek biyopsileri alıyor ve patolojinin yanısıra benim çalıştığım bölüme de elektron mikroskobik inceleme için gönderiyor. Ben çocuk hasta olunca, hastanın kendini görmeden dokularına bakarak bile çok üzülüyorum. Şimdi ya kendi çocuğum için böyle birşey gerekirse, kendi çocuğumun böbrek dokusuna nasıl bakarım diye de ayrıca kafayı yedim.
Neyse akşam eve geldik. Bu sefer de Ateş'te ishal ve iştahsızlık başladı. Diabet çıkmadığı için rahatlasak da yine de ertesi günkü tetkikler de strese soktu bizi. O gece Ateş'le birlikte uyudum sabaha kadar. Çünkü kalkarsam ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırdım. Su ve idrar takibine devam ettik. Perşembe günü öğlen ultrasona gittik. Karın bölgesinde herşey normal çıktı. Su alış ve idrar çıkışı da bir anda normale döndü. Bunun üzerine nefrolog arkadaşımız, bir problem olmadığını, muhtemelen günlük bir sebeple çok su içtiğini söyledi. Şu anda ishal devam ediyor, ara ara da kusuyor, herhalde bu sefer de gastroenterit oldu. Neyse, geçer. Önemli olan kalıcı birşey olmaması.
İşte böyle. Buraya yazarken bile sıkıntıya girdim, gözlerim doldu. O günleri yaşarken nasıl hissettiğimi anlatamam bile. Zaten "normal" günlerimizin kıymetini biliyorum. Ama yeniden o günlere dönmek harika. Ateş'in annesi olmak hayatımdaki en harika şey. Onun sağlıklı ve mutlu olması herşeyden çok önemli. Şu anda da yanıma geldi, 7 sayısını nasıl yazmamız gerektiğini anlatıyor cıvıl cıvıl. Hep böyle olmasını istiyorum.

Cumartesi, Şubat 13, 2010

Gezegen Hastası

Ateş son günlerde gezegenlere, güneş sistemine, uzaya fena halde kafayı taktı. Bu konulardaki herşeyi öğrenmek istiyor. "Ben önceden araba ve balık hastasıydım ya, şimdi gezegen hastasıyım" diyor. Resim defterine sürekli güneş sistemini çiziyor, oyun hamurlarından gezegenleri yapıyor, gezegenli yapbozlar yapıyor, uyumadan önce uzay, güneş, ay konulu kitaplar okuyoruz. Hatta 1000 parçalı, güneş sistemini gösteren bir puzzle aldırdı bize, biran önce yapmamı bekliyor. Fotoğraftaki resimlerden soldakini babası, sağdakini kendisi yaptı. Her resimde de hepsinin adını teker teker sayıyor (iç gezegenler, dış gezegenler).

Pazar, Şubat 07, 2010

Tatil

9 günlük tatilimiz çoook güzel geçti. Maalesef bu akşam itibariyle de bitti. Üçümüz de bitmesini hiç istemiyorduk, ama ne yapalım. Çalışalım ki, tatili hakedelim. Tatilimizi gün gün yazacağım, okuyunca hatırlayabilelim diye.
İlk 2 günü (cumartesi-pazar) evde geçirdik. Pazartesi sabahı İstanbul'a uçtuk. Kalkış, iniş çok hoşuna gitti Ateş'in. En son yaklaşık 2 sene önce binmişti uçağa. Önce kalacağımız yere gittik. Eşyalarımızı yerleştirdik. Taksim'e gidip pizza yedik. Sonra metroyla Cengiz'in kardeşinin evine gittik. Bizimkiler çok mutluydular. Hem Lal'le oynayacakları için, hem de kardeşi Alp'i ilk kez görecekleri için. Çok da güzel oynadılar. İlk günümüzü onlarda tamamladık, gece (ordaki) evimize döndük.
Ertesi gün evde biraz oyalandıktan sonra balık yemek için Çiçek Pasajı'na gittik. Bizimki bayıla bayıla midye dolma yedi. Sonra Turkuazoo'ya gittik. Uzun süredir gitmek istiyorduk. Tam Ateş'e göre bir yerdi. Kocaman akvaryumlarda kocaman balıklar vardı, Ateş çoğunu direk tanıdı. Kocaman köpekbalıklarına hayran kaldı. Daha fazla vakit geçirmek isterdik, ama ilk tur bitince çıktık.


