Cumartesi, Kasım 01, 2008

Ateş Balık Avında...

Yazın her tatilde ve her haftasonunda geldiğimiz B.........'a geldik bugün. Hava çok güzel. Turistlerden denize girenler var. Rahatlıkla girilir zaten, ama bütün yaz girdiğimiz için şimdi girmiyoruz. Aslında balık tutmak için geldik. Yani ben bilgisayarım ve makalelerimle çalışmak için, Ateş, abisi ve babası ise balık avlamak için. Güneş süper, hava harika. Ateş'e güneşten koruyucu krem sürsem mi, diye bile düşündüm. Ama o şapkayı bile reddetti.
İstediğimiz zaman böyle bir yere gelebildiğimiz için ve denizle bu kadar içiçe olduğumuz için çok şanslıyız. Ateş günlerdir bugünü bekliyordu, hatta sabah 6'da uyanıp hadi gidelim diye tutturdu. Şu anda çok mutlu.
Perşembe ve cuma günü okula gitti Ateş. Giderken ağlıyor yine, ama sonra keyfi yerine geliyormuş. İş çıkışı yine çok mutlu buluyorum. Gün içinde keyfinin yerinde olduğunu göstermek için birçok kez fotoğrafını çekiyorlar, kameraya kaydediyorlar, bana izlettiriyorlar. Bizimki ağlayan başka çocuklara moral veriyormuş, "ağlama, annen gelip seni alacak" diyormuş. "Evde ağlıycam, ama okulda ağlamıycam" diyormuş (evde de aynı şeyi söylüyor).
Fotoğraf geçen pazar gününden. Ağacın dalında leopar gibi duran Ateş...

Pazartesi, Ekim 27, 2008

Haftasonu Maceralarımız

Cumartesi günü bir balıkçı teknesiyle balık avlamaya gittik. Daha önce gitmediğimiz bir yerdi, yani balık avlamak için gitmemiştik. Balık yemek için çok gitmiştik, ama ben en son Ateş doğmadan yaklaşık 1 yıl önce gitmiştim. Bizimkiler birkaç balık avladılar, sonra yemek yerken de masanın yanından avlamaya devam ettiler. Ateş dönerken yolda uyudu, dönüşte de yeni gözlüğünü alıp eve döndük.
Pazar günü öğle saatlerinde hamburger alıp Bilge-Deniz'in bahçesine gittik. Artık bahçede oturma sezonu açıldı, hava çok güzeldi. Ateş'le babası orda da balık avlamaya çalıştılar, ama bu sefer olmadı. Güzel bir gün geçirdik, çocuklar açık havada oynayıp eğlendiler.
Bugüne gelince sabah Ateş yine okula gitmemek için ağlamaya başladı, uzun süre de ağlamaya devam etti. Ben de okula götürmedim, evde kaldı, keyfi yerine geldi. Kendi deyimiyle "insan en iyi evinde rahat edermiş". Okuldan öğretmeni arayıp herkesin Ateş'i özlediğini, yarın mutlaka beklediklerini söylemiş. Bizimki de tamam demiş, ama yarın ne olacak hiç bilmiyorum. Cengiz'le en kötü olasılıkla bu seneyi de evde geçirir, diye konuştuk. Bu sefer de bütün yaşıtları kreşe ve çok çocuklu ortama alışmış olacağı için bizimki iyice bocalar mı diye korkuyorum. Ama bu sene de bu kadar zorla göndermek istemiyoruz ikimiz de.
Geçen hafta içinde Ateş'in söylediği ilginç cümleler:
Arabayla bir yerden dönerken tatlıcıya uğramayı teklif eden babasına: "E, baba sen de tatlıcıya takıldın, tatlıcı tatlıcı yeter artık."
Her akşam yaptığım gibi hadi banyoya dediğimde: "Anne sen de banyoya takıldın"
Biz birbirimizle konuşurken:"Çocuklaaaaar, siz ne konuşuyorsunuz?"
EK: Bu akşam alışveriş dönüşü yine tatlıcıya uğramayı teklif eden babasına: "Baba, ben de balıklara takıldım."

