Cuma, Ekim 08, 2010

L-ego S-tars W-ars

Ateş'le babasının son 10 gündür deli gibi oynadıkları bilgisayar oyunu bu. O kadar heyecanla oynuyorlar ki inanılmaz. Ya Ateş babasını, ya da babası onu çağırıyor. Kuruluyorlar bilgisayarın başına. Ateş'in klavye ile büyük bir hızla tıkır tıkır oynamasına bayılıyorum. Benim oyunlar konusunda pek bir iddiam yok. Yani bazı oyunları çok severek ve iyi oynarım (oynardım), ama bu tip savaş ya da strateji oyunları hiç bana göre değil. Zaten oynayamıyorum, Ateş beni ayıplıyor. Bu oyun sayesinde Skywalker, Dart Vader gibi karakterler girdi Ateş'in hayatına. Şimdi filmlerini de merak ediyor.

Pazartesi, Ekim 04, 2010

Savaşlı Çizgifilmler ve Servis

Daha önce Ateş küçükken ara ara sevdiği çizgifilmleri yazmıştım. Dora, Caillou, Tom ve Jerry gibi. Ancak ben ne kadar sakin, gözü yormayan, konusu çok güzel çizgifilmler izletmek istesem de, artık kendisi istediklerini çok net olarak ifade ediyor. Cartoon Network'teki savaşlı çizgifilmleri çok seviyormuş. Reklamlarını izlemiş, robotlarla insanların savaşı varmış, çok güzelmiş, ondan izleyecekmiş. Bakugan, Ben10 çok güzelmiş. Ben de yasak getirip yoksunluğa yol açmak istemediğimden televizyon izlediği zamanlarda bunlardan izlemesine izin veriyorum. Ama kendiliğimden o tip çizgifilmleri asla açmıyorum. Kazara görürse izliyor (yani birşeyler izlemesi için TV açmışsak ve tesadüfen öyle çizgifilmler varsa). Ben açıyorsam Pembe Panter, Garfield, Uzun Kuyruk ya da animasyon filmler izliyoruz. TV izlemesinin bir şartı var, birbirimize sarılarak izlemek.
Geçen cumadan beri Ateş'in okul servisi değişti, daha büyük bir servis geldi. Artık Ramazan Amcası gelmiyor. Ben 2 seneden beri onu tanıdığım ve yeni servis şöförünü hiç tanımadığım için bayağı tedirgin oldum açıkçası. Bir de erken alıyor servis ve yaklaşık 1 saat servisle dolaşıp ancak okula gidiyor. Sabahları da kendim mi bıraksam diye çok ikilemde kaldım. Aslında ikilemde kalacak birşey yok, rahatlıkla bırakabilirim. Ama servisle gitmekten memnun Ateş. Çok sordum, servisle gitsinmiş, arada arabayla ben bırakacakmışım. Herhalde bunu da beni üzmemek için söylüyor. Okul daha uzak olduğu için çoğu arkadaşı servisle gidiyor. O da dışarda kalmak istemiyor belli ki. Ben oğlumun iyiliğini isterken bu sefer onu, her çocuğun bir şekilde maruz kaldığı servis dünyasından mahrum edeceğim diye düşündüm. Cengiz de yolda geçirdiği 1 saatte aslında çok eğleneceğini, benim hiç servise binmediğim için anlayamayacağımı söyledi. Neyse razı oldum. Servisle gidiyor. Ama belli ki, okul hayatı boyunca ben bu servislere hep takık olacağım.

Perşembe, Eylül 16, 2010

Rüya

Dün akşam uyumadan hemen önce Ateş bana "anne, sen ne rüya göreceksin" diye sordu. "Bilmem ki oğlum, umarım ikimiz de komik, eğlenceli rüyalar görürüz" dedim. "Bence ben rüyamda tam 5 tane palamut yakaladığımı göreceğim" dedi. Nasıl bir balık avlama sevgisidir bu. Hala büyük bir özenle yakaladıkları tüm balıkları tek başına temizliyor. Herkes hayretler içinde kalıyor.
Sabah sordum, hiç hatırlamadığı bambaşka rüyalar görmüş.