Biraz Starbucks keyfinden sonra yine Ateş'in kuzenlerinin evine gittik.
O akşam eve biraz daha erken döndük, banyo ve tombi yatak yaptı çocuklar. Amaaaa o akşam kar yağmaya başladı. Cengiz yanımda çalışırken, ben de dışarda yağan karı izleyerek (senelerdir karı yağarken görmemiştim) ayaklarım kaloriferde ısınırken müzik dinledim 2-3 saat boyunca. Süperdi. Kar tutmaz da ertesi sabah çocuklar göremezse diye videoya kaydettim, ama gerek kalmadı. Sabah kalktığımızda kar epeyce tutmuştu. Uyanan çocuklar sevinç içinde babalarıyla kar oynamaya gittiler.
Sonra yine hazırlanıp çıktık, bu sefer ilk olarak Santralistanbul'a gittik. İstanbul moda haftasının da açılışı vardı aynı zamanda, ama bizim ilgi alanımız orası değildi. Santralistanbul'u gezdik uzun uzun ve çoook beğendik.


Hemen çıkışta öğle yemeğimizi yiyip Koç Müzesi'ne gittik bu sefer. Oraya tek kelimeyle bayıldık. İnanılmaz güzeldi. Uzuuuun uzun inceleyip yazılarını okuyarak sindire sindire gezmek isterdim, ama ancak 17'ye kadar ve çocuklarla gezebildik. Yine de harikaydı. Boooooool fotoğrafımız var.




Ordan çıkınca da önceden bilet aldığımız Disney şovuna gittik. Ateş gözünü ayırmadan izledi. Lal ve Kaan sıkılabilir diye düşünüyordum, neyse ki korktuğum olmadı, ikisi de bayılarak izlediler. Tek kötü olay, dijital kameramın Koç Müzesi'nde bozulmuş olmasıydı, makina sürekli titrediği için net fotoğraf çekmem mümkün olmadı. Şovda üç masalı canlandırmışlardı: Pamuk prenses ve 7 cüceler, Sinderella, Güzel ve Çirkin. Biz bile görsel şovu hayran kalarak seyrettik.
Perşembe gününe geldiğimizde kaldığımız yeri de terketmemiz gerektiği için bavullarla birlikte yola çıktık. Saat 11'de Dolphinarium'a gittik. Beyaz balina, mors ve yunusların gösterileri vardı. Ateş gerçekten bayıldı, mutluluktan kendinden geçti. "Anne iyi ki gelmişiz" dedi gösteri boyunca. Ön sırada oturduğumuz için yunuslara şarkı söyletmesi amacıyla antrenör tarafından seçildi ve kollarını oynatarak yunuslara şarkı söyletti. Abisiyle birlikte yunuslarla ve morsla fotoğraf çektirdiler.

Sonrasında rötarlı bir yolculukla evimize döndük. Ateş İstanbul'da çok iyi vakit geçirdiğini, ama evimizi de çok özlediğini söyledi. Son 3 gündür evdeyiz. Bugünkü Garfield sinema seansı dışında nerdeyse evden hiç çıkmadık. Dediğim gibi, çooooooook güzel bir tatil geçirdik, hem gezi hem de evde geçirdiğimiz zamanlar çok iyiydi. Bakalım bir sonraki yolculuğumuz nereye ve ne zaman olacak?
Lilypie Kids Birthday tickers