Cuma, Mayıs 07, 2010

İlk Kalıcı Diş, Hayvanat Bahçesi ve Anneler Günü

Üç konu birarada. Ateşkonun yaklaşık 3 hafta önce ilk kalıcı dişi çıktı. Bir akşamüstü üst çenede bir dişetinden şikayetçi oldu. Ağzına baktığımızda orda fazladan bir diş çıktığını farkettik. Önceden saymıştım. Süt dişlerinin 20 tane olması gerekiyor ve Ateş'in 20 tane vardı. O akşam sayınca 21 olduğunu gördüm. Zaten ilk çıkan kalıcı dişler azı dişleri oluyormuş. Bir aşama daha büyüdü gibi geliyor bana. Önümüzdeki aylarda herhalde ön dişleri sallanıp düşmeye başlayacak.
İkinci konumuz geçen haftasonu gittiğimiz Gaziantep H.ayvanat B.ahçesi. Uzuuun süredir gitmek istiyorduk. Nihayet gitmeyi başardık. Şanssızlık eseri bol yağmurlu bir haftasonu olduğu, yolda inanılmaz bir yağmura maruz kaldığımız, hatta lastiğimizin patladığı bir gezi olsa da sonuçtan çok memnun kaldık. Yaklaşık 3 saatte gezdiğimiz hayvanat bahçesi yeşil, temiz ve hayvanlara bol alanın bırakıldığı çok güzel bir hayvanat bahçesiydi. Ayrıca yemekler de tabi ki ilgi alanımıza girdi. Ateş en çok yuvarlama çorbasını sevdi. Hatta bayılmış, öyle diyor. İki tabak yedi. Ben de tarifini aldım. Oğlumun bu kadar sevdiği bir yemeği mutlaka yapmalıyım diye düşündüm. En kısa sürede deneyeceğim.
Son olarak anneler günü. Ateş birkaç gündür okulda bana birşeyler hazırlıyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Bütün ısrarlarıma rağmen söylemiyor, takdir ediyorum. Bu akşamüstü de babasıyla birlikte hediye almaya gittiler. Benim için tamamen kendi iradesiyle iki hediye almış. Bir tişört ve bir ayakkabı. İkisi de inanılmaz güzel. Babası ısrarla ikisini de direk Ateş'in seçtiğini söylüyor. Ateş demek ki, klasik erkekler gibi değil, babası gibi güzel hediye seçen bir erkek olacak. Okulda yaptığı hediyeyi ise pazar günü verecekmiş. Daha önce kesinlikle göstermeyecekmiş. Hediye alışverişi sırasında babasına "Annemin en çok sevdiği şey benim. Üzerinde benim olduğum bir hediye alalım" demiş. Çok doğru, beni hayatta ennnnn çokkkkk mutlu eden şey Ateş. Çok sevdiğim bir adamla evliyim, çok severek yaptığım bir işim var, yine de hiçbir şey beni Ateş kadar mutlu edemez. İyi ki, iyi ki, iyi ki Ateş benim oğlum.

Pazar, Nisan 18, 2010

Futbol

Birkaç saat önce Ateş koridorda futbol oynamak istedi. Ben bir yandan mutfağı toplamaya çalışırken ona "oğlum yorgunum sonra oynayalım" dedim. Ateş de bana "o zaman niye kendini mutfak işleriyle yoruyorsun anne?" dedi. Bu çok haklı söz üzerine işimi bıraktım ve futbola başladık (Zaten mutfaktaki işim çok kısaydı. Ev işini çok az yapıyorum, çoğu şeyi biz okulda/işteyken yapması için ablaya bırakıyorum).
Bu sefer de kaç gol atanın oyunu kazanacağında anlaşamadık. Ateş 40 dedi, ben 20 dedim. Bunun üzerine beyefendi beni şöyle kandırdı: "anne o zaman ikimizin ortası olsun, yani 35".

Perşembe, Nisan 15, 2010

Satranç

Beş-altı gün önce Cengiz Ateş'e satranç öğretmeye karar verdi. Ben "daha küçük öğrenemez" diye karşı çıktım ama o yine de denedi. Sonuç inanılmaz oldu. Ateş satrancı o kadar çok, ama o kadar çok sevdi ki şimdi bizi hiç rahat birakmıyor. Ben satrancı hiç sevmem ama bizimki çok ısrarcı. Günde bir kez oynuyoruz. Bütün taşların hareketini biliyor. Biraz önce babasını "benim şahım sana ne gıcıklık yaptı da yemeye çalışıyorsun" diye azarlıyordu.

