Montrö bir sonraki durağımızdı. Daha önce gittiğimiz Vevey'den biraz ilerdeydi sadece. Arabayı parkeder etmez, daha önceden heryerde gördüğümüz Freddie Mercury'nin heykelinin olduğu ana meydana çıktık. Heykel tabi ki çok kalabalıktı. Hatta büyük bir Türk tur grubu vardı. Fotoğraf çekebilmek için epeyce bir süre onların gitmesini beklemek durumunda kaldık. Sonra Montrö'nün nefis sahil yolundan yürüyerek, yaklaşık 3 km uzaklıktaki Chillon Şatosu'na gittik. Sahil yolu muhteşemdi. Evler harika, bahçeler süper güzellikteydi ve göle çok yakındı. Şatoya gelince içini de gezdik. Ortaçağdan kalma oldukça büyük bir şatoydu. Birçok odasına girdik. Tam gölün kıyısında çok güzel manzarası olan bir tarihi eserdi. Ordan çıkıp tekrar Montrö'ye dönmemiz gerektiğinde tesadüfen göl içinde sefer yapan vapurlara denk geldik. Hemen bindik. Gayet hızlı bir şekilde Montrö'ye ulaştık. Burda önce güzel bir pizza yedik. Sonra migrostan market alışverişi yaparak evimize döndük.
Sona yaklaştığımız bu günde Aventura Parc'a gittik. Burası geçen sene Letonya Riga yakınlarındaki Sigulda Tarzan Park'a çok benziyordu. Güvenlik kemerlerini kuşanan çocuklar ağaçların tepesinde ordan oraya ciddi bir parkuru tamamladılar. Geçen seneden aklımda kalmıştı, bu sefer ben de denedim. Çocuklar kadar ileri gitmemekle birlikte çok keyif alarak 3 parkur tamamladım. Bisikletle bile hiç ağrımayan bacaklar ve kollar, bu park aktivitesinin ertesi günlerinde kendini bayağı hissettirdi. Orda yine evden götürdüğümüz sandviçlerle geniş park alanında öğle yemeğimizi yedik.
Son günümüzde belli bir gezi programı yapmadık. Aslında trenle Lavaux üzüm bağları ve Lozan'daki Olimpik Müze gezisi vardı planlarımızda. Ama hem enerjimiz bittiği için, hem de sahil kıyısındaki evde vakit geçirmek ve göle girmek istediğimiz için planları iptal ettik. Göl oldukça soğuktu. Ama Ateş yine de çok sevdi ve eğlendi. Gölün içinde tramplen vardı. Ateş defalarca ordan suya atladı. Göl suyunun hiç tuzlu olmamasına hayret etti. Ben dişlerim tıkırdayarak gölden çıkarken Ateş'i çıkarmak zaman aldı. Sonra hemen kendimizi evin bahçesindeki jakuziye attık. Akşamüstü göl kenarında yürüyüş yaparak Paudex'e veda ettik.
Dönüş günümüzde sabah erkenden kalktık. Eşyalar hazırdı zaten, kahvaltı bile yapmadan evi teslim ettik ve Cenevre'ye doğru yola çıktık. Ama hem acaip bir trafik sıkışıklığına denk geldik, hem de inanılmaz bir yağmur yağıyordu. Ama neyse problemsiz bir şekilde havaalanına vardık. Arabaları teslim ettik. Sonrasında bütün gün süren yolculuklarla gece 10.30-11.00 gibi, market alışverişimizi de yapmış olarak evimize vardık. Giderken de gelirken de uçakta hepimiz film izledik. Yolculuk güzel geçti. Ateş, yorulmasına rağmen tatili çok sevdi. Darısı başka tatillere...
