Salı, Temmuz 10, 2012

Paris Paris...

Bir türlü yazamadım, ama Paris gezimiz çok güzel geçti. Gün gün yazayım ki, unutmayalım. 24 haziran sabahı çok erken saatte yola çıktık, havaalanına gittik. Uçağımız beklenen zamanda kalktı, İstanbul'a vardık. Havaalanında duty free dükkanlarda dolaştık bir süre, bir yerde çocuklar yemek yediler. Öğlene doğru Paris uçağına bindik. Sabah çok erken kalkmanın etkisiyle Ateş yol boyu uyudu. İndiğimizde önce metro haritasına koopere olduk. Sonra yolumuzu bulup otelimize vardık. Şehrin inanılmaz güzel bir metro ağı var, çok kolaylıkla adapte olunuyor. Şu anda İstanbul'da kaybolabilirim, ama Paris'te istediğim yere kolaylıkla giderim, o derece net herşey. Otel odamız çok güzeldi, temizdi, küçük ama kullanışlıydı. Kendi içinde minik bir mutfağı ve her türlü mutfak araç gereci vardı. Çok beğendik. Eşyaları bırakır bırakmaz kendimizi dışarıya attık. Metroyla opera durağına gittik. Biraz yürüyerek etrafta dolaştık, sonra Pizza Hut'ta yemek yedik. Yine yürüyerek gezdik biraz ve otele döndük. Birbirimizin odalarına gittik, sohbet ettik, odamıza dönüp uyuduk.
Ertesi gün, yani pazartesi günü, ilk durak Eyfel kulesiydi. Daha önceden internetten bilet almadığımız için (son hafta baktım, ama bütün rezervasyonlar doluydu), 2 saatten daha fazla süre kuyrukta bekledik. Çocuklar doğal olarak sıkıldılar. Kuyrukta yaşadık bir süre, birşeyler yedik, içtik, sohbet ettik, çocuklar oyun oynadılar, derken sıra nihayet bize geldi. Önce 2. kademeye, sonra da 3. ve en üst kademeye asansörle çıktık. Manzara çok güzeldi, kule etkileyiciydi. Ateş'in Paris hakkında hiç fikri yokken bile bildiği bir şeydi Eyfel kulesi. O yüzden bizim için önemliydi. Neyse tepede bol bol fotoğraf çekip etrafı izledikten sonra indik. Köprüyü kullanarak karşıya geçtik. Yürüye yürüye Champs-Elysees'eye gittik. Arc de Triomphe'un yanından geçerek yürüdük. Artık açlıktan ve yorgunluktan perişan olan çocuklar için bir yere oturup hamburger yedik. Biraz dinlendikten sonra caddenin doğu tarafına doğru yürüyerek Grand Palais ve Petit Palais'i gördük. Bol bol fotoğraflarını çektik. Sonra Pont Alexandre III köprüsünden karşıya geçtik. İki köprü sonra Seine nehrinde gezmek üzere Batobus isimli teknelerden birine bindik. Nehirde gezdikten sonra tekneden indik ve Louvre müzesinin bulunduğu bölgeye geldik. Saat artık epeyce ilerlediği için müze kapalıydı. Ama cam piramidin önünde epeyce fotoğraf çektik. Ben sonraki günlerde müzeyi gezmeye kararlıydım, ancak Eyfel'deki sıra çok gözümü korkuttu. Belki başka bir sefere, diyerek Louvre'a girmekten vazgeçtik. Metroyla otelimize döndük, bu arada yakınlarda bir marketten alışveriş yapık, akşam yemeğimizi odamızda yedik. 
Salı günü, Disneyland planımız vardı. Önceden internetten iki günlük biletlerimizi almıştık, hazırlıklıydık yani bu sefer. Girerken çok sıra beklemedik, ama içerde her aktivitenin başında sıra vardı tabi ki. Yine de yağmurlu bir gün olduğu için çok kalabalık sayılmazdı. İlk gün fantasyland, frontierland, adventurelandi bitirdik. Hemen hemen her aktiviteye katıldık. Bunları hatırlamak için Disneyland haritasına bakmamız lazım. Akşam yorgun argın sürünerek otele döndük. Ertesi gün yine Disneyland günüydü. Bu sefer discoverylandi gezdik. Ateş orda kendine burda olmayan star wars oyuncakları aldı. Öğleden sonra da Walt Disney Studio kısmına girdik. Orda da çok güzel yerler gezdik, inanılmaz bir aerosmith roller coaster'a bindik. Hala aklımız orda kaldı. Süperdi. Akşam yine yorgunluktan perişan şekilde otele döndük. 