Salı, Nisan 13, 2010

Tersini Yap Günü

Uzuuuuuun bir süreden beri bizim evde "tersini yap günü" var. Hani şu Sünger Bob'da olan. Sünger Bob kendisini ve gelecek emlakçıyı rahatsız etmesin diye Squidward'un uydurduğu bir gün. Sünger Bob sürekli olarak konuşuyor, gülüyor falan ya. O da sessiz dursun, hiç konuşmasın diyerek "tersini yap" olayını uyduruyor. Sonra yine gün squidwardun elinde patlıyor ve çok eğlenceli bir bölüm oluyor.
Neyse, Ateş de son zamanlarda herşeyin tersini söylüyor. Herhangi birşeyi isteyip istemediğini sorduğumda "istediğim için istemiyorum!!!" gibi çok garip yanıtlar veriyor. Diyelim ki "x oyunu oynamak istiyor musun" diye soruyorum. "Hayır" diyor. Ben de "tamam" deyip başka bir işe bakıyorum. O sırada "hadi niye oynamıyoruuuuuuz" diye ağlıyor. Bir gün, üç gün, beş gün, artık canıma tak etti. "Oğlum niye herşeyin tersini söylüyorsun" diye kızınca "canım öyle istiyor, bugün tersini yap günü" diyip işin içinden çıkıyor.

Cumartesi, Nisan 10, 2010

Sihirli Okul Otobüsü

Ateş'in yaklaşık son 1 aydır gözdesi olan bir çizgifilm dizisi bu. Bizimki ilk defa "Güneş sistemi ve Yerçekimi" bölümüne ilgi göstererek başladı. Ama sonra bütün bölümleri çok sevdi. İstediği konuları çok güzel öğreten bir dizi bu, biz de çok beğendik.
Her haftasonu yaptığımız gibi bugün de Ateş'i ve abisini gezdirmeye, eğlendirmeye yönelik bir gezi yaptık. Bugünkü gezimiz bir orman pikniği idi. Yere örtümüzü serip, sandviçlerimizi yerken çok eğlendik. Yarın yine uzun bir bisiklet gezisi yapmayı planlıyoruz.
Bugünün bir başka özelliği de yaklaşık 4 yıldan sonra blogun şablonunu değiştirmem oldu. Bir öncekini de seviyordum, bu da sade ve güzel bir şablon bence. Cengiz beğendi, bakalım Ateşkom beğenecek mi?

Salı, Nisan 06, 2010

İlkbahar

Birkaç haftadır fotoğrafları bilgisayarıma aktaramadım, o yüzden bu yazı da fotoğrafsız olacak. Olsun, fotoğraflar nasıl olsa ayrıca duracak, istediğimiz zaman bakarız.
Geçen hafta, yaklaşık 1 hafta süren bir hastalık atlattı Ateş. Özellikle geceleri ateşini ne yapsak düşüremedik. Sürekli c.alpol-i.bufen kullandık. Hatta çişini yaparken yanma olduğunu söylediği için, hayatında 3. kez antibiyotik kullandık (2. kullanımımız çok başarısız geçmişti, antibiyotiğin yan etkisi olarak 1 ay süren ishali olmuştu, o yüzden antibiyotik kullanmaktan çoook korkuyorum. Ama bakteriyel enfeksiyonsa tabi yapacak birşey yok). Neyse bu sefer bir yan etkiyle karşılaşmadık. 1 haftanın sonunda ancak iyileşti. Geçen haftanın 4 günü okula gidemedi, evde kaldı. Evde ablasıyla çok iyi vakit geçirdi, yani bu evde kalma işi ona hediye gibi oldu.
Okul binasının eylülden itibaren taşınacağını öğrendik. Şimdikinden çok daha geniş, güzel, deniz kenarında bir bina. Gezdik, gördük, çok beğendik. Geniş bahçesinde bol bol oyun oynar umarım oğlum. Şimdi eylülü bekliyoruz. Aslında Ateş için çok iyi oldu. Çünkü aynı okulda 3 yıl bulunmaktan sıkılabilirdi. Şimdi öğretmenleri ve arkadaşları değişmeden sadece okul binası değişecek. Gelecek sene bu zamanlar da Ateş'in ilkokul kaydını yaptırmış olacağız. Bir yandan oğlumu sınıfta oturup ders dinlerken düşünemiyorum, bir yandan da çok heyecanlanıyorum.
Genel olarak oğlumun keyfi çok yerinde. Sabahları bizim yatağa gelip keyif yapmaya başladığında bizimle oyunlar oynuyor. Klasik yastık savaşından önce ya da sonra benim kucağıma geliyor, babasına "babaaaa beni kaptırdııııın" diyor. Babası hemen gelip benim elimden alıyor, bizimki kahkahalar atarak bana "anneeeee, beni kaptırdııııın" diyor. Bu iş böylece sürüp gidiyor.
Bir de bu sıralarda futbola kafayı taktık. Koridorda futbol oynuyoruz birlikte, çooook eğleniyoruz. Dışarda uygun ortam bulursak hemen top oynamaya başlıyoruz.
Ateşkonun yeni bir bisikleti var artık. Çünkü birkaç hafta önce bir önceki bisikletine artık sığmadığını gördük. Bacakları dışarıya taşıyordu. Şimdi yepyeni ve süper bir bisikleti oldu.
Şimdilik haberler bu kadar. Mutlaka yazmayı unuttuklarım da olmuştur.

