Cuma, Mart 23, 2007

Sayılar-2 ve Taşlar

Sayılar ve taşlar arasında bir bağlantı yok aslında. Taşlardan ayrıca bahsedeceğim. Sayılara karşı olan yüksek afinitemiz aynen devam ediyor. Daha önceki postta yazmayı unutmuşum, asansörde inerken ya da çıkarken tek tek katlardaki sayılar sayılıyor. Hatta evdeyken dışarı çıkmak istemezse, ya da dışardan eve girmek istemezse, asansördeki sayılara bakalım diyoruz ve hemen ikna oluyor. Fotoğraflarda ise iki tane yapboz görülüyor. İkisi de son günlerin favori oyuncakları arasında. Ya tek tek parmaklar sayılıyor, ya da saatin sayıları yerleştiriliyor.
Taşlara gelince, geçen pazar Ateş'le birlikte tam bir saat boyunca denize değişik büyüklüklerde taş attığımızı yazmadan geçmek istemedim. Hiç sıkılmadan, büyük bir zevkle denize taş attı, bazen bana attırdı. Zor bir ikna süreciyle deniz kenarından ayrılabildik. Taş olayımız da budur.

Perşembe, Mart 22, 2007

Abidikgaaa

Ne demekse bu abidikgaaa, ben de bilmiyorum. Ateş uzun zamandır ara ara gözümüzün içine baka baka ve uzata uzata "abidikgaaa" diyor. O kadar sevimli söylüyor ki, bayılıyorum. Ayrıca, yine ara sıra "bababanamama" (baba bana mama, ayrı yazınca anlaşılabiliyor), ya da "babamamabana" gibi şeyler de söylüyor. O kadar üstüne basa basa anne dedirtmeye çalışıyorum (daha önce yazmıştım, anne diyordu), "hadi anne de" diyince inatla "baba" diyor. Dün akşam ben onun fotoğraflarını çekmeye çalışırken kikir kikir gülerek dijital kameramın kılıfını kaçırdı. Ben arkasından koştukça daha da keyiflendi, koşarak kaçtı. Aşağıdaki de onun resmidir.

Çarşamba, Mart 21, 2007

Araba Kaydırmaca

Aslında bu araba kaydırmaca oyunu hiç de yeni değil. Hot Wheels arabalarını alırken araba kaydırma yolları da almıştı babası (hatta yılbaşı hediyesi olarak bir de timsah ağzı araba yolu almıştı). Neyse, herhalde Ateş'in şimdiye kadar en çok oynadığı oyuncak bu oldu. Ara ara araba kaydırma tutkusu başlıyor. Topluyor arabalarını kutusuna, başlıyor kaydırmaya. Diğer bütün işlerinde ve oyunlarında beni istemesine rağmen bu oyunda direk babasını tercih ediyor. Son birkaç gündür sabah gözünü açıp koşuyor, başka oyunlar için zorlukla başından ayrılıyor. Aydede, baharatlar, sayılar, araba kaydırmaca gibi büyük takıntılarımız oldu biliyorsunuz. Acaba bir şeye bu kadar takıntılı olması normal mi? Yoksa ben paranoyak bir anne miyim?

Pazartesi, Mart 19, 2007

Jetonlu Oyuncaklar

Geçen hafta perşembe akşamı, Ateş'i jetonlu oyuncaklara götürdük. Hemen hemen hepsine bindi. Jetonları minik parmaklarıyla kendisi attı. Hangisine bineceğinin tercihini kendisi yaptı. Kocaman kamyon direksiyonunu çevirip kamyonu idare etmeye çalışırken çok eğlendi, kendi tercihiyle iki jetonunu o kamyonda kullandı. Fotoğraflarda gülerken görünmese de aslında çok eğlendi.