Pazar, Ekim 26, 2008

Umarım Oğlum Büyüdüğünde Yasakçı Zihniyet Olmaz

Bu Blogger yasaklamasına çok şaşırdım ve üzüldüm. Hala şaşırtabiliyorlar, halbuki insan bir aşamadan sonra artık ne yapsalar şaşırmam diyor. Ama bu kadarı da olmaz, pes dedirtiyorlar. Umudum giderek azalıyor, umarım çocuklarımızı iyi bir gelecek bekliyordur.
Blogumun konusu olan (hani çok zararlı ya)oğluma gelince; geçtiğimiz haftayı okul açısından zor geçirdik. Sabahları hala gitmek istemiyor, ağlıyor. Ben bıraktıktan sonra da zaman zaman ağlayıp sonra uyum sağlıyormuş. Ama iş çıkışı hep mutlu oluyor. Çarşamba sabahı ağlaması pik yaptı. El sallayıp çıktım ama benim de gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Öyle ki, duramadım. İşe gidince aradığımda, ara ara ağladığını söylediler. O an başka okul aramaya kesin karar verdim, ben okuldan memnunum ama belli ki Ateş'i orda üzen birşey var. En kötü olasılıkla bu seneyi de evde geçirir dedim kendi kendime. İşten erken çıkıp onu almaya gittiğimde ise, gayet mutlu, eğlenen, bir arkadaşının doğumgünü partisinde pasta yiyen ve hevesle bana anlatan Ateş'le karşılaştım. Öğretmeni, hayatında ilk kez kendi kendine bazı şeyleri çözmeye çalıştığını, bazılarını çözdüğünü, bazıları içinse zaman gerektiğini söyledi. Ama şimdi okuldan alırsanız, onun için herşeyi siz çözmeye kalkarsanız kendini savunmayı, bir topluluk içinde yaşamayı nasıl öğrenecek, dedi. Bunlar bana çok mantıklı geldi. Ateş'in durumunu da gözönüne alınca devam etmeye karar verdik babasıyla birlikte. Cuma akşamı babasına "artık okulda ağlamamaya karar verdim" demiş.
Perşembe günü gecikmiş göz muayenemize gideceğimiz için okula gitmedi. Öğlene kadar evde ablasıyla kaldı, ama evde kalmaktan da pek hoşlanmadı, tahminlerimin tersine. Öğleden sonra damlalı göz muayenemizi yaptı Ayça Teyze. Damlalar biraz ağlattı onu. Şubattaki ilk muayenede optik görmesi 3-4/10 idi, şimdi 6-7/10'a çıkmış. 10/10 olabilirmiş, ama bizimki gözlüğü tam zamanlı takmaya yaklaşık 3 ay önce başladı. Bir sonraki muayenede optik görmemizin artacağını ve tümüyle düzeleceğini umut ediyoruz. Ama tabi göz numaraları biraz artmış. Yeni bir gözlük çerçevesi beğendi (siyah olmalıymış, tümüyle kendi seçti), camları takıldı ve dün aldık. Yeni gözlüğünü kullanmaya başladı.

Cumartesi, Ekim 25, 2008

???

Salı, Ekim 21, 2008

Okul???

Bayram tatili öncesinde okula gayet iyi gitmeye başlamıştı. 30-40 dakika öncesinden okula gideceğimizi söylüyordum, o da ruhunu hazırlamış oluyordu. Uzun bayram tatilinin ardından bir türlü toparlanamadı. Her sabah olay var evde. Her sabah "okula gitmiyceeeem" diye ağlıyor. Onun yanında hiç taviz vermiyorum. Artık büyük çocuk olduğu için okula gitmesi gerektiğini söylüyorum. Büyüklerin işe, çocukların okula gitmesi gerektiğini anlatıyorum. Faydasız. Neden okula gitmek istemediğini sorduğumda "okul kötü" diyor. Neden kötü diyince de "orda oyun oynatıyolar, şarkı söyletiyolar, yemek yediriyolar" diyor. Anlaşılan evde yani kendi krallığında, sürekli onunla ilgilenildiği yerde hayatına devam etmek istiyor. Ama bu böyle gitmez. Bir sosyal hayatı ve arkadaşları olmalı.
Okula bırakırken iş çıkışı çok hızlı gelip onu alacağımı söylüyorum. Mutsuz ve çoğunlukla ağlayarak "çabuk gel" diyor ve zorla el sallıyor. Sonra benim bütün günüm mahvoluyor. Çok mutsuz ve sıkıntılı oluyorum. İş çıkışı almaya gittiğimde sabahki çocuktan eser olmuyor. Gülen eğlenen bir çocuğa dönüşmüş oluyor Ateş. Okul nasıldı diye sorunca o, i ya da k diyor. Babasıyla şifreli konuşmalar uydurdular. O orta, k kötü, i iyi demek. Dün bana "okul önce k idi, sonra Bartu gidince o oldu" dedi. Bartu Ateş'ten küçük ama galiba biraz yaramaz bir çocuk. Ateş'i itiyormuş, gelip onun yatağına yatıyormuş. O yüzden Bartu'yu hiç sevmiyor Ateş. Dün Ela diye bir arkadaşından bahsetti.
Dün okulda gözlüğü kırılmış. Nasıl çıkardıysa gözlüğü, ortadan ikiye ayrılmış. Zaten kontrol zamanımız gelmiş geçmişti. Bugünlerde yine muayeneye gidip yeni bir gözlük almamız gerekiyor.
Geçtiğimiz pazar günü benim bir toplantım vardı. Ateş ve babası da balık avlamaya gittiler, Ateş zaten rüyasında bile balık avladığını görüyor. Balıklar şu andaki en büyük ilgi alanı. Avladıkları balıkları yemiş, akşam evde çooook mutluydu.

