Çarşamba, Ağustos 08, 2012

Tatil ve Yüzme Kursu

Geçtiğimiz hafta hep denizdeydik. Çok iyiydi, Ateş'le boooool bol yüzdük. keyif yaptık. Yüzme ve atlama işlerini acaip ilerletti. Benim daha bu yaz başında hayal bile edemeyeceğim kadar su kuşu oldu. Geçen sene de iskeleden falan atlıyordu. Ama bu sene inanılmaz rahat, hemen her şekilde atlıyor. İkimiz dubaya yüzüyoruz O atlasın diye. Sayısız kereler atlıyor, biraz da birlikte atlıyoruz, ancak ondan sonra dönüyoruz kıyıya.
Haftaiçi 3-4 gün İpekler de geldiler. Hepimiz için çok iyi oldu. Çocuklar denizde ya da kumda oynarken biz de oturup sohbet ettik, hep birlikte denize girdik, iyi vakit geçirdik. Ateş yine "siz sadece oturup sohbet ediyorsunuz, hiç eğlenmiyorsunuz" dediyse de ona büyüklerin bu şekilde keyif aldığını anlattım tekrar. Haftasonu İpekler döndü, bu arada abi geldi. Ateş abisini de çok özlemiş, birlikte çok iyi vakit geçirdiler. Bol bol balığa gittiler babalarıyla. Gerçi zaten hergün gittiler balığa, ama abiyle birlikte daha çok ve bu sefer kendileri balık tuttular. Akşama da tuttkları balıkları yediler. Onlar balıktayken ben de ayaklarımı uzatıp kitabımı okudum. Yani herkes için keyifli bir tatil oldu. Pazar günü eve döndük. Döner dönmez arkadaşlarımızla buluşup açık havada bir yerde yemek yedik. 

Pazartesiden itibaren Ateş ve İpek, İpekler'in havuzunda yüzme dersi almaya başladılar. Cengiz havuza, kirlidir düşüncesiyle hep karşıydı. Ama stilli yüzme öğrenmesinin de başka yolu yok. Denizde yüzmeyi bu kadar iyi öğrenmişken üzerine stil öğrenmesinin tam zamanı. İpek'in annesi ayarladı sağolsun. Şimdi hergün ben Ateş'i onlara götürüyorum, 1 saat yüzme dersi alıyorlar, sonra eve geliyoruz. Öğretmen Ebru Hanım oldukça disiplinli, bizim çocuklar için iyi gibi görünüyor. Sözünü çok rahat dinletiyor. Ayrıca da çocuklar dersten çok memnun, çok eğleniyorlar. Dün, daha 2. derste bizimki balıklama atlamaya başlamış. Üstelik öğretmeni de doğru atladığını söylemiş, pek mutluydu. Bu arada ben balıklama atlayamıyorum. Ayrıca kulaç atarak nefes almayı da öğrenmeye başlamış. İki derstir yanlarında bekleyemiyorum, ama bugünden itibaren kitabımı alıp havuzun kenarında onları bekleyeceğim. 

Babasıyla ödevlere devam ediyorlar. Yaz başından beri ilk kez verilen ödev haftasının önüne geçtiler dün akşam. Bir haftanın ödevi ancak birkaç günde biterken, Ateş son zamanlarda daha iyi odaklanmaya ve daha hızlı yapmaya başladı. Babası çok ciddi, ödevi geçiştirmesine, ya da kısa kısa yazmasına izin vermiyor, ama ödevleri eğlenceli hale de getiriyor. Dün akşam hem 9., hem de 10. haftanın ödev dosyasını bitirdiler. Geriye 2 haftalık dosya, 1 okunacak kitap, çok az sayıda test ve internetten interaktif şekilde yapılan İngilizce ödevi kaldı. Sanırım onları da çabucak bitirirler. Diğer sınıfların bu kadar yaz ödevi yok.

Ödevden sonra, Ateş'le olimpiyatları izlemeye başladık. Kadın basketbol milli takımımızın Rusya ile olan maçını izledik birlikte heyecanla. Bizimkiler çok iyiydi, çok basit hatalarla son saniyelerde maçı verdiler. Arada, bir de 100 m engelli finalinde Nevin Yanıt'ı izledik. İlk üçe girememesine üzüldük, beşinci olmasına sevindik. Bu arada Ateş'e olimpiyatların ne olduğunu, spor karşılaşmalarını, basket maçının kurallarını vb. anlattık. Maç geç bitti, yorgunluktan bayılıp uyuduk.

