Cumartesi, Nisan 12, 2008

Bugün...

Bu sabah 9'da kalktı Ateş. Hayret ettim. Böylece öğle uykusu uyumadı, şimdiye kadar da bir problem çıkarmadı. Babasıyla saç kestirmeye ve alışverişe gittiler. Yemeğini zaten yedi, dönünce banyo ve uyku gelir sırasıyla diye plan yapıyorum. Yediği yemeği anlatmam lazım. Dün akşam Ateş'le birlikte top köfte yaptık. Köfteyi hazırlayıp birlikte yuvarladık. Ateş bazılarını bebek köfte diyerek çok küçük yaptı, bazılarını da dev gibi büyük yaptı. Onun yaptığı büyüklükte hepsini pişirdim. Ama el yıkama aciliyeti nedeniyle fotoğraf çekemedim. Bu akşam kendi yaptığı top köftelerini bayılarak yedi. Hastalandığından beri, yani yaklaşık 2 haftadır ikinci kez karnını doyuracak kadar yemiş oldu. Umarım iştahı da düzeliyordur.
Gündüz oyun parkına gittik. Ateş'in sallandığı salıncak, yanındaki diğer salıncaktan büyüktü. Ateş "benim sallandığım salıncak çocuk salıncağı, yandaki bebek salıncağı, boyutundan anladım" dedi. Akşam da abisini bırakmaya gittiklerinde abisi neden herşeyin sonuncusunu sorduğunu merak etmiş (bizimki herhangi bir şeyin kaçıncı sırada olduğunu merak eder, ilk mi, ikinci mi, sonuncu mu olduğunu sorar), Ateş de "bittiğini bilmek istiyorum" diye yanıt vermiş. Artık epeyce büyük cümleler kuruyor. Bana gün içinde ablasıyla yaptığı şeyleri uzun uzun (5-6 cümle ile) anlatabiliyor. Bugün bisikletle evin içinde kovalamaca oynarken, ablasıyla konuştukları bir konuyu anlattı: Ateş yine hızlı hızlı bisiklet sürerken, yatakodasındaki tartıya takılmış bisikletin tekerleği. Ama Ateş aldırmayıp pedal çevirmeye devam etmiş, ablası da "nerdeyse tartıyı da götürecektin" demiş, birlikte gülmüşler.

Perşembe, Nisan 10, 2008

Oda

25 Mart akşamından beri Ateş kendi yatağında yatıyor. Kendi isteğiyle... O akşam odasında Ateş'in ne zaman kendi yatağında yatabileceğini konuştuk Cengiz'le. O da yanımızda oynuyordu. Anlaşılan bütün konuşmayı dinlemiş ve kaydetmiş. Gece kesin bir ses tonuyla kendi yatağında yatacağını söyledi ve yattı. İlk gece ben onun odasında kanepede uyudum. Sonra baktım bir problem yok, ben de kendi yatağıma geçtim. Şimdi telsiz açık oluyor geceleri ve en ufak mızıldamasında koridorda koşarken buluyorum kendimi.
Bu aşamayı Ateş'in de benim de zor atlatacağımızı zannediyordum. Benim için zor oldu gerçekten (ben yanımda uyumasından son derece memnundum), ama Ateş gayet mutlu. Arada hasta olduğu zaman bile teklif ettiğim halde benim yanımda yatmak istemedi. Sadece kendi yatağında yatmak istiyormuş. Onun için atlatılan bir aşama bile olmadı bu olay. Çok normalmiş kendi yatağında yatması. İşte böyle...

Salı, Nisan 08, 2008

Hastalık, Ankara

Önce ben hastalandım, sonra da ne kadar bulaştırmamak için gayret sarfetsem de maalesef Ateş'e hastalık bulaştı. Ben çok nadiren hastalanırım, bu kış ilkti, ama çok sarstı. Ateş'te tabi yüksek ateşle seyretti hastalık, ilk kez antibiyotik kullandık, ateşi düşünce de vücudunda döküntüler çıktı. Yani viraldi büyük bir ihtimalle ve biz boşuna antibiyotik kullandık. Döküntüleri dün bütün vücuduna yayıldı. Hastalık dışında iyiydik. Aslında hastayken bile Ateş mızmızlanmıyor, ateşinin yüksek olmadığı zamanlarda herşey normaldi.

