İzmir'den ayrılıp Çeşme'ye gittik Figenler'in yanına. Figen'in oğlu Sarp'la Ateş tabi hemen oyunlara başladılar. Çeşme'de boool bol yemek yedik (kumru, dost pide vb). Ertesi gün Belgin de bize katıldı ve 5 kişilik bir ekip olduk. O gün denizde vakit geçirdik. Ateş hayatının en bol midye dolmasını yedi. Ertesi gün önceden planladığımız şekilde Sakız Adası'na gittik. Deniz otobüsüyle hızlıca vardık. Orda günlük bir tura katıldık. Rehberimiz yıllardır orda yaşayan bir Türk'tü. Önce Mesta köyüne gittik. 1400'lü yıllardan bugüne gelen taş evler, daracık taştan sokakları ile çok güzel bir yerdi. Sonra deniz kıyısında salaş bir balık lokantasında öğle yemeğimizi yedik. Ateş barbun yedi, ızgara pişirilmiş kalamarı da çok beğendi. Ayrıca vantuzlarıyla pişirilmiş ahtapot da nefisti. Sonra Pyrgi kasabasına gittik. Burası evlerin üstündeki (sıva ve kirecin oyulmasıyla yapılan) geometrik desenleriyle ünlü ve UNESCO korumasına alınan bir kasabaydı. Çok ilginçti. Bu arada otobüsle yolculuk yaparken etrafımız tamamen sakız ve daha az olarak da zeytin ağaçlarıyla kaplıydı. Bir sonraki durağımız turistlere göstermek amacıyla ayrılmış sakız ağaçlarıydı. Rehberimiz aktif olarak o işi yaptığı için bize hepsini ayrıntılarıyla anlattı. Sakız ağacını önce çizdiklerini, içinden sakız damladığını ve sonra katılaşan sakızın toplandığını öğrendik. Hatta damlayan sakızı gözümüzle de gördük. Sonra limana döndük ve biraz etrafta dolaştık. Aynı deniz otobüsüyle Çeşme'ye döndük.
Bir sonraki günü öğlene kadar evde geçirdik. Kızma birader oynadık bol bol. Figen, Sarp, Ateş ve ben biraraya geldiğimizde bu oyunu oynamak klasikleşti artık. Çocuklar çok eğleniyorlar. Öğleden sonra hep birlikte çıkıp deniz kenarında son bir kumru daha yedikten sonra Ateş'le ben dönüş yolculuğuna çıktık. İzmir havaalanına ve sonrasında da evimize döndük. Bir macera daha böyle sona erdi.