Bu arada Ateş'in göz muayenesi zamanı geldi. Yarın babası Ateş'i ve abisini Ayça Teyze'ye götürecek. Kalabalık oluşturmamak için ben gitmeyeceğim. Muayeneden sonra da birlikte yemek yiyeceklermiş.

Sonuç olarak, Ateş'in yaz tatili güzel geçiyor. Hala sıkılacak vakti olmadı. Ama okul başlayacak şeklinde bir fobisi de yok. Okulunu ve arkadaşlarını da çok seviyor.

Cuma, Temmuz 27, 2012

Tatil ve Ödev

Ateş bu hafta başından beri gündüzleri evde geçiriyor. Yeni işe başlayan Ebru ablasıyla iyi anlaştı. Ara ara birlikte oyun oynuyorlar. Ateş diğer zamanlarını kendi kendine oynayarak ve bu sıralarda tekrar favorisi olan karaip korsanlarını izleyerek geçiriyor. 


Pazartesi ve salı akşamları evdeydik. Ama Ateş iş çıkışında babasıyla çıkarak dışarda bazı işleri halletti. Akşamları da babası ona büyük bir başarıyla ödevlerinin bir kısmını yaptırdı. Tatildeki her hafta için bir ödev kitapçığı var. Belki de 1. sınıf tatili olduğu için ödevler oldukça yüklü. 12 tane ödev kitapçığı, toplamda 52 tane internetten interaktif olarak okunacak İngilizce kitap ve 6-7 tane de öykü kitabı var. En zorlusu ödev kitapçıkları. Yap yap bitmiyor. Cengiz konuya büyük bir ciddiyetle yaklaşıyor. Ben çok yumuşağım. Hadi yapalım, diyorum Ateş'e, yok şimdi yapmayalım, derse hemen pes ediyorum. Yaz tatili olduğu için ısrar edemiyorum. Ama Cengiz ısrarcı. Neyse, pazartesi ve salı akşamları en azından içinde bulunduğumuz 6. haftanın programına yetişmeye çalıştılar. Çarşamba akşamı her zaman gittiğimiz tenis klübüne gittik. Bu akşam klübün tümüyle kapanacağını öğrendik. Zaten kapanacaktı, ama bugün olacağını bilmiyorduk. Çocuklar da biz de üzüldük, çünkü orda hep birlikte çok iyi zaman geçiriyorduk. Bu nedenle son olarak bu akşam da oraya gitme kararı aldık. Dün akşam kalabalık bir arkadaş grubuyla bahçeli evi olan Z.S.'lara gittik. Çocuklar sitenin yüzme havuzuna girdiler. Yemek vakti onları zorla çıkarıp getirdik. Gece yemekten sonra bir kez daha girdiler. Böylece Ateş ilk kez gece havuza girdi. Gecenin sonunda çoook yorulmuştu, eve dönerken dişi ağrımaya başladı. Bu aynı dişin 3. ya da 4. ağrıyışı olduğu ve şiddetli olduğu için bu sabah onu bir diş kliniğine götürdük. Ateş'in sınıf arkadaşı Nil'in babası muayene etti. Daha önceden dolgu yapılan dişiydi. Röntgen filmi çekildi, görünürde çürük yok, ama dolgunun altında olabilir, dedi. Bir süre beklemeye karar verdik. Zaten süt dişi. Düşene kadar idare edebilirsek edeceğiz, yoksa yeniden gitmemiz gerekecek. 
Önümüzdeki hafta denizdeyiz. Hep Ateş'le birlikteyiz.

Perşembe, Temmuz 19, 2012

Blogda 6 Yıl

Bu ay itibariyle Ateş'in günlüğünü yazmaya başlayalı 6 yıl bitiyor. Hayatta en severek yaptığım şeylerden biri. İyi ki blog yazmaya başlamışım. Keşke daha önce öğrenseymişim de hamilelikten itibaren başlasaymışım. Neyse olsun, 14 aylıktan itibaren Ateş'in günlük hayatı hakkında birçok şeyi buraya kaydettim. Artık kendisi de geçmiş yazıları benim kadar büyük bir keyifle okuyor. Çok hoşuna gidiyor. Bazen kendi yaptıklarını ya da söylediklerini okurken gülmekten gözlerinden yaşlar geliyor. Edebildiğim kadar devam...


