Cumartesi, Nisan 12, 2008
Bugün...
Gündüz oyun parkına gittik. Ateş'in sallandığı salıncak, yanındaki diğer salıncaktan büyüktü. Ateş "benim sallandığım salıncak çocuk salıncağı, yandaki bebek salıncağı, boyutundan anladım" dedi. Akşam da abisini bırakmaya gittiklerinde abisi neden herşeyin sonuncusunu sorduğunu merak etmiş (bizimki herhangi bir şeyin kaçıncı sırada olduğunu merak eder, ilk mi, ikinci mi, sonuncu mu olduğunu sorar), Ateş de "bittiğini bilmek istiyorum" diye yanıt vermiş. Artık epeyce büyük cümleler kuruyor. Bana gün içinde ablasıyla yaptığı şeyleri uzun uzun (5-6 cümle ile) anlatabiliyor. Bugün bisikletle evin içinde kovalamaca oynarken, ablasıyla konuştukları bir konuyu anlattı: Ateş yine hızlı hızlı bisiklet sürerken, yatakodasındaki tartıya takılmış bisikletin tekerleği. Ama Ateş aldırmayıp pedal çevirmeye devam etmiş, ablası da "nerdeyse tartıyı da götürecektin" demiş, birlikte gülmüşler.
Perşembe, Nisan 10, 2008
Oda
Bu aşamayı Ateş'in de benim de zor atlatacağımızı zannediyordum. Benim için zor oldu gerçekten (ben yanımda uyumasından son derece memnundum), ama Ateş gayet mutlu. Arada hasta olduğu zaman bile teklif ettiğim halde benim yanımda yatmak istemedi. Sadece kendi yatağında yatmak istiyormuş. Onun için atlatılan bir aşama bile olmadı bu olay. Çok normalmiş kendi yatağında yatması. İşte böyle...
Salı, Nisan 08, 2008
Hastalık, Ankara
Onu oyalamak için binbir türlü animasyon, kitap okuma seansları, oyuncakçı turları düzenledik. Bir alışveriş merkezindeki çocuk bölümünün çok iyi olduğunu duyunca oraya gittik. Gerçekten harikaydı, uzaktan kumandalı arabalar, gemiler, suyun üstünde gezinen botlar vs. vardı. Ben bile çok eğlendim. 
Bu aktiviteler sırasında eğlenen Ateş, bitiminde yeniden "evimize gideliiiim" şeklindeki ağlamalı seanslarına devam etti. Gittiğime pişman oldum. Pazar günü Figen'e gittik. Orda Sarp ve oyuncaklarıyla eğleneceğini ummuştum Ateş'in. Ama Sarp'la hiç anlaşamadılar. Sarp oyuncaklarını Ateş'e vermedi, Ateş ağladı. Sonra ben başka bir odada Ateş'e kitap okudum ve bizimki oldukça uzun bir öğle uykusuna yattı. İyi oldu aslında, uyanınca zaten havaalanına gitme vakti gelmişti. Sevda, Pergin ve Nil'le böylece az görüşebildi Ateş. Nil'in kendisine aldığı arabalarla oynadı biraz. Bu iki gün boyunca ağzına toplam 3 lokma yemek aldı, biraz süt içti. Hasta olduğu için iştahı kötüydü, bir de "eve gidelim" huzursuzluğu eklenince iyice kötü oldu. Neyse pazar gecesi eve ulaştık. Ev manyağı oğlum yolda uyuduğu için evini sabah görebildi. İki gündür huzurla evinde oynuyor.
Pazar, Mart 23, 2008
Pazar Sabahı


Ama Ateş bu kahvaltıdan bir lokma bile almadı. Bütün krepleri -neyse ki tam buğday unundan hazırlamıştım- tahmin edileceği gibi ben yedim. Şu anda Ateş babasıyla birlikte araba yıkıyor. Fotoğrafı uzaktan çektiğim için tam görünmüyor. 
Yazıyı yazarken araba yıkayıcılar sırılsıklam geldiler. Üst baş değişiminden sonra tekrar araba oyununa döndü. Karnı da aç.
