Cuma, Aralık 29, 2006

İyi yıllar...

Oğlumun kitaplarından birkaçı. Çok kitabımız var çooook. Ben pek yaratıcı, yeni oyunlar bulup Ateş'i eğlendirebilen bir anne değilim. Ancak, kitap okuma, yap-boz yapma, ufak tefek bazı oyunları oynama konusunda başarılıyım. O yüzden sürekli kitap alıyorum. Ama babası o kadar değişik ve eğlenceli oyunlar buluyor ki inanılmaz. Çok gülüyorlar birlikte.
Bir de Ateş'in son günlerdeki el temizliği işinden bahsetmek istiyorum. Eli kirlenirse, çok az bile kirlense başka bir iş yapamıyor, hemen ellerini bana uzatıp temizlettiriyor. Önce bir el, sonra öbür el. Temiz ve titiz bir çocuk mu olacak acaba? (Ben hiç titiz değilim)
Herkese iyi, mutlu ve sağlıklı yıllar...

Salı, Aralık 26, 2006

Boya Kalemleri

Boya kalemlerimizin bir kısmı görülüyor fotoğrafta. Son birkaç haftadır kalemleri elinden bırakmıyor bizimki. Sürekli bir aktivite içindeyiz. İlk zamanlarda yaptığı karalamalar, son zamanlarda yuvarlak karalamalara dönüştü. Biz topluyoruz, Ateş anında bütün kutuyu deviriyor. Tek tek kalemleri diziyor, kalemleri olmadan hiçbir yere gitmiyor. Bazen uykuya bile elinde kalemlerle gidiyor. Evde heryerin boya lekesi olduğunu söylememe bilmiyorum gerek var mı?

Cuma, Aralık 22, 2006

Didem'in Kızları Doğduuu

Didem bu sayfadan duyurmamı istemişti, işte duyuruyorum. Dün (21 Aralık) sabah 8.30 civarında kızlar doğdu. Üçü de gayet iyi ve sağlıklı. Bir gün önceki kontrolde kontraksiyonlarının başladığı görüldü, hemen Didem'in eşine haber verdik. Çarşamba akşamı burda oldu, dün sabah da problemsiz bir şekilde bebişleri kucağımıza aldık. Bilge bebek annesinin yanında, emiyor. Deniz bebek ise, önce annesinin yanına geldi, sonra biraz solunum sıkıntısı olunca yenidoğan bölümüne alındı ama bir problemi yok. Darısı tüm bebek bekleyenlerin başına.

Salı, Aralık 19, 2006

Haftasonu

Geç oldu ama nihayet geçtiğimiz haftasonunu anlatmaya sıra geldi. Cumartesi günü bahçeli çok güzel bir evleri olan Ülkü'lere gittik. Ateş bahçede çok eğlendi, hatta öğle uykusunu bile uyumadı. Otlarla çiçeklerle yapraklarla oynadı. Ama oyun oynamaktan bir lokma bile yemek yemedi. Bu sıralarda öğle yemeğini kaldırdı beyefendi. Öğlen ne olsa yemiyor. Artık sabah ve akşam yedikleriyle idare etmek durumundayız. Neyse o günün sonunda kafasını ciddi şekilde duvara vurup ağlayarak kucağımda uyudu. Kafası şiş ve mosmor oldu. Pazar günü de abisiyle birlikte oyun parkına götürdük. Çılgın gibi kumlarla oynadı.
Yeni kelimeler: Kelime denir mi bilmiyorum ama köpek ne der deyince "hav", kedi ne der deyince de "mav" diyor. Arada "hıaaavvvv" diye bizi korkutmaya devam ediyor.

Perşembe, Aralık 14, 2006

Kaka

Bu sefer de yeni kelimemiz "kaka". 2 akşam önce ben yemek hazırlarken Ateş babasının kucağında yanıma geldi. Cengiz, "Ateş ne yaptı?" diye sormamı istedi. Sordum, Ateş de bana "kaka" diye cevap verdi, hakkaten kaka yapmış. Tabi söylemesi çok hoşumuza gitti. O günden beri ara ara kaka demeye devam ediyor ama gerçek kakaya bir daha ulaşamadık.