Salı, Mart 13, 2007

Sayılar

Aydede ve baharat takıntımız azaldı. Son takıntımız sayılar. Pediko oyuncaktan bir sürü yap-boz sipariş ettim. Onlardan biri olan yandaki yap-bozla başladı herşey. Ateş, trenin bütün vagonlarını tek tek çıkarıyor, hepsinin sayısını soruyor. Vagonun üzerindeki sayı kadar hayvan var gördüğünüz gibi. Lokomotifteki fil, 3 numaralı vagondaki 3 sincap, 8 numaralı vagondaki 8 kedi vs. Bunu o kadar çok tekrarladık ki, sayılar bir anda çok büyük ilgi kaynağı haline geldi. Şimdi nerde sayı görse "düüüuuuu" diyerek koşup gösteriyor. Arabaların plakalarına bayılıyor. Tek tek bütün sayıları soruyor. Trenli yap-bozda 0 numaralı vagonda hiç hayvan yok dediğimiz için 0 sayısını gördüğü an başını sağa sola sallayıp hiç hayvan yok diyor.

Salı, Mart 06, 2007

Yaramazlıklar

Dün akşam Ateş yaramazlık üstüne yaramazlık yaptı. Önce akşam eve dönünce üçümüz birlikte yakındaki markete gidip alışveriş yaptık. Yürüyerek gittik. Ateş yol boyunca elimden tutarak yanımda yürüdü, ama babasının kaldırımdan inmesine büyük tepki gösterdi. O da bizimle aynı yerde yürümek zorundaymış. Karşıdan karşıya geçmek istediğimizde "kaldırım bitmeden asla" dedi (tabi beden diliyle). Kaldırımın bittiği yere kadar yolun bir tarafında yürüyüp sonra karşıya geçtik. Neyse alışveriş sonrası eve döndük. Yemekten sonra yine baharat kavanozlarını salondaki kanepeye taşıdı. Cengiz götürmemesini söyledi. Ben de "babası götürüyor ama hiç dökmüyor, bırak götürsün" dedim. Bunu söylediğimin 10. saniyesinde 2 kavanozu kanepenin üstüne boşalttı. Kızdım, azarladım ama sanki kim azar işitmiş. Kikirdeyerek kaçtı. Artık evimizde sumak ve kimyon yok. Neyse elektrikli süpürgeyi getirip kanepeyi ve yerleri temizledim (ev daha dün temizlenmişti). Bir süre sonra salondaki sehpanın üzerinde duran (salondaki hiçbir şeyi kaldırmadık, şimdiye kadar da hiç problem olmadı) cam küreyi ben yetişinceye kadar kırdı. Elinin içinde nokta kadar bir kanama oldu. Hemen elini yıkadım, bu sırada bir de kaka yaptı. babası yine elektrikli süpürgeyle kırılan camları temizledi. Kısaca dün akşam iki yetişkin insan bir çocuğun yaramazlıklarına yetişemedik. Kimbilir daha neler göreceğiz.
Geçen hafta Cengiz, toplantıya gittiği yerden Ateş'e bir dolu kalem (dev boyutta kalemler), oyuncak ve fotoğrafta görülen tavşan çikolatayı getirdi. Kabuklarını özenle soydu, ama çikolata olarak değil, tavşan olarak algıladığı için yemiyor.
Lunaparktan sonraki haftasonu, hayvanat bahçesi ziyareti yaptık yine. Ben bir türlü bloga yazamadım. Bu sefer tabi daha farklıydı, daha bilinçliydi. Ama bütün park boyunca sürekli beni peşinden koşturdu. Asla kucakta durmadı, beni çok yordu ama kendisi çok eğlendi. Zaten o eğlensin diye gitmiştik.

Pazartesi, Mart 05, 2007

Baharatlar aynen devam....

Baharat olayı tüm hızıyla devam ediyor. Artık raftaki yerlerinden mama sandalyesine ve ordan da salondaki kanepenin üzerine taşınıyorlar. Nane kavanozunun kapağı mama sandalyesinden düşerek kırıldı. Ama zaten karabiber ve kırmızıbiber kavanozları haricinde hepsinin kapakları açık duruyor. Özellikle sumağın tadına bakıp "mmmm" diyerek çok beğendiğini anlatıyor. En son takıntımız aydedeydi, ama bu takıntı ondan çok daha uzun sürdü. Bakalım nereye kadar devam edecek.

Lilypie Kids Birthday tickers