Perşembeye geldiğimizde, metroyla Ile de la Cite'ye gittik. Orda önce Sainte Chapelle'e, ardından da Notre Dame Katedrali'ne gittik. İkisi de muhteşemdi. Ateş buralarda bol bol fotoğraf çekti. Sonra biraz alışveriş yapıp, bir kafede (ilk kez) yemek yedik. Ardından Sacre Coeur'a gittik otobüsle. Sonra sokak aralarında yürüyüp merdivenle tırmandık. Sacre Coeur'a geldiğimizde Ateş ve İpek, bir yerde topla gösteri yapan bir genci izlediler uzun süre. Yine bol fotoğraf çektik. Ressamlar sokağında dolaştık, bir yerde tatlı yedik, biraz alışveriş yaptık. Dönüşte otelin olduğu yerdeki metro durağının yanında bulunan Buttes Chaumont parkına girdik. Her tarafın ağaç olduğu, insanların çimlerin üzerinde kitap okuyup piknik yaptıkları mükemmel bir parktı. Ateş ve İpek, o günkü bütün yorgunluklarına rağmen, parktaki oyun alanında uzun süre oyun oynadılar. Akşam (gece 11'de hava kararıyordu) otele zar zor döndük.
Cuma günü, yani son gün, çocuklar için iyi bir gezi yeri olarak tanımlanan Parc de la Villette'e gittik. Yarım küre şeklindeki sinemaya ve bilim merkezine girdik. Biletlerini aldığımız halde planetariyuma giremedik. Sinemada hubble filmini izledik. Çocuklar sıkıldı, büyükler uyudu. Orayı pek sevmedik, acele ayrıldık. Tekrar şehir merkezine geldik. Sokak aralarında dolaştık. Bir kafede yemek yedik. Caddelerde yürüdük. Akşamı ettik, toparlanmak üzere otelimize döndük. Ertesi sabah da yola çıkıp havaalanına geldik. Bu sefer uçağımızda kişiye özel film izleme ve oyun konsolu vardı. Yolculuğun nasıl geçtiğini bile anlamadık. Ancak İstanbul'da 4 saatten fazla beklememiz gerekti. Neyse en sonunda geceyarısı da olsa evimize geldik. Bütün gün süren yolculuktan ve bol yürümeli geçen haftadan sonra pazar günü boool bol dinlendik. Yine de akşamüstü her zaman gittiğimiz tenis klübüne gidip oturduk. 
Fransa gezimiz, Ateş'in ilk, benim de uzuuun bir aradan sonra (2002 yılından sonra) ilk yurtdışı gezimiz oldu. Çok güzeldi, çok eğlendik. Paris çok güzel bir şehir. Biz kullanmadık, ama şehir istenirse her taraftan kiralanabilen bisikletlerle de dolaşılabiliyor. Metro ağı inanılmaz, otelin olduğu durakta asansörle 6 kat aşağıya inmemiz gerekiyordu. Tarihi binaları süper korunmuş. Ancak inanılmaz şekilde insanların sokağa çiş yapma alışkanlıkları var. Birkaç kez direk rastladık. Ayrıca otelin yolunda da, kaldırımda sürekli çişlerden oluşan su birikintilerine rastladık. Ateş, Paris'te insanların tuvaletleri olmadığına karar verdi.
Sonuç olarak çok güzel bir hafta geçirdik. Gelecek seneler için planlar yaptık. Çok eğlendik. Ben 800'e yakın, Ateş de 150 civarında fotoğraf çektik.
Ateş bu haftanın başında yaz okuluna başladı, ama onu da diğer yazıda anlatırım.

Lilypie Kids Birthday tickers