Sabahları uyanıp boğuşuyoruz Ateş'le, oyunlar oynuyoruz. Sonra kalkıp kahvaltıya gidiyoruz. Sonra mutlaka babasıyla balık avına gidiyorlar (şu anda olduğu gibi). Avlanan balıklar temizlendikten sonra, duruma göre ya kumda oyun, ya bisikletle gezi, ya arabalarla oyun var sırada. Bütün gün oyunla geçiyor, bazen denize giriyoruz. Akşam yemeğinden sonra genellikle odada film izliyoruz oğlumla birlikte. Bu sıralarda Garfield filmlerine takmış durumda. Garfield ve Garfield 2 en favori filmlerimiz. Bunlar tümü animasyon olanlar değil, sadece Garfield animasyon, diğer bütün oyuncular gerçek. Ateş'e ve bana göre bu iki film, tümü animasyon olan Garfield'lara göre çok çok daha güzel. Diğerlerini birer kez izledik ve çok sıradan geldi bize, çekici değil. Salı, Eylül 30, 2008
Tatil şöyle geçiyor:
Sabahları uyanıp boğuşuyoruz Ateş'le, oyunlar oynuyoruz. Sonra kalkıp kahvaltıya gidiyoruz. Sonra mutlaka babasıyla balık avına gidiyorlar (şu anda olduğu gibi). Avlanan balıklar temizlendikten sonra, duruma göre ya kumda oyun, ya bisikletle gezi, ya arabalarla oyun var sırada. Bütün gün oyunla geçiyor, bazen denize giriyoruz. Akşam yemeğinden sonra genellikle odada film izliyoruz oğlumla birlikte. Bu sıralarda Garfield filmlerine takmış durumda. Garfield ve Garfield 2 en favori filmlerimiz. Bunlar tümü animasyon olanlar değil, sadece Garfield animasyon, diğer bütün oyuncular gerçek. Ateş'e ve bana göre bu iki film, tümü animasyon olan Garfield'lara göre çok çok daha güzel. Diğerlerini birer kez izledik ve çok sıradan geldi bize, çekici değil. Pazar, Eylül 28, 2008
Balık, balık, balık...
Çarşamba, Eylül 24, 2008
Haberler...
Okul gayet iyi gidiyor. Bu hafta sabahları da hiç mızmızlanmıyor. İş çıkışı aldığımda da mutlu buluyorum. Hatta Koza isminde bir kız arkadaşı ile çok iyi anlaştıklarını, Ateş'in gidip kızın saçlarını okşadığını, onu salıncakta salladığını söylediler. Birkaç gün önce de Koza'nın annesiyle okulda karşılaştık. Kızının Ateş istemiyor diye saçlarını topuz yaptırtmadığını, Ateş içme dedi diye soğuk su içmediğini söyledi. Gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Bizimki neler yapıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Üstelik kendisi soğuk su içerken kızı içme diye tembihlemesi de çok komik.
Okulda olanları asla evde konuşmuyor. Babası sürekli konuyu açıyor, ısrarla sorular soruyor. Ateş sinir olup hiçbir şey söylemiyor. Ben soru sormuyorum, Cengiz'i de engellemeye çalışıyorum. Bazen çok farklı açılardan konuya girmeden bazı sorular soruyorum, onları yanıtlıyor. İlk kez dün okulun iyi olduğunu, okuldaki küçük çocukların ne kadar yaramaz olduğunu, yemek yapan teyzenin benden iyi yemek yaptığını söyledi. Bugün o teyzeye bu konuyu söylediğimde ise, -herhalde beni üzmemek için- ikimizin de iyi yemek yaptığını söyledi. Bence aslında benim yemeklerimi de severek yiyor.
Bu sabah sesimizin nerden çıktığını sordu. Ben de boğazımızda ses teli denen katlantılar olduğunu, nefes verirken ordan geçen havanın sesi meydana getirdiğini söyledim. Ses öyle çıkıyorsa nasıl konuşabiliyoruz peki, dedi, dudaklarımızın hareketleriyle olduğunu söyledim. Beni ilgiyle dinledi. İkna oldu. Güzel soruydu, çok beğendim.