Salı, Aralık 12, 2006

Dana

Geçen hafta bir akşam Zeynep'lere (artık arkadaşlarıma çocuklarının ismiyle hitap eder oldum) gittik. Zeynep'in fotoğrafta gördüğünüz oyuncağı (hoppala mıdır nedir bilmiyorum) Ateş'i çok eğlendirdi. Biz zıpla dedikçe zıpladı ve güldü. Sonra Zeynep'in elinden ksilofonu aldı, Zeynep istedi, ben alıp ona vermeye çalışınca bizimki ağladı vs. Bilinen hikayeler işte.
Haftasonu ise oğlumun çooook geniş kelime hazinesine bir kelime daha eklendi, o da "DANA". Nedendir bilmiyorum, çok güzel ve kibar bir şekilde dana diyor. Bunu anlattığım bir arkadaşım, "yoksa çocuğa dana mı diyorsunuz" diye benimle dalga geçti.
Saçlarımız yine kesildi, 2. kez berbere gittik. Daha önce ne zaman berbere gittiğimizi düşünüp hatırlayamadım, ama tabi ki hemen blog arşivime baktım ve oğlumun kafasının 2 ay içinde mantara benzediğini hesapladım. Şimdi yine kısa saçlı ve çok sevimli.

Salı, Aralık 05, 2006

"Özgürüm özgür"

Bir hafta oldu ve ben oğlumun bloguna hiçbişey yazamadım. Bu tabi ki oğlumun yeni bir aktivite göstermemesinden değil, her an yeni bişeyler yapıyor, bişeyler öğreniyor, bizi şok ediyor. Sadece ben yazmaya fırsat bulamadım. Artık hiç anlayamayacağını düşündüğüm şeyleri bile anlıyor. Herşeyi kendi yapmak istiyor. Kendisine destek olmamı hiç istemiyor. Parkta kaydıraktan kayarken bile tümüyle kendi başına olmak istiyor. Sırtından hafifçe tutsam bile elimi itiyor. E böyle olunca da tabi ki düşüyor, ama ne yapalım öğrenecek. Artık ona yoğurt, puding ya da Danone yedirmek imkansız. Mutlaka kendi yiyecek. Kutuyu eliyle eğri tutuyor, ama kaşıkla kendi başına bu sıvıya yakın kıvamdaki şeyleri yemeyi başarıyor. Ucu kırılmış boya kalemlerini tek tek ayırıp babasına açtırıyor, sonra resim yapıyor. Yani bizim cephede özgürlüğünü ilan etmiş bir çocuk var.

Salı, Kasım 28, 2006

"Anne" dediiiiii

Canım oğlum artık anne diyor, hem de çok güzel annn-neee diye baskılı baskılı söylüyor. Mutluluktan eridiğimi söylememe gerek yok herhalde. Yeni yaptığı başka bişey de kafasını sallayarak bize evet ya da hayır demesi. Ateş şu arabayı kaydıralım mı, kafa yukarı aşağı sallanıyor, eveeeet. Ateş baby tv'yi kapatalım mı, kafa sağa sola sallanıyor, hayııııır.
Fotoğraf=midye dolma olayı

Cuma, Kasım 24, 2006

Tost Ekmeği

Şu fotoğrafını gördüğünüz, şiş gözlü, annesinin terliklerini giymiş minik yaratık var ya, işte o felaket tatlı bişey. Arada bir geceleri iyi uyuduğu oluyor, fakat çoğunlukla gece canavar, gündüz melek diye isimlendiriyorum onu. Gecelerimiz çok bölündüğü için ertesi gece ben de onunla birlikte uyuyakalıyorum. Aslında o uyuduktan sonra kalkmak istiyorum ama çoğunlukla başaramıyorum.
Sabahları Cengiz ona tost yapıyor. Her sabah da tost ekmeğini ona seçtiriyor, hamburger ekmeğini mi istersin, tost ekmeğini mi, diye soruyor. Henüz 1 metre bile olmayan sevimli yaratık da hamburger ekmeğini eliyle gösteriyor. Bu tercihi şimdiden yapmasına şaşırıyorum.

Salı, Kasım 21, 2006

Biz geldiiiiiik....

