Baştan söyleyim, hiçbirşeyi yokmuş Ateş'in çok şükür. Çok kötü bir hafta geçirdik ama olsun, önemli olan sonuç ve sonuç gayet normalmiş. Yaklaşık 1 haftadır Ateş'te belirgin bir çok su içme, dolayısıyla çok çiş yapma olayı baş gösterdi. Benim bu konudaki mızıldanmalarıma Cengiz "ne olacak, çok terlemiştir, tuzlu yemiştir" gibi cevaplar verdi. Ama çarşamba sabahı okula bırakırken öğretmeni de aynı şeyi söyleyince ben iyice telaşlandım. Cengiz'i aradım. O da hastanedeki çocuk doktoru arkadaşlara danıştı, "büyük ihtimalle birşey yoktur" dediler. Neyse, Cengiz de telaşlanmış olacak ki, bir idrar sticki alıp okula gitmiş. Çocuklarla eğlence şeklinde Ateş'in idrarında glikoz aramış ve neyse ki bulamamış. Öğlen beni aradı, "ben baktım birşey yok" dedi ve benim de içim rahatladı. Ancak öğleden sonra öğretmeni arayarak Ateş'in aşırı su içtiğini, midesinde yer kalmayıp su kustuğunu ve tuvalete yetişemeyip altına kaçırdığını söyleyince nefes alamaz hale geldim. Doktor arkadaşlar da bu durum üzerine hemen getirmemizi istediler. Ateş'i aldım ve hastaneye gittik. Pediatrik nefrolog arkadaşımız muayene etti, kan ve idrar tetkiki istedi. Sonradan söylediğine göre muayene ettiği zaman büyük olasılıkla diabet olduğunu düşünmüş. İdrar vermek kolay (zaten aşırı su içtiği için çişi gerçekten su rengindeydi), bir de kan tetkiki var. Biz yenidoğan dönemindeki kan vermeler dışında şimdiye kadar hiç kan aldırmadık Ateş'ten. Hep "çok gerekli değil" diye kaçtık. Ama tabi o gün kan tetkiki çok büyük önem taşıyordu ve yaptırmamız kaçınılmazdı. Her aşamayı anlattık Ateş'e. Kanı alınırken bir iğnenin koluna gireceğini, canının yanacağını, ama çok gerekli olduğunu ve çok kısa süreceğini söyledik. İki kolu da delindiği halde biraz mızıldanma dışında hiç ağlamadı Ateş. Ama ben çok ağladım. O an Ateş'in hasta olduğu, bizim artık sürekli hastaneye geleceğimiz, çocuğumun yeni beslenme şekli, hastalığın ona vereceği zararlar, tümüyle mutlu ve normal günlerimizin geride kaldığı gibi korkunç şeyler düşünerek ağladım. Bir yandan da kendime bu gerçekle yaşamak zorunda olduğumu, çocuğumun moralini yüksek tutmam gerektiğini, onunla aynı beslenme kurallarını bizim de uygulayacağımızı, insülin iğnelerini vs düşünüp durdum. Neyse ki, yarım saat sonra idrar ve kan tetkiklerimizin sonucu çıktı. Tokluk kan şekeri 107, idrarda glikoz ve protein negatif. Ama herşey bitmedi. Bu sefer nefrolog arkadaşımız poliürinin sebebini bulmak için bizden renal ultrasonografi ve 24 saatlik su alış ve idrar çıkış takibi istedi. Pediatrik nefrolog arkadaşımız, hasta çocuklardan tanı amaçlı böbrek biyopsileri alıyor ve patolojinin yanısıra benim çalıştığım bölüme de elektron mikroskobik inceleme için gönderiyor. Ben çocuk hasta olunca, hastanın kendini görmeden dokularına bakarak bile çok üzülüyorum. Şimdi ya kendi çocuğum için böyle birşey gerekirse, kendi çocuğumun böbrek dokusuna nasıl bakarım diye de ayrıca kafayı yedim.
Neyse akşam eve geldik. Bu sefer de Ateş'te ishal ve iştahsızlık başladı. Diabet çıkmadığı için rahatlasak da yine de ertesi günkü tetkikler de strese soktu bizi. O gece Ateş'le birlikte uyudum sabaha kadar. Çünkü kalkarsam ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırdım. Su ve idrar takibine devam ettik. Perşembe günü öğlen ultrasona gittik. Karın bölgesinde herşey normal çıktı. Su alış ve idrar çıkışı da bir anda normale döndü. Bunun üzerine nefrolog arkadaşımız, bir problem olmadığını, muhtemelen günlük bir sebeple çok su içtiğini söyledi. Şu anda ishal devam ediyor, ara ara da kusuyor, herhalde bu sefer de gastroenterit oldu. Neyse, geçer. Önemli olan kalıcı birşey olmaması.
İşte böyle. Buraya yazarken bile sıkıntıya girdim, gözlerim doldu. O günleri yaşarken nasıl hissettiğimi anlatamam bile. Zaten "normal" günlerimizin kıymetini biliyorum. Ama yeniden o günlere dönmek harika. Ateş'in annesi olmak hayatımdaki en harika şey. Onun sağlıklı ve mutlu olması herşeyden çok önemli. Şu anda da yanıma geldi, 7 sayısını nasıl yazmamız gerektiğini anlatıyor cıvıl cıvıl. Hep böyle olmasını istiyorum.