Ateş 3 gün tatil diye hafta başından beri sevinip duruyordu. Cuma gününü arkadaşlarımızla gittiğimiz kahvaltının ardından evde geçirdik. Ateş tabi ki evde gayet mutluydu. Akşamüstü abisi geldi. Cumartesiyi de -öğle yemeği hariç- evde geçirdik. Cuma günü Ülkü bizi bu sabah için kahvaltıya davet etmişti. Ama Ateş günleri karıştırmış. Dün sabah uyanır uyanmaz bana "bugün biyere gidecek miyiz" diye sordu. Aslında her sabah "bugün tatil mi" diye soruyor, evet dersem "oleyyy" diye bağırıp yataktan fırlıyor, hayır dersem "pöh, benim daha uykum var" diye geri yatıyor. Neyse dün sabahki sorusuna "hayır, biryere gitmeyeceğiz" diye yanıt verdim. Dün gideceğimizi zannederek "hani Ülküler diyodun" dedi. Ama öyle bir ses tonuyla söyledi ki, gülmekten yerlere yattım. Bugün babasıyla birlikte hala o cevabı hatırlayıp hatırlayıp gülüyoruz. Bugün ise, sabah kahvaltısı için 11.00'de gittiğimiz Ülkülerden akşamüstü 17.00 gibi çıktık. Bahçe süperdi. Ateş çiçek topladı, çiçek yapraklarından seviyor-sevmiyor yapmayı öğrendi. 
Bahçivan eldivenlerini giydi, bahçeden otları topladı, tırmıkla biraraya getirdi, sonra bütün otları taşıdı. Bu işleri yaparken hep Ülkü'yü dinledi, o ne derse onu yaptı. Ordan çıktığımızda artık papaz gibi olan saçlarını kestirmek için berbere uğradık..
...ve sonunda şu muhteşem görüntü çıktı ortaya.