Yolculuk öncesi iyi dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim. Gerçekten çok güzel bir gezi oldu. Hem katıldığım toplantı çok güzeldi, hem de uzun aradan sonra Ankara'ya gitmek. Öğrencilik günlerimi hatırladım (toplantı mezun olduğum okulda olduğu için), çok sevdiğim arkadaşlarımı gördüm (zaten toplantıda birlikteydik), onlarla öğle yemeklerinde ve bir akşam yemeğinde de birlikte olduk. Babaannemi, halalarımı, kuzenlerimi ziyaret ettik. Ateş'le tanıştılar. Bu arada benim gözümde minicik çocuk olan kuzenim Utku'nun yakında bir kız çocuk babası olacağını öğrenmek beni hem şok etti, hem de sevindirdi.
Esenboğa Havaalanı'nın yeni halini görmemiştim, gerçekten süper olmuş. Bagajlarımızı beklerken (uçuş süresinden daha fazla bagaj bekledik) Ateş geniş alanda bol bol gezdi, uçakları seyretti, itfaiye arabaları gördü.
Minik oğlum, babası ve babaannesi ile birlikte gündüzleri bol bol gezdi, oyuncakçılara uğradı, kendine oyuncaklar beğendi. hele bir tane fili var ki, çok beğenip eline almış, hiç bırakmamış, Cengiz de mecburen almış. Son günlerde Ateş'in en favori oyuncaklarından biri olan Hot Wheels araba yollarından bir tane daha almışlar, şimdi onda arabalarını çarpıştırıyor. Altta ise, oğlum Ankara sokaklarında Ankara simiti yerken görülüyor. Ateş'in bu haline Cengiz "orman cini" adını taktı, hani çok yeşil olmuş ya...

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Görüşmek üzere...

Birkaç gün sonra Ateş'in Ankara maceralarıyla görüşmek üzere...

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Parti

Cuma gecesi Ateş ilk kez bir partiye gitti. Aslında büyüklere yönelik bir partiydi, ama çocuğunu bırakamayan birkaç aile bizim gibi çocukla geldi. Ateş o gün babasının aldığı mavi bir bahçivan pantolon giydi, acaip sevimli oldu. Kalabalığı hiç yadırgamadı, herkesle iletişim kurdu, herkesin kuruyemişine musallat oldu. Kendi kendine yemek yemeye çalıştı. Ortalıkta dolaştı, müzikle dans etti. Evin çocukları evde olmadığı için onların oyuncaklarıyla rahat rahat oynadı. Yani çoook eğlendi. Uyku zamanı da tabi ki gecikti. Aslında geç saatlere kadar sürmüş parti ama biz tabi 10 gibi döndük. Ateş çok yorulmuş olmalı ki, o gece 18 aydır ilk kez sabah kadar DELİKSİZ UYUDU. Umarım devamı gelir.

Perşembe, Kasım 09, 2006

Ateş Ankara'ya gidiyooooor...

Gelecek hafta (umarım bir aksilik çıkmazsa) Ankara'ya gidiyoruz. Benim katılmak istediğim 3 günlük bir toplantı var, hem de mezun olduğum okulda. Hep birlikte gideceğiz. Uçak biletlerimiz hazır. .......... gidip direk uçuşla Ankara'ya gideceğiz. Tabi bir aksilik çıkmazsa. Hep birlikte gitmemizin nedeni; 1. Ben Ateş'ten ayrılamıyorum, 2. Ateş'i babaanneme ve halalarıma göstermek istiyorum. Hala tanışamadılar. Babaannem 3,5 yıldır felçli ve 2 halam ona bakıyorlar. Bu nedenle bir yere de pek gidemiyorlar. Babaannemle aram hep çok iyi olmuştur. Öğrenciyken onun evinde kaldım. Hep çocuğum olmasını istemişti, ben de ona hiç umutlanma derdim. Neyse, inşallah bu sefer buluşabiliriz. Ben de Ankara'yı çok özledim.
Bu sabah mutfaktan salona doğru yaramazlık yapmaya giderken Ateş'in hali böyleydi. Artık arkadaşın terlikleri var. Dün akşam Hamdiye ablası eve giderken arkasından ağladı. Ben de demek ki iyi oynuyorlar ben yokken diye mutlu oldum. Şu aşağıda fotoğrafı olan Playskool'un patates amca, havuç teyze ve mısır amcası var ya, gerçekten güzel oyuncaklar. Ateş hepsinin yüzünü, şapkasını, ayakkabılarını falan ayırdedebiliyor. İki gün önce havuç teyzenin yüzünü taktı, sonra bir baktı ki ters takmış, gözler aşağıda. Özenle çıkarıp yeniden düz taktı. Çok hoşuma gitti. Ayrıca bir süredir kitaplarının da düz mü ters mi durduğunu anlıyor. Kitap tersse hemen çeviriyor. Arabaların önünü arkasını ise aylardır ayırdediyor.

