Cuma, Kasım 24, 2006

Tost Ekmeği

Şu fotoğrafını gördüğünüz, şiş gözlü, annesinin terliklerini giymiş minik yaratık var ya, işte o felaket tatlı bişey. Arada bir geceleri iyi uyuduğu oluyor, fakat çoğunlukla gece canavar, gündüz melek diye isimlendiriyorum onu. Gecelerimiz çok bölündüğü için ertesi gece ben de onunla birlikte uyuyakalıyorum. Aslında o uyuduktan sonra kalkmak istiyorum ama çoğunlukla başaramıyorum.
Sabahları Cengiz ona tost yapıyor. Her sabah da tost ekmeğini ona seçtiriyor, hamburger ekmeğini mi istersin, tost ekmeğini mi, diye soruyor. Henüz 1 metre bile olmayan sevimli yaratık da hamburger ekmeğini eliyle gösteriyor. Bu tercihi şimdiden yapmasına şaşırıyorum.

Salı, Kasım 21, 2006

Biz geldiiiiiik....

Yolculuk öncesi iyi dileklerini ileten herkese çok teşekkür ederim. Gerçekten çok güzel bir gezi oldu. Hem katıldığım toplantı çok güzeldi, hem de uzun aradan sonra Ankara'ya gitmek. Öğrencilik günlerimi hatırladım (toplantı mezun olduğum okulda olduğu için), çok sevdiğim arkadaşlarımı gördüm (zaten toplantıda birlikteydik), onlarla öğle yemeklerinde ve bir akşam yemeğinde de birlikte olduk. Babaannemi, halalarımı, kuzenlerimi ziyaret ettik. Ateş'le tanıştılar. Bu arada benim gözümde minicik çocuk olan kuzenim Utku'nun yakında bir kız çocuk babası olacağını öğrenmek beni hem şok etti, hem de sevindirdi.
Esenboğa Havaalanı'nın yeni halini görmemiştim, gerçekten süper olmuş. Bagajlarımızı beklerken (uçuş süresinden daha fazla bagaj bekledik) Ateş geniş alanda bol bol gezdi, uçakları seyretti, itfaiye arabaları gördü.
Minik oğlum, babası ve babaannesi ile birlikte gündüzleri bol bol gezdi, oyuncakçılara uğradı, kendine oyuncaklar beğendi. hele bir tane fili var ki, çok beğenip eline almış, hiç bırakmamış, Cengiz de mecburen almış. Son günlerde Ateş'in en favori oyuncaklarından biri olan Hot Wheels araba yollarından bir tane daha almışlar, şimdi onda arabalarını çarpıştırıyor. Altta ise, oğlum Ankara sokaklarında Ankara simiti yerken görülüyor. Ateş'in bu haline Cengiz "orman cini" adını taktı, hani çok yeşil olmuş ya...

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Görüşmek üzere...

Birkaç gün sonra Ateş'in Ankara maceralarıyla görüşmek üzere...

Pazartesi, Kasım 13, 2006

Parti

Cuma gecesi Ateş ilk kez bir partiye gitti. Aslında büyüklere yönelik bir partiydi, ama çocuğunu bırakamayan birkaç aile bizim gibi çocukla geldi. Ateş o gün babasının aldığı mavi bir bahçivan pantolon giydi, acaip sevimli oldu. Kalabalığı hiç yadırgamadı, herkesle iletişim kurdu, herkesin kuruyemişine musallat oldu. Kendi kendine yemek yemeye çalıştı. Ortalıkta dolaştı, müzikle dans etti. Evin çocukları evde olmadığı için onların oyuncaklarıyla rahat rahat oynadı. Yani çoook eğlendi. Uyku zamanı da tabi ki gecikti. Aslında geç saatlere kadar sürmüş parti ama biz tabi 10 gibi döndük. Ateş çok yorulmuş olmalı ki, o gece 18 aydır ilk kez sabah kadar DELİKSİZ UYUDU. Umarım devamı gelir.

Perşembe, Kasım 09, 2006

Ateş Ankara'ya gidiyooooor...

Gelecek hafta (umarım bir aksilik çıkmazsa) Ankara'ya gidiyoruz. Benim katılmak istediğim 3 günlük bir toplantı var, hem de mezun olduğum okulda. Hep birlikte gideceğiz. Uçak biletlerimiz hazır. .......... gidip direk uçuşla Ankara'ya gideceğiz. Tabi bir aksilik çıkmazsa. Hep birlikte gitmemizin nedeni; 1. Ben Ateş'ten ayrılamıyorum, 2. Ateş'i babaanneme ve halalarıma göstermek istiyorum. Hala tanışamadılar. Babaannem 3,5 yıldır felçli ve 2 halam ona bakıyorlar. Bu nedenle bir yere de pek gidemiyorlar. Babaannemle aram hep çok iyi olmuştur. Öğrenciyken onun evinde kaldım. Hep çocuğum olmasını istemişti, ben de ona hiç umutlanma derdim. Neyse, inşallah bu sefer buluşabiliriz. Ben de Ankara'yı çok özledim.
Bu sabah mutfaktan salona doğru yaramazlık yapmaya giderken Ateş'in hali böyleydi. Artık arkadaşın terlikleri var. Dün akşam Hamdiye ablası eve giderken arkasından ağladı. Ben de demek ki iyi oynuyorlar ben yokken diye mutlu oldum. Şu aşağıda fotoğrafı olan Playskool'un patates amca, havuç teyze ve mısır amcası var ya, gerçekten güzel oyuncaklar. Ateş hepsinin yüzünü, şapkasını, ayakkabılarını falan ayırdedebiliyor. İki gün önce havuç teyzenin yüzünü taktı, sonra bir baktı ki ters takmış, gözler aşağıda. Özenle çıkarıp yeniden düz taktı. Çok hoşuma gitti. Ayrıca bir süredir kitaplarının da düz mü ters mi durduğunu anlıyor. Kitap tersse hemen çeviriyor. Arabaların önünü arkasını ise aylardır ayırdediyor.