Bayram tatilini yine deniz kenarında geçireceğiz. Bizim balıkçılar artık işi büyütüp koca koca palamutlar avlamaya başladılar. Ateş balığa gitmek için herşeyden vazgeçebiliyor.
Şu anda 103 cm ve 19 kg.
Pazar, Eylül 21, 2008
Ateş'in Köpekleri
Ateş'in tam 5 tane peluş köpeği var. Sırayla: Kay, Kalp, Tomy, Mandik ve Marsık. Fotoğrafta da bu sırayla Ateş'in yanında duruyorlar. Kanepenin üstünde kocaman Nemo balık var, ama konu dışı.Okulda pazartesi kitap, çarşamba oyuncak, cuma da CD götürme günüymüş. Bakalım yarın hangi kitabını götürecek?
Çarşamba, Eylül 17, 2008
Isırık
Ateş'in, sınıfındaki bir kız arkadaşını çok sevdiğini, ara ara gidip saçlarını okşadığını, salıncakta onu salladığını da söylediler.
Akşamları onu çok keyifli bulmama rağmen (gülüyor, konuşuyor, öğretmenleriyle güzelce vedalaşıyor, yarın görüşürüz diyor), sabahları hala evden zor, bazen ağlayarak çıkıyoruz.
Pazar, Eylül 14, 2008
Farklı Konular...
- Sabahları bırakma zamanlarımız haricinde okul iyi gidiyor. Sabahları mızmızlanıyor, gitmek istemiyor. Okula gidince de kucağıma geliyor ve hafiften ağlamaya başlıyor. O sırada öğretmenlerinin çabasıyla okula giriyor, bana üzülerek by by diyor. Ben de üzülerek ayrılıyorum. Sonra okulu her aradığımda (günde belki bir milyon kez arıyorum) iyi olduğu haberini alıp rahatlıyorum. Hatta bugün bütün sınıf ilk kez birlikte oyun oynamışlar. Ateş'in başlangıçtan beri en iyi günü bugünmüş. Fotoğraf dünkü kırtasiye alışverişimizden. Okuldan istediler de.
- Kaç gündür yazmayı unutuyorum. Birkaç hafta önce arkadaşlarımızın evine gittik. Ateş banyoda elini yıkadı, ama el kurulamak için havlu yoktu. Çevresine bakındı, duş perdesini gördü. Ben ne olduğunu anlamadan gidip duş perdesinde ellerini kurulamaya çalıştı, bir yandan da "ne kadar da büyük havluları varmış" dedi.
- Bu haftasonu denizdeyken iskelenin altında çok sayıda midye gördü. "Burda seksenlerce midye varmış" dedi.
- Sayılara ve harflere olan yoğun ilgisi bütün hızıyla devam ediyor. Hatta okula gittiğimizde sayılarla oyunlar kurarak onu rahatça içeri alıyorlar. Bütün harfleri tanıyor. Hatta Türkçe "a, bee, ce, çe, de, eeee ....." ya da İngilizce "ey, bi, si, di, ..." şarkıları en sevdiği ve en sık söylediği şarkılar. Kendi kendine okumaya ve yazmaya bile başladı. Harfleri çok komik ve güzel yapıyor. Okulda 6 yaş sınıfına bazı sayıları Ateş öğretmiş. İlkokula başlayınca ne olacak hiç bilmiyorum.
Perşembe, Eylül 11, 2008
Bu sabah...
Bir yandan da şöyle bir durum var: Dün iş çıkışı Ateş'i aldığımda günü çok iyi geçmişti. Yemeğini yemiş, uykusunu uyumuştu. "Anne, sana harika bi haberim var, tam 7 tane barbunyayı bir lokmada yedim" diye beni karşıladı, keyfi çok yerindeydi. Umarım bugün de öyle olur. Onun iyiliği için okula gitmesi gerekiyor. Artık onun kendi hayatı var.

