Salı, Mayıs 20, 2008

Deniz ve Süt

İşte bugünden bir fotoğraf. Gerçi ben ancak Ateş'le birlikte uyuyakaldıktan sonra bu saatte ekliyebiliyorum ama aslında 19 Mayıstan bu fotoğraf. Cumartesi lunapark ziyaretimizi yaptık. Pazar günü öğlen deniz kıyısına gittik, yaz gelince her haftasonu yaptığımız gibi. Hava çok sıcaktı, ama deniz soğuktu. Yine de bu durum Ateş'in denize girmesini engellemedi. Denize girmeyi, kumda oynamayı çok özlemiş. Sabah uyanır uyanmaz kuma koştu. Bugün öğleden sonra döndük.
Son birkaç gündür süt içmeyi çok azalttı Ateş. Sütü çok çok seviyordu, hiç nasıl süt içireceğim diye bir derdim olmadı. Günde 700-1000 ml arası süt içiyordu, bir kez öğle uykusundan, bir kez de gece uykusundan önce. 330 ml'lik biberonuyla içiyordu. Bu durumdan çooook memnundum. Ama son zamanlarda gece sütünü kendi kendine kesti. Biberonunu görünce kendini yatmaya zorunlu hissediyor ve sütü istemiyor. Öğle uykusundan önce ablası verince içiyormuş. Son 3 gündür öğle uykusu yolda geçtiği için onu da içmedi. Aslında günde 300-350 ml içse yeterli, umarım ondan da vazgeçmez. Bardakla teklif ediyoruz artık.
Bugünün (yani 19 Mayısın) ne olduğunu konuştuk Ateş'le. Sürekli Atatürk neden ölmüş, hastalanınca niye doktora gitmemiş, diye sorular sordu.
Hala sürekli araba konuşturuyoruz, değişen birşey yok.

Cuma, Mayıs 16, 2008

Şarkılar

Ateş şarkı söylemeye başladı. Benim ya da ablasının söylediği çocuk şarkılarını gayet güzel bir şekilde söyleyebiliyor. Beni en çok şaşırtan ise, henüz bebekken O'na bazen söylediğim, bazen dinlettiğim bir ninniyi şimdi kendi kendine söylüyor olması. O ninniyi uzun zamandır kimse söylemiyor ama demek ki, henüz konuşamıyorken bile herşeyi kaydediyormuş. Ninninin sözlerinden bazıları şöyle:
"Dağda tavşanlar uyudu,
Evde koşanlar uyudu,
Uyu bebeğim, benim güzel meleğim"

Perşembe, Mayıs 15, 2008

Ayak Parmağıyla Neler Yapılır?

Ateş, Ozan'ın doğumgününde çok eğlendi. Hatta eve dönmek bile istemedi. Diğer konuklarla ve çocuklarla sohbet etti, oyun oynadı. 8 yaşındaki Övgü'ye yaşını sordu, sonra "9 yaşına gelince ben seni geçicem" dedi. Bu arada Övgü hep 8'de kalacak tabi. Sonra Ayça'yla araba sohbeti yaptılar. Ayça "bizim evde tam 500 araba var" deyince bizimki "bizde de tam 510 tane ayaba vay" diyerek üste çıkmış oldu. Döndüğümüzde "ben de doğumgünü istiyoyum" dedi. Biz de zaten çooook yaklaşan doğumgünü için parti planlarımızı yaptık. Birkaç hafta önce de Can'ın doğumgününe gitmiştik. Yine hediyeyi Ateş seçmişti, ama çok beğendiği için kendine de bir tane almıştı. Orda İdil ve Can'la güzel güzel oynadı. Hatta bir ara bizi tümüyle unutup üst kata çocukların odasına çıktı.
Dün akşam Ateş'in yardımıyla alttaki bonibonlu kurabiyelerden yaptık. Tarifi şurdan aldım. Sonuç çok güzel oldu. Yine dün akşam Ateş ayak parmaklarıyla bir ilki gerçekleştirdi. Baktık ki ayak başparmağını gözüne sokmaya çalışıyor, "oğlum napıyosun" diye müdahale ettik. "Çapak çıkayıyoyuuuum" yanıtı geldi.