Yaz okulunun son günü bugün bizim için. Ateş çok sevdi bu yaz okulunu. Severek gitti. En iyi ve aynı zamanda en kötü ders yüzme dersiymiş. Havuzda yüzme kısmı çok güzelmiş, ama havuza hazırlık yapma kısmı (soyunma odasında mayo giyme, bone takma, duş yapma, çantayı toparlama) çok kötüymüş. Neyse bu sene yaz tatili oldukça aktif geçiyor. Daha hiç sıkılacak kadar evde kalamadı. Gelecek hafta evde olacak. Artık acısını çıkartır. 


Pazartesiden itibaren yeni bir abla bizde çalışmaya başlayacak. Çocuk gelişimi bölümünde öğrenci bir genç kız. Ateş evdeyken primer işi Ateş'le oynamak olacak. İpek'e bakan Hülya Teyze buldu bize. Bir öncekinden çok daha iyi olacağını tahmin ediyorum. Haftasonu planımızda kuzenler, deniz, bol bol yüzme, boooool bol dubadan atlama var. 

Salı, Temmuz 17, 2012

Mezarlık Ziyareti

Ateş geçen hafta bir sabah aniden bana şöyle dedi: "Anne, ben büyüyünce çok işim olsa bile, yine de haftada bir sizin mezarlarınıza ziyarete geleceğim." Ben de gülümseyerek peki oğlum, dedim. Bunu söylerken bile üzülüyordu. Bu sıralarda sık sık bizim dünyanın, hatta evrenin en iyi anne babası olduğumuzu söylüyor. Biz yokken çok özlediğini anlatıyor. Sanırım yaşının gereği olarak ölümün farkına varma ve anne-babayı kaybetme korkusu yaşıyor. Bu yaşlar için doğal düşünceler bunlar. Geçen senelerde de bir iki kez böyle şeyler söylemişti. Umarım oğlum daha fazla üzülmeden bu konuları unutur gider.

Pazartesi, Temmuz 16, 2012

Yaz Okulu ve Kuzenler

Ateş geçen pazartesi bizim üniversitenin yaz okuluna başladı. Toplam 2 haftalık bir yaz okulu olacak. Voleybol, mini tenis, badminton, pazartesi dışında hergün yüzme, satranç, seramik, sinema ve trambolin gibi aktiviteler var. Bunlardan sadece trambolin açık havada, diğerlerinin hepsi kapalı mekanlarda. Zaten aksi olsa bu sıcakta gönderemezdim. Ateş yaz okulunu çok sevdi. Çok eğleniyor, iyi vakit geçiriyor. Hergün, iyi ki bu yaz okuluna göndermişiz diye konuşuyoruz. Hayatında ilk kez havuzda bir yüzme antrenöründen ders alıyor. Tabi ki kalabalık bir grup olduğu için çok şey beklemiyorum yüzme dersinden. Ama yine bu Ateş için ve benim için bir ilk. Yanında ben olmadan ilk kez havuza giriyor. Bu arada ağustos içinde bu sefer iki kişiyle bir yüzme öğretmeninden ders almasını ayarlamaya çalışıyoruz. Bu konuda esas muhalefet olan Cengiz'i ikna ettim. 
Bu arada hafta başında Ateş'in İstanbul'daki kuzenleri, ve onların bir kuzeni geldi. Biz de cuma akşamı gidince bütün çocuklar biraraya geldi. Geçen senelerde Ateş, büyük çocukların yüzme aktivitelerine pek katılamıyordu. İlk kez bu sene hepsi birlikte dubaya kadar yüzüp sayısız kereler denize atlama oyunları oynadılar. Cengiz'in İstanbul'daki kardeşinin eşi, Ateş'in küçüklüğünü hatırlattı bana. Ne kadar korumacı olduğumu, Ateş'ten gözümü bir saniye bile ayırmadığımı konuştuk tekrar. Şimdi büyüdüğü için herşeyini kendi başına halledebiliyor. Görünürde Ateş'i rahat bıraktım artık, ama yine nerde olursa olsun, mutlaka kontrol ediyorum. Gözümün önünde değilse, O'na pek de belli etmeden sık sık kontrol ediyorum. Ancak böyle içim rahat ediyor. Bu yaz okulu meselesinde de, bir yandan orda çok iyi vakit geçirdiği için içim çok rahat, ama bir yandan da ben yanında yokken havuz olayı beni rahatsız ediyor. Neyse, bir şekilde kendimi alıştırmam lazım. Bu rahatsızlığa rağmen ekstra yüzme dersini isteyen de yine benim. Böyle bir karmaşık durum herhalde annelik. 
Haftasonu deniz kenarında Ateş'in iki sınıf arkadaşı (Kaan ve Yağız) da vardı. Arada birbirleriyle de oynadılar.

