Arnhem'deki açık hava müzesine girdiğimizde zaten kapanmasına iki saat kalmıştı. O nedenle hızlı bir tur atmak zorunda kaldık. Çok güzel bir ormanın içinde çocuklar için bir dolu aktivite yapmışlar. Bizimkiler çok sevdi. Labirent, inek sağma maketi, kuyudan su çekme, çamaşır yıkama ve merdaneyle sıkma gibi aktiviteler, yel değirmeni, kayıkla gezme, Hollanda köy evi vb. birçok şey vardı. Güzeldi. Altı ayrı bölümü vardı ve bölümler arasında küçük bir trenle yolculuk yapılıyordu. Neyse, kapanma saatinin gelmesi nedeniyle burdan da çıktık ve Amsterdam'a geldik. Burda otelimiz şehir merkezinin oldukça dışındaydı. Otoparkının olması bizim için tercih nedeniydi. Bu bölgede de her yerde olduğu gibi çok sayıda Türk vardı. Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra şehir merkezine gittik arabayla. Arabamızı uygun bir yere parkettik (daha doğrusu öyle sandık, ama dönüşte 60 euro ceza yemiş halde bulduk kendimizi, ondan sonra park işine çooook dikkat ettik). "I amsterdam" yazısında bol bol fotoğraf çektik. Kanalların yoğun olduğu bölgeye geldik. Genel görünüm çok güzeldi. Ortalıkta bisiklet ve tekne hakimiyeti vardı. Maya restoran isminde bir yerde (!) yemek yedik ve otelimize döndük.
Ertesi sabah Volendam gezimiz vardı. Volendam Amsterdam'ın kuzeyinde, bir körfezin içinde çok güzel bir yer. Harika küçük evler sıralanmıştı yolun iki yanında. Evlerin önlerinde çok güzel çiçekler vardı. İnanılmaz güzel bir görüntüydü, hepimiz çok beğendik. Sahil boyunca yürüdük, deniz ürünleri yedik, üzerine mükemmel dutch pancakeler yedik. Çocukların Hollanda köylüsü kıyafetiyle fotoğraflarını çektirdik. Çok tatlı oldular. Öğleden sonra istemeye istemeye Volendam'dan ayrılıp Amsterdam'a geri döndük. Van Gogh müzesini gezmek istedik, ama kapanmasına az zaman ve önünde çok kuyruk vardı. Etrafta dolandık, yürüdük, gezdik. Kanal gezisi yaptık, inanılmaz güzeldi. Çok çok beğendim. Klasik Hollanda evleri yanyana sıralanmıştı, oldukça küçük evlerdi hepsi. İnanılmaz bir tekne trafiği var kanallarda. Ortam süperdi. Anna Frank'ın evini de gördük, ancak önünde çok kuyruk vardı, bekleyemedik. Bütün bekleme sabrımızı geçen sene doldurmuşuz. Akşam, daha doğrusu gece otele dönerken markete uğrayıp yiyecek ve içecek birşeyler aldık. Otelin yakınındaki bir parka oturup geceyarısı pikniği yaptık. Çocuklar bu işe bayıldılar.
Ertesi gün bisikletle şehri gezmeye karar verdik. Babalar çocuklarla birlikte binecekti, biz de kendi başımıza binecektik. Ancak bisiklet kiralayan yerlerde maalesef çocuklarla binebileceğimiz bisiklet kalmamıştı. Başka bir yerde bulduğumuz iki kişilik bisikletler de çocuklara uymadı, dolayısıyla bisiklet gezisi yapamadık. Aslında her yerde bisiklet yolları vardı, çocuklar da rahatlıkla sürebilirdi, ancak yolları ve trafiği bilmediğimiz için cesaret edemedik. Biz de yine yürüyerek heryeri dolaşmaya karar verdik. Bu arada bol bol gay çiftler, coffee shoplar gördük. Dam meydanını gezdik. Güzel yemekler yedik. Kanal kenarında bir kafede yine dutch pancake (Poffertjes) yedik. Bu arada bir iş arkadaşımızın kızı tesadüfen bizimle aynı yerdeymiş ve bu kafenin fotoğrafını çekmiş, bizi tanımıyor. Dönüşte annesi fotoğrafta bizim çıktığımızı farketmiş. Gerçekten acaip bir tesadüf. Beni çok şaşırttı.
Hollanda'dan en çok aklımda kalanlar, inanılmaz bisiklet sayısı, herkesin ama herkesin bisiklet kullanıyor olması, kanallar, örümcek ağları ve poffertjesler herhalde. Yollarda boool bol inek gördük. Köyleri, kasabaları süperdi. Çok güzel bir ülkeydi. Ertesi sabah, bu sefer Brüksel'e gitmek üzere yine yola çıktık.
