Cuma, Nisan 22, 2011
Patatis-Patafiks
Geçen hafta bir gün Ateş'i okuldan aldığımda, bana ertesi gün için okula patatis götürmesi gerektiğini söyledi. Ben de "oğlum o patatis değil, patatestir" dedim. Bana ısrarla karşı çıkarak "hayır, öğretmenim patates demedi, patatis dedi" dedi. Babasına söyledik, o da benimle aynı yorumu yaptı. Bu arada Ateş patatis ısrarını sürdürdü. Mehmet Eren'in annesini telefonla aradık, Mehmet Eren'in bu konuda bir fikri yoktu. Patatisin ne olduğunu çok düşündüysek de bulamadık. Neyse, biz iki patatesi yıkayarak bir torbayla birlikte çantasına koyduk. Ateş hala götürmesi gerekenin patates olmadığı konusunda ısrarcıydı. Ertesi sabah uyanır uyanmaz patatisi tekrarladı, en son servise bindirirken, "eğer yanlışsa, öğretmenine annenle babanın böyle anladığını söylersin" dedim. Ateş sıkıntılı bir şekilde okula, Cengiz işe gitti (her sabah servise üçümüz birlikte iniyoruz, Ateş servise biniyor, biz ona el sallıyoruz, sonra Cengiz işe gidiyor, ben de iş için hazırlanmak üzere eve geri dönüyorum). Ben evde hazırlanırken Cengiz aradı, aklına patatisin patafiks olabileceği gelmiş. Evde de tesadüfen vardı. Büyük bir bulmacayı çözmüş gibi olduk. Ben işten önce okula giderek Ateş'e patafiksi verdim, gözleri parladı. "Evet, öğretmenimin istediği buydu" dedi. O gün okula hem patates, hem de patafiks götürdüğü için öğretmeninden aferin aldı.