Salı, Eylül 14, 2010

Serbis

Ateş son aylara kadar okul servislerine "serbis" dedi hep. Düzelttik, düzelttik, ancak son günlerde servis demeye başladı. Neyse, önemli olan bu değil. Ateş bu sabah hayatında ilk kez servisle gitti okula. Okul taşındığı için, zaten geç hazırlanan Ateş'i bırakıp işe dönmek benim daha da geç kalmama sebep olacağı için (son 2 yıldır zaten hep geç geliyorum), hem de servisle gitmeye alışsın diye servise verdik. Sabah 7.00'de yatağında öperek ve komik bir Felaket Henry okuyarak uyandırdım Ateş'i. Sonra kahvaltısını yaparken de iki Tom ve Jerry bölümü seyretti. Bunlar bittiğinde Ramazan amcası aradı, Ateş, babası ve ben birlikte indik aşağıya. Ateş'i bindirdik. Yanını boş bıraktı Ramazan amcası, Koza ile Ateş yanyana oturacakmış. Bizimki mutlu mutlu gitti. Ama olan yine bana oldu. Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Cengiz işe giderken benimle dalga geçti burda bile ağladığım için. Ağlayarak apartmana girdiğimde apartman görevlisi Mehmet Dede (Ateş küçükken ona böyle derdi, şimdi biz de böyle isimlendiriyoruz) de güldü bana, "alışırsın, ağlama" diye teselli etti. Tekrar eve çıktım, evde tek başıma hazırlandım, mahsun mahsun işe gittim. Okulu aradım, bizimki mutlu mesut arkadaşlarıyla oynuyormuş. Zaten onun için değil, yine benim için travma oldu bu iş. Akşam konuşacağız, kendi memnunsa servisle gitmeye devam edecek, yoksa eskiye döneceğiz. Her koşulda akşamları ben alacağım. Servis olayımız böyle...
Dün sabah Ateş'i okula bıraktığımda öğretmeni Cem'in Ateş'i sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Ateş de Cem'i çok özlediğini söylüyordu zaten. Tam o sırada karşılaştılar, birbirlerine öyle bir sarıldılar ki inanamadım. Ateş'in kendi hayatı, kendi ortamı, kendi arkadaşları olmasına bayılıyorum.

Çarşamba, Eylül 08, 2010

Neler oldu neler...

