Salı, Eylül 30, 2008

Tatil şöyle geçiyor:

Sabahları uyanıp boğuşuyoruz Ateş'le, oyunlar oynuyoruz. Sonra kalkıp kahvaltıya gidiyoruz. Sonra mutlaka babasıyla balık avına gidiyorlar (şu anda olduğu gibi). Avlanan balıklar temizlendikten sonra, duruma göre ya kumda oyun, ya bisikletle gezi, ya arabalarla oyun var sırada. Bütün gün oyunla geçiyor, bazen denize giriyoruz. Akşam yemeğinden sonra genellikle odada film izliyoruz oğlumla birlikte. Bu sıralarda Garfield filmlerine takmış durumda. Garfield ve Garfield 2 en favori filmlerimiz. Bunlar tümü animasyon olanlar değil, sadece Garfield animasyon, diğer bütün oyuncular gerçek. Ateş'e ve bana göre bu iki film, tümü animasyon olan Garfield'lara göre çok çok daha güzel. Diğerlerini birer kez izledik ve çok sıradan geldi bize, çekici değil.
Neyse, film izlerken ya meyve ya da kuruyemiş yiyoruz. Sonra mutlaka "Şirin yuvaya gidiyor" isimli kitabımızı okuyoruz ve birlikte uyuyoruz.

Tabi ki arada Ateş'in yaramazlıkları da oluyor. Dün hem sabah hem öğle yemeğinde beni çıldırttı, çok yaramazlık yaptı. İnsanların içinde sürekli bağırdı, beni hiç dinlemedi. En sevmediğim şeylerden biri diğer insanların ortasında gürültü yapması, başkası yapsa ben çok rahatsız oluyorum. Ateş böyle yapınca tabi ki onu engellemeye çalışıyorum. Neyse bu davranışlarının cezasını gün içinde bir süre odada kalmakla ve o sırada istediği bilgisayar oyununu oynamamakla ödedi. Tabi ki birlikte odada kaldık. Ağladı, ama bunun hiçbir faydası olmayacağını söyledim kendisine. Ceza verdim sana, dedim. "Sen polis misin ki?" dedi bana. Neyse dün iki cezadan sonra kendine geldi. Bugün "evet yaramazlık yaptım" diyor.

Dün 5-6 saat kadar yağmur yağdı. Restoranın üstü kapalı ama çevresi tümüyle açık. Hemen yanımızda yağmur yağarken biz Ateş'le tavla oynadık, yemek yedik, araba yarıştırdık, bil bakalım kim (1-2-3 gözlü yaratıklarla) oynadık. Çok eğlenceliydi. Yağmurda bile dolaştı.

Artık "r" yi çok güzel söylüyor. Konuşurken nerdeyse tümüyle "r"leri söylüyor. Kendi kendine oldu, biz hiç uğraşmadık.

Plaka ilgisi de bütün hızıyla devam ediyor. Farklı plakalar gördüğünde "gitsin Edirne'ye, gitsin İstanbul'a, ....." diye konuşup duruyor.

Pazar, Eylül 28, 2008

Balık, balık, balık...

Tatil çoğunlukla balık avlamakla geçiyor. Babası ve abisiyle birlikte ya iskeleden balık avlıyorlar, ya dereden, ya da sırtı çekiyorlar. Bu sırtı çekmek, palamut avlama şekliymiş. Ateş tek kelimeyle bayılıyor. Babası dün gece eve döndü, biraz önce yeniden geldi. O yokken biz bisikletle dolaştık, gezdik, film izledik, kitap okuduk, kumlarda oynadık, dondurma yedik, ama beyefendiyi yeterince eğlendirememişiz demek ki; babasını görünce "yaşasın, balığa gidiyoruz" diye sevinç çığlıkları attı.

Çarşamba, Eylül 24, 2008

Haberler...

Okul gayet iyi gidiyor. Bu hafta sabahları da hiç mızmızlanmıyor. İş çıkışı aldığımda da mutlu buluyorum. Hatta Koza isminde bir kız arkadaşı ile çok iyi anlaştıklarını, Ateş'in gidip kızın saçlarını okşadığını, onu salıncakta salladığını söylediler. Birkaç gün önce de Koza'nın annesiyle okulda karşılaştık. Kızının Ateş istemiyor diye saçlarını topuz yaptırtmadığını, Ateş içme dedi diye soğuk su içmediğini söyledi. Gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Bizimki neler yapıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Üstelik kendisi soğuk su içerken kızı içme diye tembihlemesi de çok komik.

Okulda olanları asla evde konuşmuyor. Babası sürekli konuyu açıyor, ısrarla sorular soruyor. Ateş sinir olup hiçbir şey söylemiyor. Ben soru sormuyorum, Cengiz'i de engellemeye çalışıyorum. Bazen çok farklı açılardan konuya girmeden bazı sorular soruyorum, onları yanıtlıyor. İlk kez dün okulun iyi olduğunu, okuldaki küçük çocukların ne kadar yaramaz olduğunu, yemek yapan teyzenin benden iyi yemek yaptığını söyledi. Bugün o teyzeye bu konuyu söylediğimde ise, -herhalde beni üzmemek için- ikimizin de iyi yemek yaptığını söyledi. Bence aslında benim yemeklerimi de severek yiyor.