Salı, Mart 23, 2010

Uzuuuuuuun ara

Herhalde 4 yıldır Ateş'in bloguna yazmaya bu kadar uzun ara vermemiştim. Bir türlü yazamadım, ama bu arada hayatımızda sürekli birşeyler oluyor, ve ben yazmadığım herşeyi unutuyorum. Genel olarak -Ateş'in yaramazlıkları dışında- gayet keyifli zaman geçiriyoruz. Evde olduğumuz bütün zamanlar Ateş'e sarılmanın, her tarafını sıkıştırıp öpmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bir sene sonra, yani ilkokula başlayınca (bunu yazmak bile çok tuhaf geliyor, gerçekten zaman çooook hızlı geçiyor, biz ne zaman ilkokul yaşına geldik????) evden çok erken çıkması gerekecek. O koşturmalı günler başlayacak. Şimdi uyanınca yanıma geliyor, bazen tek başıma, bazen babasıyla birlikte Ateş'i öpüp seviyorum. Çünkü sabah mahmurluğuyla kendini çok güzel sevdiriyor. Bazen yastık savaşı yapıyoruz. Sonra birlikte kahvaltı yapıyoruz. Onu okuluna bırakıyorum. İş çıkışı onu almaya gittiğimde ise deli gibi özlemiş oluyorum. Bazen okuldan çıkınca bir huysuzluk başlıyor, bazen kendi kendine, bazen fırçayla bu dönemi atlatıyoruz. Sonra evde yemek ve oyun zamanı başlıyor. Arkasından banyo, kitap okuma ve uyku.
Bu zamanlarımız çok çok kıymetli benim için. Akşamları televizyon seyrederken mutlaka yanyana oturuyoruz, ona sarılıyorum, dizlerimize bir battaniye örtüyoruz ve birlikte seyrediyoruz. İlerde büyüyüp benden uzakta olacağı zamanlar, bu günleri nasıl özleyeceğimi düşünüyorum.
Şu anda arkamdaki masada org çalıyor. Bu sıralarda -gezegen hastalığının yanısıra- müziğe ve notalara da kafayı taktı. Bazı şarkıların notalarını ezbere biliyor (okulda öğrenmiş) ve orgda çok güzel çalıyor. Cengiz bu yönünün tümüyle bana benzediğini, Ateş'in bastığı notaları kendisinin kesinlikle ezbere çalamayacağını ve Ateş'in çıkardığı sesleri çıkaramayacağını söylüyor.
Bir de bu sıralarda legolara kafayı taktı. Kendi kendine değişik oyuncaklar yapıp oynuyor lego parçalarıyla. Ara ara birlikte oynamayı çok sevdiğimiz bazı oyunları çıkarıp tekrar oynuyoruz. Araya zaman girince özlemiş oluyoruz.
Bir kez, 2 kat altımızda oturan Denizler'e gitti kendi başına. Ama genelde kendi başına gitmek istemiyor. Zorlamıyorum, ama ara ara tek başına gitmesini destekliyorum.
Neyse, şimdilik durumlar böyle. Bir daha bu kadar uzun ara vermek yok.
Lilypie Kids Birthday tickers