Haftasonu Ankara'daydık. Cengiz'in katılması gereken bir toplantı vardı, hazır o gidiyorken Ateş'le ben de gidelim diye istedik. Cuma akşamı uçakla gittik, pazar akşamı sallantılı bir yolculukla döndük. Orda halamın evinde kaldık Ateş'le ben. Evde Karamel adında bir köpek olmasına ve yeni aldığım oyuncaklara rağmen Ateş sıkıldı ve tahmin edeceğiniz gibi "evimize gideliiiiiim" diye tutturdu.
Onu oyalamak için binbir türlü animasyon, kitap okuma seansları, oyuncakçı turları düzenledik. Bir alışveriş merkezindeki çocuk bölümünün çok iyi olduğunu duyunca oraya gittik. Gerçekten harikaydı, uzaktan kumandalı arabalar, gemiler, suyun üstünde gezinen botlar vs. vardı. Ben bile çok eğlendim.

Bu aktiviteler sırasında eğlenen Ateş, bitiminde yeniden "evimize gideliiiim" şeklindeki ağlamalı seanslarına devam etti. Gittiğime pişman oldum. Pazar günü Figen'e gittik. Orda Sarp ve oyuncaklarıyla eğleneceğini ummuştum Ateş'in. Ama Sarp'la hiç anlaşamadılar. Sarp oyuncaklarını Ateş'e vermedi, Ateş ağladı. Sonra ben başka bir odada Ateş'e kitap okudum ve bizimki oldukça uzun bir öğle uykusuna yattı. İyi oldu aslında, uyanınca zaten havaalanına gitme vakti gelmişti. Sevda, Pergin ve Nil'le böylece az görüşebildi Ateş. Nil'in kendisine aldığı arabalarla oynadı biraz. Bu iki gün boyunca ağzına toplam 3 lokma yemek aldı, biraz süt içti. Hasta olduğu için iştahı kötüydü, bir de "eve gidelim" huzursuzluğu eklenince iyice kötü oldu. Neyse pazar gecesi eve ulaştık. Ev manyağı oğlum yolda uyuduğu için evini sabah görebildi. İki gündür huzurla evinde oynuyor.

Pazar, Mart 23, 2008

Pazar Sabahı

Keyifle uyandık bu sabah. Ama önce gece nasıl uyuduğumuzdan bahsedelim. Önce en az 30-40 dakika kitap okuyorum ona, genellikle masal kitapları, bazen de belli bir konuyu anlatan kitaplar (Atlar ve Midilliler, Kurbağalar, Karlı Bir Gün vb.). Sonra sırt kaşıma seansına geçiyoruz. Bu arada tırnaklarımı kesmem Ateş tarafından yasaklandı. En son tırnaklarımı kestiğimde gece uyku arasında bana "yoksa tıynaklayını mı kestin" diye sordu. Kestiğimi söyleyince de "bi daa kesme" diye uyarımı aldım. Bugün de kestim, bakalım ne olacak?

Neyse, oğluma güzel bir kahvaltı hazırlamak istedim. Bu arada o yeni Şimşek McQuenn arabalarıyla (Fred, Dinoco helikopteri, bir Ferrari, bir başka yaramaz araba) oynadı.
Krep hamuru hazırladım, birlikte yeni teflon kalıplarımızı kullanarak fotoğraftaki krepleri pişirdik.

Ama Ateş bu kahvaltıdan bir lokma bile almadı. Bütün krepleri -neyse ki tam buğday unundan hazırlamıştım- tahmin edileceği gibi ben yedim. Şu anda Ateş babasıyla birlikte araba yıkıyor. Fotoğrafı uzaktan çektiğim için tam görünmüyor.

Yazıyı yazarken araba yıkayıcılar sırılsıklam geldiler. Üst baş değişiminden sonra tekrar araba oyununa döndü. Karnı da aç.

Perşembe, Mart 20, 2008

İşte Gözlüklü Ateş

Haftasonu filli kaydıraktan kaydık, Yeni aldığımız destekli iki tekerlekli bisikleti sürdük. Ben bu bisiklet için henüz çok küçük olduğunu düşünüyordum. Ama babası alınca yanıldığımı anladım. Gayet güzel sürebiliyor. Hatta dışarı çıkmadığımız zamanlar evde de sürüyor. Uzun bir koridorumuz olduğu için rahat rahat kullanıyor bisikleti, bir de bana ya da ablasına oyuncak market arabasını kullandırıyor ve bizimle yarışma yapıyor. Salondaki turuncu koltuğa önce kim ulaşacak yarışması bu, tabi ki Ateş kazanıyor. Bisikletin önündeki pembe sepetten Cengiz hoşlanmadı ama Ateş seviyor. Gözlük yakışmış değil mi?