Bu sabah sesimizin nerden çıktığını sordu. Ben de boğazımızda ses teli denen katlantılar olduğunu, nefes verirken ordan geçen havanın sesi meydana getirdiğini söyledim. Ses öyle çıkıyorsa nasıl konuşabiliyoruz peki, dedi, dudaklarımızın hareketleriyle olduğunu söyledim. Beni ilgiyle dinledi. İkna oldu. Güzel soruydu, çok beğendim.

Bayram tatilini yine deniz kenarında geçireceğiz. Bizim balıkçılar artık işi büyütüp koca koca palamutlar avlamaya başladılar. Ateş balığa gitmek için herşeyden vazgeçebiliyor.

Şu anda 103 cm ve 19 kg.

Pazar, Eylül 21, 2008

Ateş'in Köpekleri

Ateş'in tam 5 tane peluş köpeği var. Sırayla: Kay, Kalp, Tomy, Mandik ve Marsık. Fotoğrafta da bu sırayla Ateş'in yanında duruyorlar. Kanepenin üstünde kocaman Nemo balık var, ama konu dışı.
Okulda pazartesi kitap, çarşamba oyuncak, cuma da CD götürme günüymüş. Bakalım yarın hangi kitabını götürecek?

Çarşamba, Eylül 17, 2008

Isırık

Pazartesi akşamı Ateş'i okuldan almaya gittiğimde, sınıfındaki Bora isimli çocuğun Ateş'in elindeki oyuncağı almaya çalıştığını, vermeyince de Ateş'i kolundan ısırdığını söylediler. Çok üzüldüm, ama "ne yapalım kaza olmuş" dedim. Ateş konuyu hiç açmadı, ben de sormadım. Akşam banyo sırasında moraran kolunu gösterip ne olduğunu sordum. "Böcek ısırdı" yanıtını aldım. "Ama epeyce büyük bir morluk" deyince de "böcek büyüktü" dedi. Üstelemedim.
Ateş'in, sınıfındaki bir kız arkadaşını çok sevdiğini, ara ara gidip saçlarını okşadığını, salıncakta onu salladığını da söylediler.
Akşamları onu çok keyifli bulmama rağmen (gülüyor, konuşuyor, öğretmenleriyle güzelce vedalaşıyor, yarın görüşürüz diyor), sabahları hala evden zor, bazen ağlayarak çıkıyoruz.

Pazar, Eylül 14, 2008

Farklı Konular...

  • Sabahları bırakma zamanlarımız haricinde okul iyi gidiyor. Sabahları mızmızlanıyor, gitmek istemiyor. Okula gidince de kucağıma geliyor ve hafiften ağlamaya başlıyor. O sırada öğretmenlerinin çabasıyla okula giriyor, bana üzülerek by by diyor. Ben de üzülerek ayrılıyorum. Sonra okulu her aradığımda (günde belki bir milyon kez arıyorum) iyi olduğu haberini alıp rahatlıyorum. Hatta bugün bütün sınıf ilk kez birlikte oyun oynamışlar. Ateş'in başlangıçtan beri en iyi günü bugünmüş. Fotoğraf dünkü kırtasiye alışverişimizden. Okuldan istediler de.
  • Kaç gündür yazmayı unutuyorum. Birkaç hafta önce arkadaşlarımızın evine gittik. Ateş banyoda elini yıkadı, ama el kurulamak için havlu yoktu. Çevresine bakındı, duş perdesini gördü. Ben ne olduğunu anlamadan gidip duş perdesinde ellerini kurulamaya çalıştı, bir yandan da "ne kadar da büyük havluları varmış" dedi.
  • Bu haftasonu denizdeyken iskelenin altında çok sayıda midye gördü. "Burda seksenlerce midye varmış" dedi.
  • Sayılara ve harflere olan yoğun ilgisi bütün hızıyla devam ediyor. Hatta okula gittiğimizde sayılarla oyunlar kurarak onu rahatça içeri alıyorlar. Bütün harfleri tanıyor. Hatta Türkçe "a, bee, ce, çe, de, eeee ....." ya da İngilizce "ey, bi, si, di, ..." şarkıları en sevdiği ve en sık söylediği şarkılar. Kendi kendine okumaya ve yazmaya bile başladı. Harfleri çok komik ve güzel yapıyor. Okulda 6 yaş sınıfına bazı sayıları Ateş öğretmiş. İlkokula başlayınca ne olacak hiç bilmiyorum.

Perşembe, Eylül 11, 2008

Bu sabah...

İyi değilim, çünkü Ateş okula girince kucağımdan inmedi ve ağlamaya başladı. Serap Öğretmen hemen onu alıp bahçeye çıkardı, ama sonuçta o ağlarken ayrıldık. Onun yanından ayrılırken, işe gittiğimi, işten sonra gelip onu alacağımı, birlikte eve gideceğimizi tekrarladım ve bay bay deyip ayrıldım. Yani üzülme veya geri adım atma belirtisi göstermedim, ama çok üzüldüm.
Bir yandan da şöyle bir durum var: Dün iş çıkışı Ateş'i aldığımda günü çok iyi geçmişti. Yemeğini yemiş, uykusunu uyumuştu. "Anne, sana harika bi haberim var, tam 7 tane barbunyayı bir lokmada yedim" diye beni karşıladı, keyfi çok yerindeydi. Umarım bugün de öyle olur. Onun iyiliği için okula gitmesi gerekiyor. Artık onun kendi hayatı var.
Lilypie Kids Birthday tickers