Bir önceki postta yazdığım tatilin üzerine bir kalabalık tatil daha yaptık. Yine Ateş'in ve abisinin kuzenleri Lal ve Alp, bir de onların kuzeni Sim geldiler. Dokuz günlük çok güzel bir tatil oldu. Çocuklar yine çok eğlendiler. Alp'in 1. doğumgününü hep birlikte kutladık.
Ateş'in yüzmesinde büyük yenilikler oldu yine. İnatla gözlük ve şnorkel kullanmıyordu. Bir kez denettirdik ve bayıldı. O kadar çok hoşuna gitti ki, bir daha çıkarmadı. Sürekli onlarla yüzdü. "Ben boşuna korkuyormuşum, hiç de korkulacak birşey değilmiş" dedi. "Denizin altı çok güzelmiş, benim üstten gördüğümden çok daha güzelmiş" dedi. Denizin altında gördüklerine hayran kaldı. Derin denizlerde, adanın kenarında babasıyla incelemeler yaptı. Bu işe bayıldı. Sonra kafasını suyun altına sokmaya, gözlüksüz dalmaya ve dalarak suyun altından yüzmeye başladı. Bu olanlara çok şaşırdım ve sevindim, çünkü daha 2 ay önce denizde kollukla yüzüyordu.
Gittiğimiz yerde minik bir köpeğimiz oldu. Çok küçük, çok oyuncu. Ateş onu, o da Ateş'i çok sevdi. Çığlık çığlığa oyun oynuyorlar, Ateş ona yemek yediriyor, seviyor. Adını şimdilik popiş koyduk.
Bu arada Ateş'in anneannesi acil bypass ameliyatı oldu, şimdi gayet iyi, bir problemi yok. Ateş anneannesine ameliyattan önce çok güzel moral verdi, "ananne, yarın kalbin sapasağlam olacak, hiç korkma" dedi. Anneannesi bayıldı tabi.
Bulduğu bazı taşları, midye kabuklarını ya da ona ilginç gelen şeyleri mutlaka alıyor, biriktirmek istiyor. Bazen tamam biriktir diyoruz, ama koca koca taşlar hiç biriktirilecek gibi değil. Sonunda bir formül bulduk. Ateş'in sevdiği şeylerin (kumda yaptığı şeyler dahil) fotoğraflarını çekiyoruz. Böylece istediği zaman görebilecek.
Dönüşte 2,5 günlüğüne de olsa okul başladı. İlk sabah Ateş uyandığında bana "anne, sen Zekiye Öğretmene gitseydin sevinir miydin" diye sordu. Ben de "sevinirdim, eğlenceli bir öğretmene benziyor, üstelik seni de çok seviyor" dedim. Okulunun yeni binası çok güzel olmuş bu arada. Bayıldık. Heryeri gezdik. Kendisi de çok beğendi. "Bu kadar güzel olacağını hiç tahmin etmemiştim" dedi. Okulda da zaten ilk birkaç gün Serap Öğretmenleriyle birlikte olacakmış 6 yaş sınıfı. Şu anda gayet mutlu. İki akşamdır okuldan zor alıyorum. Almaya gidince ağlıyor. Dün akşam için anlaşma yaptık. Geç gidecektim, gittim de. Ama hala Koza'yla oyun oynuyorlardı, 1 saat kadar onları bekledim. Bugün öğlenden itibaren tatil, Koza ve annesiyle birlikte biryerlere gidip oturacağız, çocuklar da oynar yine. Akşamüstü de tabi ki yine deniz...

Salı, Ağustos 10, 2010

Tatil, Yine...

Deniz, kum, balık tutma, güneş, palamut, sırtı çekmek, felaket henry, sihirli okul otobüsü, kova, kürek, dalga sesi, keyif, öksürük (maalesef 2 haftadır devam ediyor), dondurma...

Pazartesi, Ağustos 02, 2010

Sukuşu

Bu haftasonu itibariyle Ateş tam bir su kuşu oldu. Çoook rahatlıkla yüzüyor, daha geçen hafta gitmeye korktuğu derin yerlere gidiyor. Hatta sırtüstü yüzmeyi bile öğrendi.
Cumartesi bütün günü İpekler'le denizde geçirdikten sonra pazar günü Ateş hep odaya gitmek ve klimalı ortamda kalmak istedi. Hem yenisi çıkan azı dişleri yüzünden huzursuz ve mutsuzdu, hem de sıcaktan. Çoğunlukla günü odamızda geçirdik, akşam 7'ye doğru denize girdik. Denizin en güzel saatleri olduğu için, bu sefer de çıkamadık. Ateş denizden çıktığında 8.30 olmuştu. Neyse ki diş ağrısı da geçti, akşam yemeği yedi ve yolda uyudu.
Hem cumartesi hem de pazar günü burnu kanadı. Hem de epeyce kanadı, uzun sürdü. Korktuk. Sıradan bir burun kanaması ne kadar sürer ki diye düşünürken durdu. Kanama-pıhtılaşma zamanı tetkikleri yaptırayım diye düşündüm içimden. Tesadüfen Eliz ve Günce'nin babası KBB uzmanı arkadaşımız geldi, o kadar uzun ve çok kanayabileceğini, anormal bir durum olmadığını söyledi. Burnunu oynamaması gerektiğini en az 50 kere tembihledik, şu anda evde, iyiymiş. Ben işteyken telefonla konuşuyoruz hep. Komik çocuk, bana "baybayişko bebişko" diyor.
NOT: Bu aydan itibaren Ateş'in günlüğünün 5. yılına başlıyoruz.
Lilypie Kids Birthday tickers