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Disneyland

Disneyland'deki 2 günümüzü de unutmadan yazmaya karar verdim.
Main street: Her yerde fotoğrafı olan bir şatodan (fotoğraftaki) geçilerek giriliyor. Şatonun sadece girişini gezebildik. Üst katlarına da sonra çıkalım dedik, ama zaman kalmadı. Şatodan main streete giriliyor. Burada küçük bir kasaba canlandırılmış. Bütün binalar bir dönemi yansıtacak şekilde düzenlenmiş. Burda bol bol alışveriş yapılacak dükkan var. Kurabiyeler, muffinler vb satan yerler de mevcut.
Fantasyland: Main streetten sonra biz fantasylande girdik. Burda önce Mad Hatter's tea cups'a bindik. Çok kısa bir kuyruktan sonra binebildik, eğlenceliydi. Sonra yine kısa bir kuyruktan sonra It's a small world aktivitesine katıldık. Burda suyun içinde gezen küçük bir bota biniliyor, sağda ve solda birçok ülkenin özellikleri, giysileri, hayvanları vs.'yi gösteren modeller konulmuş. Çoğunun fotoğrafını çektim. Çok güzel bir renk cümbüşü içinde, bir şeyi incelerken yenisine hızla geçilen güzel bir aktiviteydi. Sonra sırada Alice's Curious Labyrinth vardı. Açık havada gerçekten bir labirent oluşturmuşlar, bizim çocuklar hevesle dolaştılar içinde. Sonra sıra bekleyerek Peter Pan's Flight'a bindik. Çok güzeldi, beğendik. Çıktığımızda acıkmıştık, yakındaki bir yerde hızlıca yemeğimizi yedik ve frontierlande geçtik.
Frontierland: Burda tamamiyle bir vahşi batı ortamı kurulmuştu. Öncelikle binen insanların çıkardığı seslere bakarak Big Thunder Mountain sırasında girdik. Fast pass'te de sıra var diye normal kuyruğa girdik, ama kendilerinin de söyledikleri gibi tam 1 saat bekledik. Beklediğimize değdi, o ana kadarki en eğlenceli aktivite buydu. Yapay bir dağın etrafında trenle hızla yapılan bir yolculuktu. Çok eğlendik, çığlık çığlığa bağırdık. Çıkışta fotoğraflarımızı gördük. O eğlenceyi hep hatırlamak için fotoğrafı aldık. Sonra Thunder Mesa Riverboat Landing'te güzel ve sakin bir nehir yolculuğu yaptık. Çoğu şey yapaydı, ama gerçekten çok güzel yapmışlar. Daha sonra Phantom Manor perili eve girdik. İnanılmaz bir ortam hazırlamışlar, çok güzeldi. Burayı da bitirip adventurelande gittik.
Adventureland: Burda önceden Indiana Jones and the Temple of the Peril'e girmeye heveslenmiştik, ama 140 cm boy sınırı vardı. Ateş 130 cm, bu nedenle giremeyeceğiz diye üzülüyordum. Gittiğimizde zaten bakım çalışmaları nedeniyle kapalı olduğunu gördük, üzülmemize gerek kalmadı. Pirates of the Carebbian'a bindik, yanındaki notta ıslanma riski var yazıyordu. Yine bir botun içinde bir taraftan yüzerken bir taraftan da filmin birebir canlandırılmış hali sahne sahne sıralanmıştı. Çok başarılıydı, herşeye inanılmaz para harcamışlar. Ateş filmleri çok iyi bildiği için daha bir güzel oldu. Çıkışta temalı dükkandan alışveriş yaptık. Ateş, şu anda da favorisi olan bir kafatası ve filmdeki madalyondan (eve dönünceye kadar her saniye bununla oynadı) aldı, çocuklara tişörtler ve Ateş'e kalemkutusu aldık. Sonra Robinson Treehouse'a çıktık. 27 metre yüksekliğinde çok güzel bir ağaç ev yapmışlar. Evin her bölümünü canlandırmışlar, dekor ve tasarım çok güzeldi. Adventure isle'de gezdik. Birçok labirent mağaraya girdik. Kafatası şeklinde kayayın önünde fotoğraf çektik. Indiana Jones filmlerindeki ip köprülerden geçtik. Pirates Beach'i gördük. Arada her akşam 7'de düzenlenen geçit törenini izledik. Burda çocuklar çimlerin üzerinde yuvarlanarak çok eğlendiler.