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Yağmurluk ve Kent Ormanı

Haftasonunu şöyle geçirdik: Cumartesi öğleden önce market alışverişi, öğle uykusundan sonra pantolon ve balık alışverişi ile geçti. Her hafta mutlaka balık alıyoruz. Evde benden başka herkes balığı çok seviyor. Akşama da Kaan'ı annesinin evinden alıp evimize döndük. Bu alışverişler sırasında Ateş'in üzerinde teyzesinin aldığı mavi yağmurluk vardı. Bu nedenle ilk 2 fotoğrafı teyzemiz için koyduk. Üsttekinde Ateş, apartman görevlisi Mehmet Bey'le (bizimki ona dede diyor) muhabbet ediyor. Alttakinde ise asansöre binmek üzereyken elindeki anne panda (bu günlerde pek kıymetli, bir de onun küçüğü var, o da bebek panda) ile birlikte babasına güzelce sarılmış.
Pazar günü ise Kent Ormanı'na gittik. Evimizden yaklaşık 20 dakika uzaklıkta, oldukça güzel bir ormanmış burası ve 2003'te açılmış. Ama hayrettir ki, biz ilk kez geçen hafta Ayşe ve Yavuz'dan duyduk. Bu hafta da hemen gezelim dedik.

Çok güzel yürüyüş yolları vardı ormanda. Cengiz, kucağında bir oğlu, elinde öbür oğluyla önden gitti. Ormanda oyun alanları...

...üzerinde kitap okumak ister misin yazan ağaç evler (fotoğraf makinesine Kaan hep böyle pozlar veriyor)...

..antik su sarnıçları vardı.

Çocuklar eğlendiler, temiz hava aldılar. Hatta evden çıkmadan önce oldukça huzursuz olan ve herşeye ağlayan Ateş'in morali düzeldi ve gülüp eğlenmeye başladı.

Kaan'ı da nihayet bir ara düzgün poz verirken yakalayabildim.


Akşam da Ateş'le evimizin önündeki dalgaları seyrettik. yaz boyu çok sakin görmeye alıştığı denizi bu kadar dalgalı ve gürültülü görmek Ateş'i çok şaşırttı. Bir haftasonu da böyle bitti...

Perşembe, Kasım 02, 2006

Hastalıklar başladı, sel tehlikesi devam ediyor

Epeydir hastalanmamıştı Ateş, 2 gündür biraz hasta. Ateşi çıkıyor. Neyse ki çok yükselen ve çok inatçı bir ateş değil bu sefer. Burnu da akıyor ve iştah tabi ki çok azaldı. Yukardaki fotoğrafta babasıyla birlikte "bu bez hep popoya takılıyor, acaba şapka olarak nasıl dururdu" sorusuna yanıt aradılar. Sabah uykudan kalktığında hep böyle gözleri şiş oluyor benim gibi.

Burda çocuk ailesini taklit eder sözünü kanıtlıyoruz. Biz ona ne yapıyorsak o da köpeklerine yapıyor, köpeğinin ateşini ölçüyor.

Dün Mersin'deki sel tehlikesiyle birlikte çocuğumun evde bakılacak kadar küçük olmasının değerini anladım. Ben Ateş'in evde güvende olduğunu bildiğimden gayet rahattım. Her koşulda eve ulaşabileceğimi biliyordum. Ama birçok arkadaşım servisle okuldan gelecek çocukları için büyük korkular yaşadılar, neyse ki dünü problemsiz atlattık. Dünkü göz gözü görmeyen inanılmaz havadan sonra bu sabah Mersin'i görseniz inanamazsınız. Sanki yaz aylarındayız. Güneş gözlüğü takacak boyutta güneş var. Kısa kollu tişörtlerle gezilebilir. Gökyüzü masmavi, ama yarın yeni bir sel tehlikesi başlıyormuş.


Bugün son olarak evlilik yıldönümümüzden bahsedeyim. Dün evlilik yıldönümümüzdü. Ateş doğduğundan beri ilk kez gece (pazar gecesi) dışarı çıktık. Arkadaşlarımızla yemek yedik, bowling, langırt vs. oynadık, çok eğlendik. Ateş de babaannesi ve Hamdiye ablasıyla beraber evde kaldı, hiç problem çıkarmamış. Onları "hıaaa" diyerek korkutmuş bol bol. Pastayı dün akşam Cengiz'in kardeşi Yavuz ve eşi Banu (evet evet iki kardeş Banu isminde kızlarla evlenmişler) getirdiler, tabi ki (diyete rağmen) yedim. Ateş de mumları üflemeye çalıştı, ama yine başaramadı. Umarım 2. doğumgününe kadar mum üflemeyi öğrenir.

