Neyse ki, yarım saat sonra idrar ve kan tetkiklerimizin sonucu çıktı. Tokluk kan şekeri 107, idrarda glikoz ve protein negatif. Ama herşey bitmedi. Bu sefer nefrolog arkadaşımız poliürinin sebebini bulmak için bizden renal ultrasonografi ve 24 saatlik su alış ve idrar çıkış takibi istedi. Pediatrik nefrolog arkadaşımız, hasta çocuklardan tanı amaçlı böbrek biyopsileri alıyor ve patolojinin yanısıra benim çalıştığım bölüme de elektron mikroskobik inceleme için gönderiyor. Ben çocuk hasta olunca, hastanın kendini görmeden dokularına bakarak bile çok üzülüyorum. Şimdi ya kendi çocuğum için böyle birşey gerekirse, kendi çocuğumun böbrek dokusuna nasıl bakarım diye de ayrıca kafayı yedim.
Neyse akşam eve geldik. Bu sefer de Ateş'te ishal ve iştahsızlık başladı. Diabet çıkmadığı için rahatlasak da yine de ertesi günkü tetkikler de strese soktu bizi. O gece Ateş'le birlikte uyudum sabaha kadar. Çünkü kalkarsam ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırdım. Su ve idrar takibine devam ettik. Perşembe günü öğlen ultrasona gittik. Karın bölgesinde herşey normal çıktı. Su alış ve idrar çıkışı da bir anda normale döndü. Bunun üzerine nefrolog arkadaşımız, bir problem olmadığını, muhtemelen günlük bir sebeple çok su içtiğini söyledi. Şu anda ishal devam ediyor, ara ara da kusuyor, herhalde bu sefer de gastroenterit oldu. Neyse, geçer. Önemli olan kalıcı birşey olmaması.
İşte böyle. Buraya yazarken bile sıkıntıya girdim, gözlerim doldu. O günleri yaşarken nasıl hissettiğimi anlatamam bile. Zaten "normal" günlerimizin kıymetini biliyorum. Ama yeniden o günlere dönmek harika. Ateş'in annesi olmak hayatımdaki en harika şey. Onun sağlıklı ve mutlu olması herşeyden çok önemli. Şu anda da yanıma geldi, 7 sayısını nasıl yazmamız gerektiğini anlatıyor cıvıl cıvıl. Hep böyle olmasını istiyorum.
















