Geçen cumartesi Cengiz bir toplantı için şehir dışında olduğundan biz Ateş'le yalnızdık. Güzel bir kahvaltıdan sonra öğleye doğru dışarıya çıktık. Yürüyerek çevrede dolaştık. Dükkanlara baktık, çocukları izledik, yakınımızda olduğu halde her nasılsa hiç görmediğimiz bir oyun parkına gittik, kafamıza göre alışveriş yaptık. Alışveriş torbamızda çok büyük bir kutu şeker, birkaç paket bisküvi, birkaç tane eticin vardı. Bir dükkanın önünde -Ateş'in söylediğine göre- göbüşü acıktığı için sürekli bağıran çok sevimli bir kuzu gördük. Yine yürüyerek eve döndük. Apartmana girdiğimizde görevli, hem Ateş için hem de benim için internetten sipariş verdiğimiz kitapların geldiğini söyledi. Kitaplarımızı alarak eve girdik. Öğle yemeği yedik. Yemek arasında dayanamayarak bisküvilerinden de yedi. Bu arada yeni kitaplarımızı inceledik. Yemeğin sonunda Ateş "anne, ne güzel bi gün geçiydik, di mi?" dedi. Pazar günü de Bilge-Deniz'lerle birlikte biraz uzakta bir yere kahvaltıya gittik. Gittiğimiz yer popüler bir köy eviydi. Bahçesinde hamaklar vardı. Ateş hamakta sallandı, bahçedeki horoz ve tavukları inceledi. Çevrede bol bol koştu. Üstelik koşarken artık beni peşinde istemiyor. "Sen geyme, ben tek gidicem" diyor.
Salı akşamı Ateş'in amcasının eşinin doğumgünü nedeniyle yemeğe gittik (yakında Ateş'in kuzeni doğacak). Gittiğimiz yerde bir anne Haski ve "yavyuyayı" vardı. Ateş onları çok çok sevdi, rahat rahat okşadı. Onlar da kendilerini Ateş'e sevdirmek için peşinden ayrılmadılar. Giderken Ateş, "yine buyaya geyeyim" dedi.