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

Haftasonu

Güzel geçti haftasonumuz. Cumartesi önce evimizin yakınındaki oyun parkına gittik, bol bol akülü arabalara ve trene bindi Ateş. Sonra hamburgerciye, sonra da kirpili oyun parkına gittik. Kirpili oyun parkı, bizim üniversitenin sosyal tesislerindeki oyun parkı. Birkaç hafta önce gittiğimizde bir kirpi görmüştük, adı öyle kaldı. Bu sefer Ateş, arkadaşı İpek'le karşılaştı. Birlikte oynuyorlardı ki, İpek'in gitme vakti geldi. Oyun parkında kendi halinde öğle uykusunu uyuyan bir köpek vardı, Ateş de ben de zaten hiç korkmayız, yanımızda uyumaya devam etti köpek. Fakat bir süre sonra başka bir yerden muhtemelen uyuyan köpeğin arkadaşları hırlayarak ve havlayarak bizim olduğumuz yere koşmaya başladılar. Ateş'i kucağıma aldığım gibi yokuşlardan tırmanıp yola çıkarak kaçtık. Bizimle değildi işleri, ama yine de hırlayarak gelince korktum. Bu yorucu günün ikinci yarısında Ateş, 15.30 gibi arabada daldığı öğle uykusundan 18.00 gibi uyandı ve gece cin gibi oturdu.
Pazar günü Ateş'in müstakbel kuzeniyle (Toprak Efe) babaannemizi ziyaret ettik. Sonra bugün Ozan'ın doğumgününe gideceğimiz için hediye alışverişine gittik. Ateş tamamiyle kendi insiyatifiyle resimdeki Monopoly Jr'ı seçti. Kendisinin de var, abisinden kalmıştı. Zar atarak tam kurallara uygun olmasa da oynuyoruz. Sonra da Bilge ve Deniz'lerin bahçesine gittik. Bizimki yine denize taş attı, ufak bir tepenin üstünden defalarca yuvarlanarak indi. Ağzının içine kadar her tarafı toprak oldu. Sabah ablasına nasıl yuvarlandığını gülerek anlatıyordu. Neyse güzel bir banyo ve yemekten sonra öğle uykusu uyumadığı için erkenden uyudu. Bana da biraz TV seyredecek, biraz internette dolaşacak zaman kaldı.

Cuma, Mayıs 09, 2008

Dün Akşam ve Bu Sabah

Bu arabayı dün akşam Ateş'le birlikte yaptık. Yaparken yeşil ve kırmızı mercimekle kuskus kullandık. İşin başına çok zor oturttum Ateş'i. Arabalarından ayrılmak istemedi. Aktivitemiz biter bitmez de yeniden arabalarına döndü. Aşağıdaki fotoğraf da bu sabahki otopark ve tamir oyunumuzdan. Luici ve Guido tamirciler. Bozuk olan ya da lastiği patlamış arabaları çok hızlı bir şekilde onarıyorlar. Bu arada ben de Mater'ı konuşturuyorum. Hem elimle Mater'ı hareket ettirmem, hem de konuşturmam gerekiyor. Format böyle.Son fotoğraf geçen cumartesiden. Şimdiden top toplayıcılığına başladı, umarım ilerde tenis oynamayı da çok sever.

Çarşamba, Mayıs 07, 2008

Son günler...

Son iki pazar günümüzü deniz kıyısında geçirdik. Ateş için çok iyi oldu, açık havada dolaştı, kumlarla oynadı. Ayaklarını, hatta bacaklarını denize soktu. Akülü arabasıyla gezdi. Yani iyi vakit geçirdi. Daha uzun süreli gelebileceğimiz zamanları sabırsızlıkla bekliyoruz. Geçen cumartesi ise, lunapark gezisiyle işe başladık. Elma kurdu, küçük uçaklar, tren, atlı karıncaya bindik. Sonrasında ise oyun parkına gittik, Ateş bol bol bisiklet sürdü.
Ateş dün sabah uyandığında babasına şu rüyasını anlattı: Beş tane çocuk varmış, dev gibi bir kurabiyeyi yiyorlarmış ama çatalla yiyorlarmış. Kurabiyenin üstündeki delikler (babaannesinin en son yaptığı kurabiyenin üstünde çatalla yapılmış delikler var da) kocamanmış. Çocuklardan birinin adı dudak, diğerinin adı iki gözmüş. Bir başkasının adı canavarmış. Diğer iki çocuğun isimleri ise, çocuk saçı ve vatozmuş. İsimlere bakar mısınız? Bir de bunları anlatmasını seyretmek lazım. Nasıl bir heyecanla ve elleriyle tarif ederek anlatıyor ki, çoook tatlı oluyor.
Bir diğer yazmak istediğim şey de evdeki oyunlarımız. Hala ve hala bıkmadan usanmadan arabalarıyla oynuyor. Hala Şimşek McOuenn arabaları çok gözde. Hatta yatağı için ona, üzerinde Şimşek McOuenn ve Porsche Sally olan bir nevresim takımı aldım. Bayılarak yatıyor. Bir de herşeyi konuşturma oyunlarımız var. Arabaları ve peluş hayvanları konuşturarak oyun oynuyoruz. Biraz susarsak, hemen "hadi konuştuy" diye uyarı alıyoruz. Biraz dağınık oldu, ama son günler böyle geçti.

Salı, Mayıs 06, 2008

Fıkra

Oğlumun kendi başına anlattığı ilk fıkra şöyle:
"Adam papağancıya gitmiş. Papağan napay demiş. Papağancı da biy ayağından çekeysen meyaba dey, öbüy ayağından çekeysen güye güye dey demiş. Adam da peki iki ayağından da çekeysen noluy demiş. Papağan da düşeyim sayak demiş."
Bunu tane tane, hiç kelime atlamadan ve olağanüstü güzellikte anlatıyor. Ben de anlatırken kameraya kaydetmek istiyorum. Tabi her zaman keyfi olmuyor. Ben kamerayı getirince anlatmıyor. Ama herhangi bir zamanda isteyince güzel güzel anlatabiliyor. Umarım kaydedebilirim.
Lilypie Kids Birthday tickers