Okul gayet iyi gidiyor. Bu hafta sabahları da hiç mızmızlanmıyor. İş çıkışı aldığımda da mutlu buluyorum. Hatta Koza isminde bir kız arkadaşı ile çok iyi anlaştıklarını, Ateş'in gidip kızın saçlarını okşadığını, onu salıncakta salladığını söylediler. Birkaç gün önce de Koza'nın annesiyle okulda karşılaştık. Kızının Ateş istemiyor diye saçlarını topuz yaptırtmadığını, Ateş içme dedi diye soğuk su içmediğini söyledi. Gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Bizimki neler yapıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Üstelik kendisi soğuk su içerken kızı içme diye tembihlemesi de çok komik.
Okulda olanları asla evde konuşmuyor. Babası sürekli konuyu açıyor, ısrarla sorular soruyor. Ateş sinir olup hiçbir şey söylemiyor. Ben soru sormuyorum, Cengiz'i de engellemeye çalışıyorum. Bazen çok farklı açılardan konuya girmeden bazı sorular soruyorum, onları yanıtlıyor. İlk kez dün okulun iyi olduğunu, okuldaki küçük çocukların ne kadar yaramaz olduğunu, yemek yapan teyzenin benden iyi yemek yaptığını söyledi. Bugün o teyzeye bu konuyu söylediğimde ise, -herhalde beni üzmemek için- ikimizin de iyi yemek yaptığını söyledi. Bence aslında benim yemeklerimi de severek yiyor.
Bu sabah sesimizin nerden çıktığını sordu. Ben de boğazımızda ses teli denen katlantılar olduğunu, nefes verirken ordan geçen havanın sesi meydana getirdiğini söyledim. Ses öyle çıkıyorsa nasıl konuşabiliyoruz peki, dedi, dudaklarımızın hareketleriyle olduğunu söyledim. Beni ilgiyle dinledi. İkna oldu. Güzel soruydu, çok beğendim.
Bayram tatilini yine deniz kenarında geçireceğiz. Bizim balıkçılar artık işi büyütüp koca koca palamutlar avlamaya başladılar. Ateş balığa gitmek için herşeyden vazgeçebiliyor.
Şu anda 103 cm ve 19 kg.