Salı, Ekim 31, 2006

Oyun

Dün akşam Ateş ve babası, gördüğünüz futbol oyunuyla oynayarak çok eğlendiler. İkisi de top atma yerine toplarını koyuyorlar. Sonra biiir, ikiiii, üç deyip topları fırlatıyorlar. En sonunda da heyyyy diye sevinip el çırpıyorlar. O kadar güldüm ki fotoğrafı çekmeye çalışırken. Tabi video kaydı da yaptım. Yakında yine bir karışık video hazırlarım belki.
Ateş'in bizi korkutma oyunu tüm hızıyla devam ediyor. Dün işten eve döndüğümde koşarak bir dolabın yanına saklandı, ben de "Ateeeeş, oğlum nerdesin?" diye salona girdim. Saklandığı yerden çıkıp yine "hıaaaaaa" diye beni korkuttu ve bu arada gülmekten öldü.
Salonun balkonuna çim halı aldık, dün akşam geldi. Ateş bu haliyle balkonu çok sevdi, ama tabii çok tehlikeli, her az gözümüzün önünde olması lazım. İster istemez paranoyak oldum. Dün sabah Figen'le telefonda konuşurken Ateş'le ilgili bazı paranoyalarımı anlattım. O da bunun her annede olacağını ve normal annelik paranoyaları olduğunu söyledi, rahatladım.

Cuma, Ekim 27, 2006

Bayram Tatili

Bayram tatilinde Pelin (kardeşim) geldi. Ateş'i çok çok özlemiş, çok büyümüş gördü. Ateş'e de "teyze nerde" diye sorunca tabi hemen gösteriyor. Ateş ilk bayram harçlığını dedesinden aldı ve çok iyi değerlendirerek kendine bir salıncak aldı. Her parka gittiğimizde salıncak en çok ilgisini çeken şey oluyordu ve 1 saat sallasan yine de inmek istemiyordu. Neyse artık kendi salıncağı var. Keyifle sallanıyor, bazen de sallanırken bişeyler yiyor.

Salı günü Didemlerin bahçesinde piknik yaptık. Çok eğlenceli oldu. Ateş çimlerin üstünde koştu, düştü, kedileri kovaladı (ama sevmek için), kedileri besledi, sallandı. Bu arada Didem'in kızları da 7-8 haftaya kadar doğmuş olacaklar. Onlar 2006 bebeği olacakları için Ateş'le aralarındaki 18-19 ay ilerde hiç farkedilmeyecek, ama şimdi kızlar için Ateş "Gulliver Devler Ülkesinde" gibi olacak.

Teyzemiz çarşamba akşamı gitti. Hatta perşembe sabahı evine bile uğrayamadan işine gitmek zorunda kaldı.

Bu fotoğrafı bu sabah çektim. Arkadaşın çadır evi var. Penceresinden çıkıp bizi korkutuyor. "Ateş hadi anneyi korkut" diyince hıaaaa gibi bir ses çıkarıyor ve yüzünü şekilden şekile sokuyor. Çok çok komik oluyor.

Çarşamba, Ekim 18, 2006

Saklambaç


Bu sıralarda saklambaç oynamaya başladık. Çok seviyor. Perdenin arkasına ya da yatakodasının kapısının arkasına saklanıyor. Ben "aaa, Ateş nerde, kayboldu mu yoksa" diyorum, o da sırıtarak çıkıyor, "işte burdaymıııış" diye ona sarılıyorum. Kahkahalar atıyor. Eğer kapının arkasına saklanmışsa ve ben bir süre gitmemişsem ordan bağırarak beni çağırıyor.
Sonunda onun ağız tadına uygun köfte yapmayı başardım sanırım. 2 gündür severek kendi elleriyle köfte yiyor. Artık yeme miktarını kendi belirliyor, ben pek karışmıyorum.
Bir de anlatmayı çok sevdiğim birşey daha var. "Ateş'in annesi nerde" diye sorunca beni gösteriyor (uzun zamandır gösteriyor zaten). "Peki o kimin annesi" diye sorunca da yüzünde gülümseme ve gurur ifadesiyle pat pat kendine vuruyor, bayılıyorum o ifadeye. Onun annesi olduğum için çoooooook mutluyum.
Bu arada babayla verdiği poz dün akşamdan.