Perşembe, Mart 20, 2008
İşte Gözlüklü Ateş
Haftasonu filli kaydıraktan kaydık, Yeni aldığımız destekli iki tekerlekli bisikleti sürdük. Ben bu bisiklet için henüz çok küçük olduğunu düşünüyordum. Ama babası alınca yanıldığımı anladım. Gayet güzel sürebiliyor. Hatta dışarı çıkmadığımız zamanlar evde de sürüyor. Uzun bir koridorumuz olduğu için rahat rahat kullanıyor bisikleti, bir de bana ya da ablasına oyuncak market arabasını kullandırıyor ve bizimle yarışma yapıyor. Salondaki turuncu koltuğa önce kim ulaşacak yarışması bu, tabi ki Ateş kazanıyor. Bisikletin önündeki pembe sepetten Cengiz hoşlanmadı ama Ateş seviyor. Gözlük yakışmış değil mi?Pazar, Mart 16, 2008
Turşu ve Leopar
Aynı gün bahçede limon ağacının altında çok vakit geçirdi, manzara süperdi. Milyon kere bahçe hortumunda elini yıkadı. Balıkları izledi. Akşamüstü 5 gibi eve dönerken öğle uykusunu uyudu. Pazar gününü de çoğunlukla dışarda geçirdik. 
Bugünlerde Ateş hep leopar oluyor. Evde sürekli dört ayak üzerinde dolaşıp kükrüyor. Salonla yatakodası arasındaki koridoru mutlaka bu şekilde kükreyerek geçiyor. Salı akşamı, öğle uykusu uyumadığı için çok huzursuz olduğu ve sürekli ağladığı halde koridoru kükreyerek geçince, sinir yumağı haline gelmiş babasını ve beni bol bol güldürdü. Ama bizi ziyarete gelen Zeynep Sara ile annesini ve babasını da ağlayarak evden kovdu. Henüz öğle uykusu olmadan idare edemeyecek durumda olduğumuzu da iyice anladık.
Gözlüklü ilk fotoğrafını ve iki tekerlekli (tabi ki destek tekerlekleri var) yeni bisikletini ilk fırsatta ekleyeceğim.
Cuma, Mart 07, 2008
Geçen Günler...
Geçen cumartesi Cengiz bir toplantı için şehir dışında olduğundan biz Ateş'le yalnızdık. Güzel bir kahvaltıdan sonra öğleye doğru dışarıya çıktık. Yürüyerek çevrede dolaştık. Dükkanlara baktık, çocukları izledik, yakınımızda olduğu halde her nasılsa hiç görmediğimiz bir oyun parkına gittik, kafamıza göre alışveriş yaptık. Alışveriş torbamızda çok büyük bir kutu şeker, birkaç paket bisküvi, birkaç tane eticin vardı. Bir dükkanın önünde -Ateş'in söylediğine göre- göbüşü acıktığı için sürekli bağıran çok sevimli bir kuzu gördük. Yine yürüyerek eve döndük. Apartmana girdiğimizde görevli, hem Ateş için hem de benim için internetten sipariş verdiğimiz kitapların geldiğini söyledi. Kitaplarımızı alarak eve girdik. Öğle yemeği yedik. Yemek arasında dayanamayarak bisküvilerinden de yedi. Bu arada yeni kitaplarımızı inceledik. Yemeğin sonunda Ateş "anne, ne güzel bi gün geçiydik, di mi?" dedi. Pazar günü de Bilge-Deniz'lerle birlikte biraz uzakta bir yere kahvaltıya gittik. Gittiğimiz yer popüler bir köy eviydi. Bahçesinde hamaklar vardı. Ateş hamakta sallandı, bahçedeki horoz ve tavukları inceledi. Çevrede bol bol koştu. Üstelik koşarken artık beni peşinde istemiyor. "Sen geyme, ben tek gidicem" diyor.
Salı akşamı Ateş'in amcasının eşinin doğumgünü nedeniyle yemeğe gittik (yakında Ateş'in kuzeni doğacak). Gittiğimiz yerde bir anne Haski ve "yavyuyayı" vardı. Ateş onları çok çok sevdi, rahat rahat okşadı. Onlar da kendilerini Ateş'e sevdirmek için peşinden ayrılmadılar. Giderken Ateş, "yine buyaya geyeyim" dedi.

