Epeydir yazı yazamadım, ama durumlar iyi. Demir tedavisine başladık, Ateş'in iştahında artma gördük. Bu durum çok kötü bir kısır döngü oluşturuyor aslında. Yemedikçe anemisi derinleşiyor, anemi ilerledikçe iştahı azalıyor ve yemiyor. Neyse, umarım bu döngüyü kırmışızdır. Çünkü bu durum beni çok rahatsız etti. Şimdi akşam yemeklerinden sonra ilacını alıyor. İlaçtan hemen sonra dişlerini temizlememiz gerekiyor, çünkü dişlerini boyuyormuş. Aslında yemekten 1-1.5 saat önce veriliyor ilaç, ama ilk akşam Ateş'te şiddetli bir karın ağrısına neden olduğu için yemeklerle birlikte vermeye başladık. Şimdilik problemimiz yok. Akşam yemeklerinde özellikle demir ağırlıklı yemek hazırlamaya çalışıyorum. Kalsiyumla demiri zaten hep birarada vermemeye gayret ettim. Şimdi de ayrı ayrı vermeye çalışıyorum.
Ateş'in keyfi yerinde. Okulda çok eğlendiğini söylüyor hep. Zaten onu almaya gittiğimde de bana heyecanla birşeyler anlatıyor. Yine de cuma olup da eve döndüğümüzde "iki gün tatil var, oleyyyy" diye bağırıp seviniyor. Sanki giderek tatlılaşıyor. Acaip tatlı bişey oldu, konuşması, şarkılar söylemesi beni bitiriyor. Çok güzel sohbet edebiliyoruz. Çocuğun bebeklik aşamasından ziyade, karşılıklı konuşup anlaşabildiğimiz bu dönemlerini daha çok sevdim ben. Çok güzel ve çok rahat muhabbet edebiliyoruz.
Zaman çok çabuk geçiyor. Kreşteki (bizim deyimimizle oyun okulundaki) ilk yılını tamamlamak üzere Ateş. Bazen büyümesini hiç istemiyorum. O kadar tatlı, o kadar akıllı ki. Haftasonu bana bir dolu balık çizdi Ateş. Fotoğraflarını çektim. Bir sonraki yazıda ekleyeceğim. Herbiri birbirinden güzel.
Ateş'in evden çıkmama isteğinin bir sebebi, dönüşte elini yıkamak istememesiymiş. Bu benden kaynaklanıyor. Dışarıan dönünce elimizi yıkamamız gerektiğini hep ben söylüyordum. Şimdi bunu askıya aldık. Bir süreliğine de olsa, dışarıya daha kolay çıkmasını sağlayacaksa, bu işten vazgeçeceğiz.