Cuma, Ekim 10, 2008

Yaramazlık Sonrası

Alttaki yazının hemen ertesi sabahı normale döndü. Melek gibi oldu. Hatta salıdan beri babası da yok, toplantılar için şehir dışında. İkimiz evde mutlu mesut, sarmaş dolaş zaman geçiriyoruz.
Ancak, okula başladığından beri yemekle ilgili bir problem ortaya çıktı. Okulda öğretmenleri bir yemeği bitirmeden öbür yemeğe geçmemelerini söylemişler. Şimdi tabağında yemek kalırsa hiçbir şekilde başka yemeğe geçemiyor, ama doyduğu için tabağını da bitiremiyor. Çaresizlik içinde sıkışıp kalıyor. Meyve ya da tatlı teklif ettiğimde yemeğini bitirmediği için yiyemeyeceğini söylüyor, ağlıyor. Okulda da aynı şeyi yapıyormuş. Sürekli tabağını bitirmesinin zorunlu olmadığını, doyunca bırakabileceğimizi söylüyorum. Okulla da konuştum, onlar da Ateş'in yanında böyle söylemeyi bıraktıklarını söylediler.
Bunun dışında keyfimiz yerinde. Okulda bırakırken biraz hüzünlense de, ben gidince normale dönüyormuş. Arkadaşlarıyla espriler yapıp, oyunlar oynuyormuş. Eve gelince de evdeki oyuncaklarını çok özlemiş olduğu için iyi vakit geçiriyoruz.
Sürekli boyundan çok büyük espriler yapıyor, ya da benim yanlışlarımı düzeltiyor. İnanamıyorum. Geçen akşam şarjlı el süpürgesini kullandı Ateş, uzun süre olunca şarjı çok azaldı. "Ateş pili bitti süpürgenin" dedim. O da beni düzeltti: "hayır anne, şarjı bitti" dedi.

Cumartesi, Ekim 04, 2008

Aşırı Yaramazlık

Her zaman Ateş'in yaptığı güzel şeyleri yazacak değilim ya, bu seferlik de böyle olsun. Bugün beni tek kelimeyle bitirdi. Öğlen dışardaydık, alışveriş ve sinemaya (beni aya uçur) gittik. Herşey süperdi. Ama öğleden sonra eve dönünce -geçtiğimiz hafta sık sık yaptığı gibi- sebepsiz yere ağlamaya başladı. Gerçekten sebepsiz. "Elma yer misin?" diye sordum, ortalık yıkıldı. Ama nasıl bir ağlama, duyan çocuğun çok canı yanıyor falan sanır. Konuştum olmadı, kızdım olmadı, hiçbir şekilde susmuyor. En sonunda beni aşırı kızdırdı, deli gibi bağırdım. Hiçbir istediğini yapmayacağımı söyledim. Uzun bir süreden sonra sustu. Bu olay gece yatana kadar iki kere daha tekrarlandı. Artık dayanacak halim kalmadı. Banyoda deli gibi tepinme, çıkınca giyinmemek için direnme, yatakta zıplama, hiçbir şekilde söz dinlememe, durup dururken ağlama... O uyudu, ama ben bittim. O kadar çok kızdım ki ona bugün, o uyuyunca sinirimden ağlamaya başladım. Hala gözlerimden yaşlar akıyor. Kızdığım için pişmanlıktan değil, sonuna kadar haketti, aşırı sinirimle ne yapacağımı bilemediğim için.
Lilypie Kids Birthday tickers