Salı, Eylül 14, 2010

Serbis

Ateş son aylara kadar okul servislerine "serbis" dedi hep. Düzelttik, düzelttik, ancak son günlerde servis demeye başladı. Neyse, önemli olan bu değil. Ateş bu sabah hayatında ilk kez servisle gitti okula. Okul taşındığı için, zaten geç hazırlanan Ateş'i bırakıp işe dönmek benim daha da geç kalmama sebep olacağı için (son 2 yıldır zaten hep geç geliyorum), hem de servisle gitmeye alışsın diye servise verdik. Sabah 7.00'de yatağında öperek ve komik bir Felaket Henry okuyarak uyandırdım Ateş'i. Sonra kahvaltısını yaparken de iki Tom ve Jerry bölümü seyretti. Bunlar bittiğinde Ramazan amcası aradı, Ateş, babası ve ben birlikte indik aşağıya. Ateş'i bindirdik. Yanını boş bıraktı Ramazan amcası, Koza ile Ateş yanyana oturacakmış. Bizimki mutlu mutlu gitti. Ama olan yine bana oldu. Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Cengiz işe giderken benimle dalga geçti burda bile ağladığım için. Ağlayarak apartmana girdiğimde apartman görevlisi Mehmet Dede (Ateş küçükken ona böyle derdi, şimdi biz de böyle isimlendiriyoruz) de güldü bana, "alışırsın, ağlama" diye teselli etti. Tekrar eve çıktım, evde tek başıma hazırlandım, mahsun mahsun işe gittim. Okulu aradım, bizimki mutlu mesut arkadaşlarıyla oynuyormuş. Zaten onun için değil, yine benim için travma oldu bu iş. Akşam konuşacağız, kendi memnunsa servisle gitmeye devam edecek, yoksa eskiye döneceğiz. Her koşulda akşamları ben alacağım. Servis olayımız böyle...
Dün sabah Ateş'i okula bıraktığımda öğretmeni Cem'in Ateş'i sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Ateş de Cem'i çok özlediğini söylüyordu zaten. Tam o sırada karşılaştılar, birbirlerine öyle bir sarıldılar ki inanamadım. Ateş'in kendi hayatı, kendi ortamı, kendi arkadaşları olmasına bayılıyorum.
Lilypie Kids Birthday tickers