Bu sıralarda çooook yaramaz. Ama o kadar tatlı ki, insan sabrediyor, toleransının son sınırına geliyor. Fakat O, bu sabrın da sonunu deliyor, o zaman ben çığlık çığlığa bağıran manyak bir kadına dönüşüyorum. Sonra O uyuyunca ya da okuldayken beni pişmanlık duyguları ve vicdan azabı sarıyor. Bir daha ne yaparsa yapsın, hiç kızmayacağım, diyorum. Sonra öyle anormal birşey yapıyor ki, kendimi yine çığlık atarken buluyorum. Galiba sınırlarını genişletmeye çalışıyor. Çok da inatçı. Başka birşeyle tehdit etmek hiç işe yaramıyor. Yapma dersem mutlaka yapıyor.
Dün gece yatmak üzereyken dişini fırçalaması için banyoya çağırdım, yaklaşık 1000 kere. En sonunda geldi, ama aynada yüzüne garip şekiller vererek kendini seyretti bir süre. Şımarıklık yaptı, fırçalamadı. Önce sakince sebebini anlattım, hemen fırçalamamız ve yatmamız lazım, yatma saatimizi geçirdik, sabah uyanamıyorsun, uykun bitmiyor vs. vs. Ama hiiiiç oralı bile olmadı. Babası uyardı, biraz daha devam ederse benden fırça yiyeceğini söyledi, ama oralı bile olmadı. En sonunda fırçayı yedi. Ayrıca dişini fırçalamasına izin vermedim (nasıl bir cezaysa!), bir de okuyacağım iki felaket Henry'yi de okumadım. Saat zaten çok geç olmuştu. Felaket Henry'nin anne babası ona kötü cezalar veriyorlar, 1 ay televizyon yok ya da 1 hafta harçlık yok, gibi. Ateş bu durumlarda felaket Henry'nin anne-babasına kızıyor, çok acımasız olduklarını düşünüyor. "Böyle de ceza olmaz ki" diyor. Bakalım ben de kendisine artık bazı cezalar vereceğim. Dün akşam madem dişlerini uzuuuun süre fırçalamadı, hiç fırçalayamayacak. Felaket Henry okunmayacak, vs. Bu tip cezalar Ateş'de ceza etkisi uyandırıyor.
Böyle bir dönemden geçiyoruz.