Pazartesi, Ekim 16, 2006

Mont

Cuma akşamı Cengiz kongreden döndü. 4 günlük ayrılıktan ve her telefonda söylenen "baba, baba" sözlerinden sonra koşarak kucağına atılacağını zannettim. Ama meğerse bizimki babasına tepki koymuş. O akşam hiç yanaşmadı, kucağına gitmedi, hatta babasının ona aldığı motosiklet montunu hiçbir şekilde giymedi, ama ertesi sabah gidip onu öperek uyandırdı.
Aşağıda ertesi gün giymeyi kabul ettiği montun önden;


yandan;

ve arkadan çekilmiş fotoğraflarını bulacaksınız.

Tabii altında pijaması olduğu için biraz altı kaval, üstü şişhane oldu, ama olsun. O aynada kendini yine de beğendi.

Çarşamba, Ekim 11, 2006

Çamaşır Makinesi Nasıl Bişey?

Çamaşır makinesinde minik arabaların yıkanması yetmemiş, bir de kafasını yıkayacak herhalde...


Salı, Ekim 10, 2006

İlk Berber

Bugüne kadar hep Cengiz kesmişti Ateş'in saçlarını. Artık berbere götürme zamanı geldiğine karar verdik. Berber Hasan'a gittik.İlkönce biraz huzursuz oldu.
Sonra yavaş yavaş alıştı.
Bütün yüzü kırpık kırpık tüy içinde kaldı.Eve dönüp banyo yaptığımızda ise bu nefis görüntü çıktı ortaya.

Cuma, Ekim 06, 2006

Serada


İki gün önce babaannemizle birlikte seraya gittik. Evimize minik bir çam aldık. Ateş çiçekleri inceledi.
ÇOK ÖNEMLİ NOT: Ateş bebekken Cengiz,"birgün kendi kendine uyanıp yataktan inip yanımıza gelecek" diyordu da bana o günler çoooook uzak görünüyordu. Değilmiş. Ateş iki gün önce gündüz uykusundan uyanıp, yataktan inip salona yanıma geldi. Bayıldım. Şiş gözlü minik yaratık ağlamadan kendi kendine yanıma geldi.

Çarşamba, Ekim 04, 2006

İzin Haftası



Gerçekten evde sürekli çocuk bakarak blog yazmak ve diğer blogları izlemek çok zormuş. Sürekli yapanları tebrik ve takdir ediyorum. Bu hafta izinliyim. Özel bir nedeni yok. İznim vardı ve Ateş'le evde başbaşa vakit geçirmek istedim. Gayet güzel eğleniyoruz birlikte. Perdenin arkasına saklanmaca, birbirinden top kaçırmaca, altalta üstüste boğuşmaca gibi oyunlarımız var. Bir de eğlence olsun diye beni ısırıyor eşek sıpası. Kızıyorum ama anlamazlıktan geliyor.
Neyse, şimdi uyudu, ben de hemen sabah çektiğim fotoğrafları ekleyim dedim. Arkadaş kendi kendine el yıkamayı öğreniyor. Bir de aynadan kendini seyretmiyor mu bayılıyorum.
Günün Haberi: Bayram tatilinde teyzemiz geliyor. Heyooo. Gerçi en çok Ateş'i özledi biliyorum ama olsun. Umarım iyi vakit geçiririz.

Pazar, Ekim 01, 2006

Hayvanat Bahçesinde

İlk olarak ördekler ve kuğular vardı.
Çeşitli kuşlar incelendi.

Ateş'in "Resimli Hayvanlar Sözlüğü" kitabı hepimiz için kılavuz oldu.

Timsahlar,

Devekuşu kafesi,

Kaplan, ayı, deve, midilli, maymunlar ve lama dikkatle incelendi ama

Ateş'ten en büyük ilgiyi akvaryumlar gördü.


Ateş'in 2. hayvanat bahçesi gezisi olmasına rağmen ilkinde birkaç aylık bebek olduğu için ilk sayılır. Hoş olan şeylerden biri Ateş'in kaplan ve aslan görünce "hıaaavv" gibi bir ses çıkarması.

Lilypie Kids Birthday tickers