Discoveryland: Ertesi gün, önce frontierlanddeki Big Thunder Mountain'a bir kez daha binmek için fast pass alıp sonra da discoverylande girdik. İnsanlardan çığlık seslerinin geldiği Space Mountain'a gittik, ama 1.32 cm olan boy sınırlamasına takıldık. Buzz Lightyear Laser Blast'ta ve Autopia'da inanılmaz kuyruk vardı, gözümüz yemedi, ayrıca stüdyolara zaman kalmayacak diye korktuk. Bunlar da çok güzelmiş, ama binemedik. Big Thunder Mountain'daki ikinci turumuzu da çığlık çığlığa tamamladıktan sonra discoverylande dönüp Star Tours'un sırasına girdik. Tabi ki bütün star wars filmlerini ezbere bilen Ateş için çok iyi oldu burası. Kuyrukta beklerken R2D2 ve C3PO'nun fotoğraflarını çektik bol bol. Star Tours da 5 boyutlu sinema gibi bir aktiviteydi. Çıkıştaki dükkanlardan alışveriş yaptık, Ateş kendine burda olmayan star wars karakterleri aldı.
Walt Disney Studios: Buraya bir öğleden sonrayı ayırabildik sadece. Çok yer vardı, ama hem yorgunluktan hem de kuyruklardan heryere giremedik. Öncelikle Rock 'n' Roller Coaster Avec Aerosmith'e fast pass aldık. Sonra Toy Soldier Parachute Drop'ta sıraya girdik. Ama fast pass biletlerimizin zamanı geldiği halde sıra bize gelmeyince buna binemeden ayrıldık. Rock 'n' Roller Coaster Avec Aerosmith inanılmaz hızlı, yer yer 360 derece dönüşlerin olduğu, acaip bir roller coasterdı. Aerosmith müzikleri eşliğinde gerçekten çığlık çığlığa bindik. Çok çok güzeldi. Çok görmek istediğim Armageddon kapalıydı. The Twilight Zone Tower of Terror'a gidecek zaman kalmadı. Yüksekten bir anda hızla düşen bir asansörmüş bu. Finding Nemo Crush's Coaster'da da çok kuyruk olduğu için binemedik, beklemeye zaman kalmadı. Studio Tram Tour: Behind the Magic açık otobüsle yapılan bir yolculuktu, yolda filmlerden bazı sahneler canlandırılmış ve gerçekten filmlerde kullanılmış bazı malzemeler (arabalar, heykeller, tanklar vb) vardı. Otobüs bir yere gelince durdu. Burda dağlık bir arazi yapılmıştı, Önce deprem ve tankerden sızan benzin nedeniyle yangın simülasyonu yapıldı. Sonra dağlardan gelen çok ciddi miktardaki su, yangını söndürdü. Çok güzeldi. Böyle bir şey beklemediğimiz için videoya kaydedemedim. Sular bizim üstümüze gelecek sandık, herşey o kadar gerçekçiydi. Sonra otobüsteki ekranda bu durumun gerçekten filme çekilmiş halini gördük. Çok başarılıydı. Bu arada otobüste bizim önümüzdeki sırada tekerlekli sandalyesiyle bulunan bir engelli gencin durumu, Ateş'i de beni de çok etkiledi. Ateş sürekli çocuğun hastalığıyla ilgili sorular sordu, çocuk için çok üzüldü. Ben de hem çocuk için, hem de yanında olup elini tutan sevgi dolu annesi için çok üzüldüm. Yine stüdyolarda çok sayıda filme ait canlandırmalar vardı. Şimşek McQuenn, Mater, Guido ve Luici'nin önünde fotoğraflar çektim. Ama Ateş'in bu filme 2-3 yaşında olan büyük ilgisi kalmamış tabi.
Sanırım bu kadar, önerilen aktivitelerin çoğunu yaptık, yapamadıklarımız da bir sonraki sefere artık. Ateş'i çocukken buraya getirebildiğimiz için mutluyum, ama sadece çocuklar için değil, aynı zamanda büyükler için de çok eğlenceli ve güzel bir yer. İyi ki gitmişiz :)  

Salı, Temmuz 10, 2012

Paris Paris...