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Yağmurluk ve Kent Ormanı

Haftasonunu şöyle geçirdik: Cumartesi öğleden önce market alışverişi, öğle uykusundan sonra pantolon ve balık alışverişi ile geçti. Her hafta mutlaka balık alıyoruz. Evde benden başka herkes balığı çok seviyor. Akşama da Kaan'ı annesinin evinden alıp evimize döndük. Bu alışverişler sırasında Ateş'in üzerinde teyzesinin aldığı mavi yağmurluk vardı. Bu nedenle ilk 2 fotoğrafı teyzemiz için koyduk. Üsttekinde Ateş, apartman görevlisi Mehmet Bey'le (bizimki ona dede diyor) muhabbet ediyor. Alttakinde ise asansöre binmek üzereyken elindeki anne panda (bu günlerde pek kıymetli, bir de onun küçüğü var, o da bebek panda) ile birlikte babasına güzelce sarılmış.
Pazar günü ise Kent Ormanı'na gittik. Evimizden yaklaşık 20 dakika uzaklıkta, oldukça güzel bir ormanmış burası ve 2003'te açılmış. Ama hayrettir ki, biz ilk kez geçen hafta Ayşe ve Yavuz'dan duyduk. Bu hafta da hemen gezelim dedik.

Çok güzel yürüyüş yolları vardı ormanda. Cengiz, kucağında bir oğlu, elinde öbür oğluyla önden gitti. Ormanda oyun alanları...

...üzerinde kitap okumak ister misin yazan ağaç evler (fotoğraf makinesine Kaan hep böyle pozlar veriyor)...

..antik su sarnıçları vardı.

Çocuklar eğlendiler, temiz hava aldılar. Hatta evden çıkmadan önce oldukça huzursuz olan ve herşeye ağlayan Ateş'in morali düzeldi ve gülüp eğlenmeye başladı.

Kaan'ı da nihayet bir ara düzgün poz verirken yakalayabildim.


Akşam da Ateş'le evimizin önündeki dalgaları seyrettik. yaz boyu çok sakin görmeye alıştığı denizi bu kadar dalgalı ve gürültülü görmek Ateş'i çok şaşırttı. Bir haftasonu da böyle bitti...

Perşembe, Kasım 02, 2006

Hastalıklar başladı, sel tehlikesi devam ediyor

Epeydir hastalanmamıştı Ateş, 2 gündür biraz hasta. Ateşi çıkıyor. Neyse ki çok yükselen ve çok inatçı bir ateş değil bu sefer. Burnu da akıyor ve iştah tabi ki çok azaldı. Yukardaki fotoğrafta babasıyla birlikte "bu bez hep popoya takılıyor, acaba şapka olarak nasıl dururdu" sorusuna yanıt aradılar. Sabah uykudan kalktığında hep böyle gözleri şiş oluyor benim gibi.

Burda çocuk ailesini taklit eder sözünü kanıtlıyoruz. Biz ona ne yapıyorsak o da köpeklerine yapıyor, köpeğinin ateşini ölçüyor.

Dün Mersin'deki sel tehlikesiyle birlikte çocuğumun evde bakılacak kadar küçük olmasının değerini anladım. Ben Ateş'in evde güvende olduğunu bildiğimden gayet rahattım. Her koşulda eve ulaşabileceğimi biliyordum. Ama birçok arkadaşım servisle okuldan gelecek çocukları için büyük korkular yaşadılar, neyse ki dünü problemsiz atlattık. Dünkü göz gözü görmeyen inanılmaz havadan sonra bu sabah Mersin'i görseniz inanamazsınız. Sanki yaz aylarındayız. Güneş gözlüğü takacak boyutta güneş var. Kısa kollu tişörtlerle gezilebilir. Gökyüzü masmavi, ama yarın yeni bir sel tehlikesi başlıyormuş.


Bugün son olarak evlilik yıldönümümüzden bahsedeyim. Dün evlilik yıldönümümüzdü. Ateş doğduğundan beri ilk kez gece (pazar gecesi) dışarı çıktık. Arkadaşlarımızla yemek yedik, bowling, langırt vs. oynadık, çok eğlendik. Ateş de babaannesi ve Hamdiye ablasıyla beraber evde kaldı, hiç problem çıkarmamış. Onları "hıaaa" diyerek korkutmuş bol bol. Pastayı dün akşam Cengiz'in kardeşi Yavuz ve eşi Banu (evet evet iki kardeş Banu isminde kızlarla evlenmişler) getirdiler, tabi ki (diyete rağmen) yedim. Ateş de mumları üflemeye çalıştı, ama yine başaramadı. Umarım 2. doğumgününe kadar mum üflemeyi öğrenir.
Lilypie Kids Birthday tickers