Pazar, Mart 16, 2008

Turşu ve Leopar

Günlerdir yazamadım, bazı şeyleri unutmadan yazmam lazım. Geçen haftasonundan başlayım. Cumartesi Ülkü'lerin bahçesindeydik. Turşu yapmaya gittik, daha doğrusu Ülkü yaptı, Ateş de ona yardım etti. Geç bir kış turşusu olduğu için karnabahar ve havuç esas elemanlardı. Ateş karnabaharları ayıkladı, yıkadı, Ülkü'ye verdi. Sonuç aşağıdaki gibi oldu, Ateş çoook keyif aldı, şimdi turşunun olmasını bekliyoruz.Aynı gün bahçede limon ağacının altında çok vakit geçirdi, manzara süperdi. Milyon kere bahçe hortumunda elini yıkadı. Balıkları izledi. Akşamüstü 5 gibi eve dönerken öğle uykusunu uyudu. Pazar gününü de çoğunlukla dışarda geçirdik.

Bugünlerde Ateş hep leopar oluyor. Evde sürekli dört ayak üzerinde dolaşıp kükrüyor. Salonla yatakodası arasındaki koridoru mutlaka bu şekilde kükreyerek geçiyor. Salı akşamı, öğle uykusu uyumadığı için çok huzursuz olduğu ve sürekli ağladığı halde koridoru kükreyerek geçince, sinir yumağı haline gelmiş babasını ve beni bol bol güldürdü. Ama bizi ziyarete gelen Zeynep Sara ile annesini ve babasını da ağlayarak evden kovdu. Henüz öğle uykusu olmadan idare edemeyecek durumda olduğumuzu da iyice anladık.

Gözlüklü ilk fotoğrafını ve iki tekerlekli (tabi ki destek tekerlekleri var) yeni bisikletini ilk fırsatta ekleyeceğim.

Cuma, Mart 07, 2008

Geçen Günler...

Geçen cumartesi Cengiz bir toplantı için şehir dışında olduğundan biz Ateş'le yalnızdık. Güzel bir kahvaltıdan sonra öğleye doğru dışarıya çıktık. Yürüyerek çevrede dolaştık. Dükkanlara baktık, çocukları izledik, yakınımızda olduğu halde her nasılsa hiç görmediğimiz bir oyun parkına gittik, kafamıza göre alışveriş yaptık. Alışveriş torbamızda çok büyük bir kutu şeker, birkaç paket bisküvi, birkaç tane eticin vardı. Bir dükkanın önünde -Ateş'in söylediğine göre- göbüşü acıktığı için sürekli bağıran çok sevimli bir kuzu gördük. Yine yürüyerek eve döndük. Apartmana girdiğimizde görevli, hem Ateş için hem de benim için internetten sipariş verdiğimiz kitapların geldiğini söyledi. Kitaplarımızı alarak eve girdik. Öğle yemeği yedik. Yemek arasında dayanamayarak bisküvilerinden de yedi. Bu arada yeni kitaplarımızı inceledik. Yemeğin sonunda Ateş "anne, ne güzel bi gün geçiydik, di mi?" dedi.
Pazar günü de Bilge-Deniz'lerle birlikte biraz uzakta bir yere kahvaltıya gittik. Gittiğimiz yer popüler bir köy eviydi. Bahçesinde hamaklar vardı. Ateş hamakta sallandı, bahçedeki horoz ve tavukları inceledi. Çevrede bol bol koştu. Üstelik koşarken artık beni peşinde istemiyor. "Sen geyme, ben tek gidicem" diyor.
Salı akşamı Ateş'in amcasının eşinin doğumgünü nedeniyle yemeğe gittik (yakında Ateş'in kuzeni doğacak). Gittiğimiz yerde bir anne Haski ve "yavyuyayı" vardı. Ateş onları çok çok sevdi, rahat rahat okşadı. Onlar da kendilerini Ateş'e sevdirmek için peşinden ayrılmadılar. Giderken Ateş, "yine buyaya geyeyim" dedi.
Lilypie Kids Birthday tickers