Bir türlü yazamadım, ama Paris gezimiz çok güzel geçti. Gün gün yazayım ki, unutmayalım. 24 haziran sabahı çok erken saatte yola çıktık, havaalanına gittik. Uçağımız beklenen zamanda kalktı, İstanbul'a vardık. Havaalanında duty free dükkanlarda dolaştık bir süre, bir yerde çocuklar yemek yediler. Öğlene doğru Paris uçağına bindik. Sabah çok erken kalkmanın etkisiyle Ateş yol boyu uyudu. İndiğimizde önce metro haritasına koopere olduk. Sonra yolumuzu bulup otelimize vardık. Şehrin inanılmaz güzel bir metro ağı var, çok kolaylıkla adapte olunuyor. Şu anda İstanbul'da kaybolabilirim, ama Paris'te istediğim yere kolaylıkla giderim, o derece net herşey. Otel odamız çok güzeldi, temizdi, küçük ama kullanışlıydı. Kendi içinde minik bir mutfağı ve her türlü mutfak araç gereci vardı. Çok beğendik. Eşyaları bırakır bırakmaz kendimizi dışarıya attık. Metroyla opera durağına gittik. Biraz yürüyerek etrafta dolaştık, sonra Pizza Hut'ta yemek yedik. Yine yürüyerek gezdik biraz ve otele döndük. Birbirimizin odalarına gittik, sohbet ettik, odamıza dönüp uyuduk.
Ertesi gün, yani pazartesi günü, ilk durak Eyfel kulesiydi. Daha önceden internetten bilet almadığımız için (son hafta baktım, ama bütün rezervasyonlar doluydu), 2 saatten daha fazla süre kuyrukta bekledik. Çocuklar doğal olarak sıkıldılar. Kuyrukta yaşadık bir süre, birşeyler yedik, içtik, sohbet ettik, çocuklar oyun oynadılar, derken sıra nihayet bize geldi. Önce 2. kademeye, sonra da 3. ve en üst kademeye asansörle çıktık. Manzara çok güzeldi, kule etkileyiciydi. Ateş'in Paris hakkında hiç fikri yokken bile bildiği bir şeydi Eyfel kulesi. O yüzden bizim için önemliydi. Neyse tepede bol bol fotoğraf çekip etrafı izledikten sonra indik. Köprüyü kullanarak karşıya geçtik. Yürüye yürüye Champs-Elysees'eye gittik. Arc de Triomphe'un yanından geçerek yürüdük. Artık açlıktan ve yorgunluktan perişan olan çocuklar için bir yere oturup hamburger yedik. Biraz dinlendikten sonra caddenin doğu tarafına doğru yürüyerek Grand Palais ve Petit Palais'i gördük. Bol bol fotoğraflarını çektik. Sonra Pont Alexandre III köprüsünden karşıya geçtik. İki köprü sonra Seine nehrinde gezmek üzere Batobus isimli teknelerden birine bindik. Nehirde gezdikten sonra tekneden indik ve Louvre müzesinin bulunduğu bölgeye geldik. Saat artık epeyce ilerlediği için müze kapalıydı. Ama cam piramidin önünde epeyce fotoğraf çektik. Ben sonraki günlerde müzeyi gezmeye kararlıydım, ancak Eyfel'deki sıra çok gözümü korkuttu. Belki başka bir sefere, diyerek Louvre'a girmekten vazgeçtik. Metroyla otelimize döndük, bu arada yakınlarda bir marketten alışveriş yapık, akşam yemeğimizi odamızda yedik. 
Salı günü, Disneyland planımız vardı. Önceden internetten iki günlük biletlerimizi almıştık, hazırlıklıydık yani bu sefer. Girerken çok sıra beklemedik, ama içerde her aktivitenin başında sıra vardı tabi ki. Yine de yağmurlu bir gün olduğu için çok kalabalık sayılmazdı. İlk gün fantasyland, frontierland, adventurelandi bitirdik. Hemen hemen her aktiviteye katıldık. Bunları hatırlamak için Disneyland haritasına bakmamız lazım. Akşam yorgun argın sürünerek otele döndük. Ertesi gün yine Disneyland günüydü. Bu sefer discoverylandi gezdik. Ateş orda kendine burda olmayan star wars oyuncakları aldı. Öğleden sonra da Walt Disney Studio kısmına girdik. Orda da çok güzel yerler gezdik, inanılmaz bir aerosmith roller coaster'a bindik. Hala aklımız orda kaldı. Süperdi. Akşam yine yorgunluktan perişan şekilde otele döndük. 
