Güzel yurtdışı gezimizi, ayrıntıları unutmadan yazmalıyım. Geziye yine İpekler'le birlikte gittik, onlarla inanılmaz şekilde bir uyum yakaladığımızdan gezilerimizi birlikte planlıyoruz. Bu durumdan çok memnunuz.
Gezimizin ilk günü öğleden sonra 3 gibi Riga'ya vardık. Öncelikle havaalanının küçüklüğü dikkatimizi çekti. Havaalanında kiraladığımız aracı teslim aldık ve yine -geçici de olsa- arabamızla yollara düştük. Gertrude caddesindeki otelimize vardık. Bu arada arabayı parkederken bir patlıcancı teyze olayı oldu, ama kazasız bir şekilde atlattık. Otelimizi çok beğendik. Özellikle bizim odamız aile odası olduğu için akşam çocukların planladığı oda partileri için çok uygundu. Tabi hemen kendimizi dışarıya attık. Yürüyerek şehrin eski şehir denen bölgesine geldik. Oldukça kuzeyde olduğumuz için hava çok geç kararıyordu. Letonya'nın ünlü özgürlük anıtı Milda'yı, çeşitli katedralleri, kanalı ve üzerindeki aşk kilidi köprüsünü gördük. Şehir merkezindeki büyük meydanlardan birinde, çok güzel bir canlı müzik eşliğinde yemeklerimizi yedik. Yine yürüyerek otelimiz döndük.
Ertesi gün ilk hedef Jurmala ismindeki sahil bölgesiydi. Riga'ya oldukça yakın olan Baltık Denizi kıyısındaki bu bölge, geniş kumsalıyla ve çok güzel bahçeli evleriyle ünlüymüş. Baltık Denizi'ne gireriz düşüncesiyle hazırlıklı gelmiştik. Geniş kumsaldaki çok pratik soyunma kabinlerinde üzerimizi değiştirip denize girdik, Cengiz haricinde. Tabi çok uzun süre denizde kalmadık. Kıyıda oturup birşeyler yedik, içtik. Kumsalda ve hemen paralelindeki şehir merkezinde yürüdük, akşama doğru Riga'ya döndük. Arabamızı otelin yakınına bırakıp yine şehir gezisine çıktık. Ünlü karakafalılar evinin bulunduğu meydanda güzel bir yemek yedik. Ateş yediği pizzayı çok çok beğendi.
Bir sonraki gün yine yürüyerek geldiğimiz şehir merkezinde kanal gezisi yaparak güne başladık. Küçük bir tekneyle kanaldan gezmeye başlayıp Dougava nehrine açıldık, Riga'nın ünlü köprülerinin altından geçerek tekrar kanala girdik. Ateş, aşırı sıcak havada can yeleğinden dolayı çok terledi ve daraldı. Sonra 4 zeplin hangarının içine kurulan pazarı gezdik. Gerçekten çok ilginçti. Hangarlardan biri sırf balık ve deniz ürünlerine ayrılmıştı. Hayatımda görmediğim değişik balıklar, kurutulmuş balıklar, tütsülenmiş balıklar gördüm. Orda pazarın içinden biraz balık, havyar ve yine pazarın içindeki bir Özbek fırınından yuvarlak halka şeklinde ekmekler alıp bir parka gittik. Aldıklarımız öğle yemeğimiz oldu. Aldığımız ekmeklerin içinde de balık olduğunu hayretle gördük. Balık hiç sevmediğim halde ben bile hepsinden yedim. Sonrasında bu sefer daha ayrıntılı olarak eski şehiri ve meydanları gezdik. Bir kilisenin tepesinden şehri izledik. ünlü 11 Kasım caddesini gördük. Yürüye yürüye gezmediğimiz yer kalmadı. Otele dönüp arabayı aldık, yürüyerek görmediğimiz birkaç özel caddeden (Alberta, Elizabetes) arabayla geçip, ününü önceden duyduğumuz Lido'ya geldik. Burası hem yemek, hem de aktivite merkezi. Çocuklar için çok güzel aktiviteler vardı. Ama saat 9'da aktiviteler kapandığı için Ateş'le İpek çoğuna katılamadı, içlerinde kaldı. Son gün onları tekrar buraya getirmeye söz verdik. Çok güzel ve uygun fiyatlı yemekler yiyip otelimize döndük. Bu arada akşam partileri yapmayı hiç ihmal etmedik. Yani bizim odada buluşup sohbet ettik, çocuklar oyun oynadılar.
Sonraki sabah otelden ayrılarak önce Sigulda'ya, sonra Parnu'ya gitmek üzere yola çıktık.
