Haftanın ortası oldu, ben hala haftasonunu yazamadım. Cumartesi öğlene doğru Ateş'e ve abisine mont almak için dışarı çıktık. Sonra deniz kenarına gittik, evin balıkadamları balık avlamaya çalıştılar. Ancak yakalayamadılar. Fotoğraf o güne ait. Sonra da oyun parkına gittik, bizimkiler bol bol sallandılar. Ateş'e eve yürüyerek dönelim diye ısrar ettim, hava çok güzeldi. Ama babası ve abisi arabayla dönecekleri için istemedi, birlikte eve döndük. Bir daha da çıkmadık. Akşam Toprak Efe'ler geldiler. Pazar sabahı, Cengiz'in ameliyat ettiği İdil ve Can'ın babaannesini ziyaret ettikten sonra B........'a yine tahmin edileceği gibi balık avlamaya gittik. Bu sefer balıkçılar amaçlarına ulaştılar. Bir dolu balık yakaladılar. Babası avladı, Ateş tuttu, inceledi, torbasına koydu. Sonra da bir balık lokantasında yemek yedik, evimize döndük. Avladıkları balıkları temizlediler babasıyla birlikte. Pişirdik, ama o kadar iştahsız ki son günlerde, hiçbir şey yemedi.
Cuma akşamı tam o hayal ettiğim katı kakayı görmüştüm ki, cumartesi yeniden diare başladı. Günde 4-5 kez, bazen gece uykudan uyanarak yapıyor. Gaita tetkiki yaptırdık, parazit, eritrosit, lökosit yok. Bunların olmaması çok iyi, ama bu diarenin sebebinin ne olduğu da kafamı çok karıştırıyor. Çünkü viral olsa iyileşmesi gerekirdi bugüne kadar.
Pazartesi akşamı okuldan döndüğümüzde Ateş'in akvaryum balıklarından siyah pörtlek gözlü olanın, yani palamuttan küçük toriğin ölmüş olduğunu gördük, zaten zor yemek yiyordu. Ateş çoook üzüldü ve ağladı. Zaten o akşam dışarı çıkacaktık, hemen gidip yenisini aldık. Ateş ölenin aynısından istedi, ancak siyah balıkların hepsi hastalanmış, yani biz zaten hasta balık almışız. Bu sefer sarı daha büyük bir balık aldık. Ama ne yaptıysak yemek yediremedik. Küçük turuncu akvaryum balığı canavar gibi, çok iştahlı. Neyse alışır herhalde, derken dün akşam yeni sarı balığın da öldüğünü gördük. Yine üzüldü Ateş. Bu akşam babasıyla gidip farklı bir yerden başka bir balık alacaklar.