Perşembeye geldiğimizde, metroyla Ile de la Cite'ye gittik. Orda önce Sainte Chapelle'e, ardından da Notre Dame Katedrali'ne gittik. İkisi de muhteşemdi. Ateş buralarda bol bol fotoğraf çekti. Sonra biraz alışveriş yapıp, bir kafede (ilk kez) yemek yedik. Ardından Sacre Coeur'a gittik otobüsle. Sonra sokak aralarında yürüyüp merdivenle tırmandık. Sacre Coeur'a geldiğimizde Ateş ve İpek, bir yerde topla gösteri yapan bir genci izlediler uzun süre. Yine bol fotoğraf çektik. Ressamlar sokağında dolaştık, bir yerde tatlı yedik, biraz alışveriş yaptık. Dönüşte otelin olduğu yerdeki metro durağının yanında bulunan Buttes Chaumont parkına girdik. Her tarafın ağaç olduğu, insanların çimlerin üzerinde kitap okuyup piknik yaptıkları mükemmel bir parktı. Ateş ve İpek, o günkü bütün yorgunluklarına rağmen, parktaki oyun alanında uzun süre oyun oynadılar. Akşam (gece 11'de hava kararıyordu) otele zar zor döndük.
Cuma günü, yani son gün, çocuklar için iyi bir gezi yeri olarak tanımlanan Parc de la Villette'e gittik. Yarım küre şeklindeki sinemaya ve bilim merkezine girdik. Biletlerini aldığımız halde planetariyuma giremedik. Sinemada hubble filmini izledik. Çocuklar sıkıldı, büyükler uyudu. Orayı pek sevmedik, acele ayrıldık. Tekrar şehir merkezine geldik. Sokak aralarında dolaştık. Bir kafede yemek yedik. Caddelerde yürüdük. Akşamı ettik, toparlanmak üzere otelimize döndük. Ertesi sabah da yola çıkıp havaalanına geldik. Bu sefer uçağımızda kişiye özel film izleme ve oyun konsolu vardı. Yolculuğun nasıl geçtiğini bile anlamadık. Ancak İstanbul'da 4 saatten fazla beklememiz gerekti. Neyse en sonunda geceyarısı da olsa evimize geldik. Bütün gün süren yolculuktan ve bol yürümeli geçen haftadan sonra pazar günü boool bol dinlendik. Yine de akşamüstü her zaman gittiğimiz tenis klübüne gidip oturduk. 
Fransa gezimiz, Ateş'in ilk, benim de uzuuun bir aradan sonra (2002 yılından sonra) ilk yurtdışı gezimiz oldu. Çok güzeldi, çok eğlendik. Paris çok güzel bir şehir. Biz kullanmadık, ama şehir istenirse her taraftan kiralanabilen bisikletlerle de dolaşılabiliyor. Metro ağı inanılmaz, otelin olduğu durakta asansörle 6 kat aşağıya inmemiz gerekiyordu. Tarihi binaları süper korunmuş. Ancak inanılmaz şekilde insanların sokağa çiş yapma alışkanlıkları var. Birkaç kez direk rastladık. Ayrıca otelin yolunda da, kaldırımda sürekli çişlerden oluşan su birikintilerine rastladık. Ateş, Paris'te insanların tuvaletleri olmadığına karar verdi.
Sonuç olarak çok güzel bir hafta geçirdik. Gelecek seneler için planlar yaptık. Çok eğlendik. Ben 800'e yakın, Ateş de 150 civarında fotoğraf çektik.
Ateş bu haftanın başında yaz okuluna başladı, ama onu da diğer yazıda anlatırım.

Lilypie Kids Birthday tickers